Yaşayan Efsane 32 Bölüm

Kelime Sayısı:817

32 Bölüm

 

Asansör Bölgesi II

 

Askerler düşünmeye başlamıştı onun gibi birkaç çocuk ve adam da yakalanmıştı. Anlaşılan kargaşadan faydalanmak isteyen sadece kendisi değildi. Asker ‘’Geçirelim mi?’’ diye sordu.  ‘’Başka akraban var mı bu şehirde?’’ diye sordu. Anlaşılan onların da kafası karışmıştı.  Kadran ‘’Biz tepeden geldik sonra suyun içine girdik şimdi tekrar suyun üzerine çıkmak istiyoruz’’ dedi. Asker

 

‘’Bırakalım geçsin bir çocukla bu kadar uğraşırsak işimiz var demektir’’ dedi. Asker ‘’Beni takip et seni asansöre götüreceğim ona binince yukarıda tek başınasın bizden yardım bekleme’’ dedi. Kadran başını sallayıp askerin dediklerini kabul etti.  Kadran bir süre askeri takip etti sonra asker asansörü gösterip ayrıldı o askerlere birkaç bir şey söyledi görev yerine geri döndü. Kalabalığa karışarak asansör için sıraya girdi.  Toplamda dört asansör vardı. İkisi büyük ikisi küçüktü. Büyükler birbirlerine yakından küçükler birbirinden uzaktı. Yukarıya çıkmak isteyenleri tek bir sıraya dizmişlerdi.  Kalabalıktı fakat sıra hızlı ilerliyordu davetiyesi gösterine kabul ediyorlardı fakat Isılbert’in bugün verdiği davetiyeler tamamen geçersiz sayılmıştı. Bugün Isılbert’ten davetiye alanlar bir kenara toplanmıştı. Sıra ona gelmişti. Askerler kendi aralarında fısıldaştılar. ‘’Geçsin bakalım sorumluluğu kim alacak göreceğiz. ‘’ dedi. Kadran asansöre doğru yürümeye başladı önünde şu anlık hiçbir engel yoktu.  Yeniden sıraya girdi bu sefer asansör için.  Asansörün etrafında okyanus gözükmüyordu fakat asansör bölgesinde okyanus gözüküyordu. İlk gördüğünde hayranlıkla baktığı yere dikkatlice bakma fırsatını bile bulamamıştı.  Heyecanlanıyordu, yakalanmadan başarıp başaramayacağını merak ediyordu.

Gökyüzüne baktığında tavanda ışıklandırmalar olduğunu gördü. Oraya ışıkların nasıl asıldığını merak ediyordu. Asansör gürültü ile iniyordu. İçi gözükmüyordu. Arkasında taş duvarlar vardı. Kadran onu gözle göremiyordu asansör kulenin içerisine saklanmış sadece sesi duyuluyordu. Sıra sonunda kendisine yaklaşmıştı. Gürültü bittiğinde asansör aşağıdaydı kapısı açılmaya başlamıştı. İçerisi dolu olup olmadığı göremeden insanlar içine dolmaya başlamıştı sıra tamamen bozulurken Kadran da ileriye atıldı küçük olmasının avantajını kullanarak kendisini asansörün içine attı.  Her şey umduğu gibi giderken bir anda ittirilmiş yere düşmüştü ayağa kalkmaya çalışsa da üzerine birisi basmıştı. Kadran ayağa kalktığında asansörün dışarısında buldu. Askerlerden bir tanesi adamı dışarıya atıp ‘’Hadi içeriye gir çocuk’’ dedi. Kadran sırtındaki ve başındaki ağrıya rağmen hiç tereddüt etmeyen içeriye geçti. Asansör tamamıyla dolmuş ve insanların bir kısmı dışarıda kalmıştı.

Kapılar kapatıldığında asansör üstünde yanlardaki ışıklar açılmış ve asansör gürültü ile yukarıya ilerlemeye başlamıştı. Sarsıntı fazla yoktu ama ilk kez binenler korku içerisindeydi. Borla yukarıya ulaşıp ulaşamayacağını merak ediyordu.  Asansör yavaşlamaya başlamıştı birkaç dakika sonra tamamen durmuştu. Kapısı açılmıştı, dalgaların ve fırtınanın sesi duyuluyordu. Kapı ilk açıldığında insanlar ilerleyemediler gözleri karanlığa alışmıştı. Kadran gözlerini ovuşturarak yere bakarak ilk çıkanlardan oldu ve ezilmemek için hızlıca hareket edip en yakın yere sığındı asansörün yanındaydı. Gözleri yavaş yavaş aydınlığa alışmaya başlamıştı. İnsanlar ileriye hızlıca atılmış her biri başka yönlere gitmeye başlamıştı. Kadran etrafına bakındı. Karşısında bir askeri grup vardı kendi aralarında konuşurken devriye de geziyorlardı. Ağır zırhlı asker kapının yakınında elinde kılıcı ile bekliyordu.

Burada geçmesi gereken başka kapı daha olduğunu anladı. İskelenin ne kadar büyük olduğunu tahmin edemiyordu fakat kapının ardında demirlemiş gemileri görebiliyordu. Kalabalık dağılınca ilerledi ve etrafa baktı. Koca bir iskelenin üzerindeydi. Kara parçası olarak tabir edilen şey aslında toprak değil iskeleydi. Küçük evler ve bazı orta büyüklükte binalar gözüne çarpmıştı.  Okyanusa baktı ve iskelenin taşlarının asansörün olduğu yere gittiğini düşündü. Yapının mükemmel olduğunu anladı yanında Borla olsaydı ona bir sürü soru sorabilirdi. Yollar örme taşlardan yapılmıştı. İlerlemeye başladı, nerede olduğunun farkında değildi. Tezgahlar ile karşılaşmaya başladı. Başka bir kapı daha vardı orada da bekleyen insanlar vardı.  Kadran derin nefes aldı kalbi hızlı çarpıyordu. Üvey annesi olacak kaltağı ve muhafızı öldürürken bu kadar heyecanlanmamıştı. İskeleye doğru yürümeye başladı. Etrafını fazla bakmıyordu. Muhafızlar belirli bir alanda devriye geziyordu. Kadran ‘’Onları izle, hareketlerini takip et ve hamleni yap’’ diyordu.  Kadran yürürken bir adamın arkasına takılmış onun peşinden gidiyordu. Aradaki mesafeyi korurken etrafına bakınmayı unutmuyordu. Morhamam şehri bu kadar canlı değildi.  Birkaç insanı izlerken güldüklerini fark etmişti. Doyasıya güldüğü hiçbir zaman yoktu veya hatırlamıyordu. Zulüm gören Kadran, Piç Kadran, Köle Kadran lakapları takılmış Üvey babasının isteği üzerine her zaman beladan uzak durmaya çalıştı, lakin bela ondan hiç uzak durmaya niyet etmemişti. Krimorda öğrendiği üç şeyden birincisi sabretmek, ikincisi tahammül etmek ve sonuncusu karşılıksız sevmekti. Öz evladı olmadığı halde üvey babası tarafından anlamsızca sevilmesi. O bunu anlayamamıştı. Bir insan kendi kanından olmayan bir çocuğu nasıl sevebilirdi?

Adımlarını ileriye attıkça etrafı kalabalıklaşıyordu. Uzun adamlarla birlikte yürüyordu. Başını kaldırıp onlara baktığında onu umursamıyor gibiydiler. Görüş alanı adamlar tarafından kapatılmıştı. Küçük olduğu için aralarından kolayca sıyrılıp o kalabalıktan uzaklaştı. Fakat farkında olmadan başka kalabalığın arasına girmişti. İskele sürekli asansörden çıkan insanlar ile dolmaya başlamıştı. Kadran ilerlemeden girdiği kalabalıktan kurtulup başka bir kalabalığın içine girince terlemeye başlamıştı. Korkuyordu, insanlar içinde kaybolmuştu. Ne yapacağını bilememek onu korkutuyordu. Borla’nın söyledikleri aklına getirmeye çalıştı aklına gelen ‘’Onlara izle, hareketlerini takip et ve hamleni yap’’ demişti. Daha önemli söyledikleri ise aklında durmamıştı, asansörden sonra nereye gideceğini kestiremiyordu. İnsanların arasında kalmıştı aynı yerinde kalmaya çalışıyordu. Gireceği yere sırtını dönmüştü. Buraya ilk gelirken iskeleyi gözlerinin önüne getirdi. Bazen kalabalıktan kurtulmak için sağa bazen sol tarafa bazen öne ve arkaya gitmişti. Tam olarak nerede olduğunu kestiremiyordu. Bir Plan yapmalıydı.

Bu yazı Yaşayan Efsane kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir