Yaşayan Efsane 32 Bölüm

Kelime Sayısı:817

32 Bölüm

 

Asansör Bölgesi II

 

Askerler düşünmeye başlamıştı onun gibi birkaç çocuk ve adam da yakalanmıştı. Anlaşılan kargaşadan faydalanmak isteyen sadece kendisi değildi. Asker ‘’Geçirelim mi?’’ diye sordu.  ‘’Başka akraban var mı bu şehirde?’’ diye sordu. Anlaşılan onların da kafası karışmıştı.  Kadran ‘’Biz tepeden geldik sonra suyun içine girdik şimdi tekrar suyun üzerine çıkmak istiyoruz’’ dedi. Asker

 

‘’Bırakalım geçsin bir çocukla bu kadar uğraşırsak işimiz var demektir’’ dedi. Asker ‘’Beni takip et seni asansöre götüreceğim ona binince yukarıda tek başınasın bizden yardım bekleme’’ dedi. Kadran başını sallayıp askerin dediklerini kabul etti.  Kadran bir süre askeri takip etti sonra asker asansörü gösterip ayrıldı o askerlere birkaç bir şey söyledi görev yerine geri döndü. Kalabalığa karışarak asansör için sıraya girdi.  Toplamda dört asansör vardı. İkisi büyük ikisi küçüktü. Büyükler birbirlerine yakından küçükler birbirinden uzaktı. Yukarıya çıkmak isteyenleri tek bir sıraya dizmişlerdi.  Kalabalıktı fakat sıra hızlı ilerliyordu davetiyesi gösterine kabul ediyorlardı fakat Isılbert’in bugün verdiği davetiyeler tamamen geçersiz sayılmıştı. Bugün Isılbert’ten davetiye alanlar bir kenara toplanmıştı. Sıra ona gelmişti. Askerler kendi aralarında fısıldaştılar. ‘’Geçsin bakalım sorumluluğu kim alacak göreceğiz. ‘’ dedi. Kadran asansöre doğru yürümeye başladı önünde şu anlık hiçbir engel yoktu.  Yeniden sıraya girdi bu sefer asansör için.  Asansörün etrafında okyanus gözükmüyordu fakat asansör bölgesinde okyanus gözüküyordu. İlk gördüğünde hayranlıkla baktığı yere dikkatlice bakma fırsatını bile bulamamıştı.  Heyecanlanıyordu, yakalanmadan başarıp başaramayacağını merak ediyordu.

Gökyüzüne baktığında tavanda ışıklandırmalar olduğunu gördü. Oraya ışıkların nasıl asıldığını merak ediyordu. Asansör gürültü ile iniyordu. İçi gözükmüyordu. Arkasında taş duvarlar vardı. Kadran onu gözle göremiyordu asansör kulenin içerisine saklanmış sadece sesi duyuluyordu. Sıra sonunda kendisine yaklaşmıştı. Gürültü bittiğinde asansör aşağıdaydı kapısı açılmaya başlamıştı. İçerisi dolu olup olmadığı göremeden insanlar içine dolmaya başlamıştı sıra tamamen bozulurken Kadran da ileriye atıldı küçük olmasının avantajını kullanarak kendisini asansörün içine attı.  Her şey umduğu gibi giderken bir anda ittirilmiş yere düşmüştü ayağa kalkmaya çalışsa da üzerine birisi basmıştı. Kadran ayağa kalktığında asansörün dışarısında buldu. Askerlerden bir tanesi adamı dışarıya atıp ‘’Hadi içeriye gir çocuk’’ dedi. Kadran sırtındaki ve başındaki ağrıya rağmen hiç tereddüt etmeyen içeriye geçti. Asansör tamamıyla dolmuş ve insanların bir kısmı dışarıda kalmıştı.

Kapılar kapatıldığında asansör üstünde yanlardaki ışıklar açılmış ve asansör gürültü ile yukarıya ilerlemeye başlamıştı. Sarsıntı fazla yoktu ama ilk kez binenler korku içerisindeydi. Borla yukarıya ulaşıp ulaşamayacağını merak ediyordu.  Asansör yavaşlamaya başlamıştı birkaç dakika sonra tamamen durmuştu. Kapısı açılmıştı, dalgaların ve fırtınanın sesi duyuluyordu. Kapı ilk açıldığında insanlar ilerleyemediler gözleri karanlığa alışmıştı. Kadran gözlerini ovuşturarak yere bakarak ilk çıkanlardan oldu ve ezilmemek için hızlıca hareket edip en yakın yere sığındı asansörün yanındaydı. Gözleri yavaş yavaş aydınlığa alışmaya başlamıştı. İnsanlar ileriye hızlıca atılmış her biri başka yönlere gitmeye başlamıştı. Kadran etrafına bakındı. Karşısında bir askeri grup vardı kendi aralarında konuşurken devriye de geziyorlardı. Ağır zırhlı asker kapının yakınında elinde kılıcı ile bekliyordu.

Burada geçmesi gereken başka kapı daha olduğunu anladı. İskelenin ne kadar büyük olduğunu tahmin edemiyordu fakat kapının ardında demirlemiş gemileri görebiliyordu. Kalabalık dağılınca ilerledi ve etrafa baktı. Koca bir iskelenin üzerindeydi. Kara parçası olarak tabir edilen şey aslında toprak değil iskeleydi. Küçük evler ve bazı orta büyüklükte binalar gözüne çarpmıştı.  Okyanusa baktı ve iskelenin taşlarının asansörün olduğu yere gittiğini düşündü. Yapının mükemmel olduğunu anladı yanında Borla olsaydı ona bir sürü soru sorabilirdi. Yollar örme taşlardan yapılmıştı. İlerlemeye başladı, nerede olduğunun farkında değildi. Tezgahlar ile karşılaşmaya başladı. Başka bir kapı daha vardı orada da bekleyen insanlar vardı.  Kadran derin nefes aldı kalbi hızlı çarpıyordu. Üvey annesi olacak kaltağı ve muhafızı öldürürken bu kadar heyecanlanmamıştı. İskeleye doğru yürümeye başladı. Etrafını fazla bakmıyordu. Muhafızlar belirli bir alanda devriye geziyordu. Kadran ‘’Onları izle, hareketlerini takip et ve hamleni yap’’ diyordu.  Kadran yürürken bir adamın arkasına takılmış onun peşinden gidiyordu. Aradaki mesafeyi korurken etrafına bakınmayı unutmuyordu. Morhamam şehri bu kadar canlı değildi.  Birkaç insanı izlerken güldüklerini fark etmişti. Doyasıya güldüğü hiçbir zaman yoktu veya hatırlamıyordu. Zulüm gören Kadran, Piç Kadran, Köle Kadran lakapları takılmış Üvey babasının isteği üzerine her zaman beladan uzak durmaya çalıştı, lakin bela ondan hiç uzak durmaya niyet etmemişti. Krimorda öğrendiği üç şeyden birincisi sabretmek, ikincisi tahammül etmek ve sonuncusu karşılıksız sevmekti. Öz evladı olmadığı halde üvey babası tarafından anlamsızca sevilmesi. O bunu anlayamamıştı. Bir insan kendi kanından olmayan bir çocuğu nasıl sevebilirdi?

Adımlarını ileriye attıkça etrafı kalabalıklaşıyordu. Uzun adamlarla birlikte yürüyordu. Başını kaldırıp onlara baktığında onu umursamıyor gibiydiler. Görüş alanı adamlar tarafından kapatılmıştı. Küçük olduğu için aralarından kolayca sıyrılıp o kalabalıktan uzaklaştı. Fakat farkında olmadan başka kalabalığın arasına girmişti. İskele sürekli asansörden çıkan insanlar ile dolmaya başlamıştı. Kadran ilerlemeden girdiği kalabalıktan kurtulup başka bir kalabalığın içine girince terlemeye başlamıştı. Korkuyordu, insanlar içinde kaybolmuştu. Ne yapacağını bilememek onu korkutuyordu. Borla’nın söyledikleri aklına getirmeye çalıştı aklına gelen ‘’Onlara izle, hareketlerini takip et ve hamleni yap’’ demişti. Daha önemli söyledikleri ise aklında durmamıştı, asansörden sonra nereye gideceğini kestiremiyordu. İnsanların arasında kalmıştı aynı yerinde kalmaya çalışıyordu. Gireceği yere sırtını dönmüştü. Buraya ilk gelirken iskeleyi gözlerinin önüne getirdi. Bazen kalabalıktan kurtulmak için sağa bazen sol tarafa bazen öne ve arkaya gitmişti. Tam olarak nerede olduğunu kestiremiyordu. Bir Plan yapmalıydı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 31 Bölüm

Kelime Sayısı:950

 

31 Bölüm

Asansör bölgesi

Çok beklemeden Borla onların ikisini de bulmuştu. Kadran ‘’Bundan sonra nereye gideceğiz?’’ diye sordu aceleci bir tavırdaydı. Azrel ona işaretleri ile bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.  Borla ‘’Şu an da bunlar anlatmak için vaktim yok şu şehirden bir ayrılalım’’ dedi.  Azrel ‘’Isılbert görevden alınmış sana verdiği davetiye geçerli olmayacak’’ dedi. Borla sırıttı.

 

‘’Bu kadar kolay olmayacağını zaten biliyordum. Hangi işimiz kolay gitti Azrel?’’ dedi. Azrel sesli güldü. ‘’Ben hatırlamıyorum aslında bir yere yazsak iyi olurdu’’ dedi. Borla ‘’Çocuğu buraya getirdiğin için teşekkürler bundan sonrasını ben hallederim. ‘’ dedi. Azrel onlarla vedalaştıktan sonra yanlarından ayrıldı. Kadran ‘’Onlar neden bizimle gelmediler?’’ diye sordu. Borla cevap vermedi, şimdi içeriye girmenin bir yolunu bulmalıydı çocuk için kolaydı fakat kendisi her zaman şüphe çekebilirdi bu sefer olaysız ileriye girmek zorunluydu aksi taktirde asansör kapatılırsa uzun süre burada kalabilirdi.  Bu bölge surlarla çevrilmiş herkesin elini kolunu sallayarak giremeyeceği bir yerdi.  Borla ve Kadran kalabalıktan uzakta bir evin duvarına sırtını dayamış kalabalığı izliyorlardı. İçeriye girmek isteyenler panik içerisindeydi henüz savaşın bittiğini bilmiyorlardı. Kadran

 

‘’Şehirden çıkmamız için tek kapı bu mu?’’ diye sordu.  Borla ‘’Evet hatta çok kolayca içeriye girip çıkabilirdik fakat Isılbert’in bize verdiği davetiye geçerli değil. Görevden alınmasa her şey kolay olacaktı. ‘’ Durakladı, kalabalığı gözlemliyordu. Kadran da şimdi ne yapacakları merak ediyordu, içeriye savaşarak girilmeyeceğini duymuştu.  Borla

 

‘’Oraya kaçak gireceğiz. Kılıç tutmaktan önce öğreneceğin ilk iş gözlem. İnsanlar çoğu zaman rutin davranışlar sergilerler. Onları izle, hareketlerini takip eti ve hamleni yap aynen bir satranç gibi’’ dedi. Kadran ona bakarken Borla sadece kalabalığı izliyordu, vakit kaybetmeden kafasındaki planı uygulamaya karar verdi.

 

‘’Senin oraya girmen benimkinden daha kolay. Kalabalığın arasına karış ve aileni kaybettiğini söyle seni içeriye alacaklardır. İçeriye gidince tam karşında asansör olacak. Bu sefer kalabalıktan yararlanamayacaksın ama korkma görevlilere ailenin asansör ile çıktığını söyle Ailen olası bir kaybolma durumunda asansörün yanındaki seyahat kayıt yerinde beklediğini söyle böylece peşinden gelmeyecekler ve senin aileni araştırmayacaklar. Seninle beraber olmak isterlerse onları kendin bulabileceğini söyle ailenin yabancılara güvenmemesini yolunda kendini tembihlediğini anlat. İçeride çok fazla asker var. Sakin ol kimse 7 yaşındaki bir çocuktan şüphelenmez bu sen dahi olsan. Krimordaki olaylar henüz tam anlamıyla burada yayılmadı üstelik bizim halen gece kuşları ile savaştığımızı düşünüyorlar. Asansör için kendine bir aile bul yanlarına iyice yerleş kendini acındır.’’ Dedi. Kadran cevap vermek istedi ama Borla

 

‘’Yapmak zorundasın Kadran. Yukarı da seyahat kayıt yerine gitmek yerine iskeleye doğru yürü sağ tarafında balıkçılar kalacak. Onların yanına git fakat yanlarına sokulma. Seni orada bulacağım. Unutma onları izle, hareketlerini takip et ve hamleni yap. Bütün bunları yaparken şu an olduğu gibi önce kendini güvene al. ‘’ dedi. Kadran

 

‘’Seyahat kayıt ne demek?’’ diye sordu. ‘’Şehre giriş çıkışların kaydı tutulduğu yer ticaret ile uğraşanların da kullandığı yer olarak bilinir ne geldi ne gitti. Bunları boş ver dediklerime odaklan’’ dedi. Kadran kafasını salladı onun sözlerini iyi dinledi, ilk kez kendisiyle bu kadar uzun konuşuyordu. Bundan sonra tek başına hareket edecekti, başarıp başarmayacağını bilmiyordu ama içinde tarif edilemez bir coşku ve heyecan vardı. Adını bile doğru dürüst koyamıyordu.  Kadran Borla’nın yanından ayrıldı ve kapıya doğru yürümeye başladı, arkasını dönüp baktı. Borla ona git işaretini yapıyordu.  Etrafına bakınarak salınarak yürüyordu insanları izlemeyi öğrenmeliydi. İlk amacı kapıdan içeriye girmekti. Daha önceki tecrübelerine dayanarak karışıklık ve kargaşadan yararlanmalıydı. Fırsatları kollayıp içeriye girmenin bir yolunu bulmalıydı kalabalığa karıştı. O ilerledikçe kalabalık artıyordu. Bir kez daha arkaya baktığında gözleri onu göremedi. Küçük bedeni ile kalabalığın arasından geçmeye çalışıyordu. Yüzünü sertleştirmiş ve göz yaşlarını zorlamaya başlamıştı. Büyük kalabalığın arasına girmeye başladığında insanların birbirlerine sürtüşmesinin arasında kalmıştı, olduğu yer giderek darlaşıyordu. İnsanlar Borla’nın gece kuşlarını yendiğini öğrenmişti ve Krimor da yaşanan olayların farkındaydılar. Borla’nın şehri yok edeceğini düşünmeyenler olsa bile düşünenler de bir hayli fazlaydı.

Kadran bazılarının bacak arasını açıp da geçiyordu yere baksalar bile onu görme şansları yoktu. Uğultular, sesler, bağırışlar ve küfürler. Kapının önüne askerler ağaçtan set kurmalarına rağmen kendilerine bekliyor içeriye kimseyi geçirtmemeyi çabalıyorlardı. Askerler kalabalığı tutmayı başarmışlardı. Kadran onların bacak aralarından geçse bile içerideki askerlerin onu yakalayacağını düşünüyordu. Şehrin bu tarafında güvenlik önlemleri arttırılmasına rağmen Borla ve Kadran zamanında asansör bölgesine gelmişlerdi. Kargaşa daha çok büyüyordu Kadran askerlerinin dibine kadar girmişti. İnsanların bacak aralarında olduğu için kimse tarafından görülmemiş fakat bacak aralarından geçtiği fark edilmişti.  Askerlerinin bir tanesinin ayağına tekme atıp ve sertçe bastı. Asker ayağını kaldırdı aşağıya baktı fakat kimseyi görememişti.  Dengesini kaybetmesini fırsat bilip insanlar onu ittirip devirmeyi başarmışlardı.

Bir askerin yere düşmesi halkın oradan içeriye girmek için zorlaması ile askerlerin barikatı tamamen bozulmuştu. Kadran bunu fırsat bilip sonunda diğer insanlarla birlikte içeriye girmeyi başardı.  İnsanlar içeriye girerken bir grup asker onların ilerleyişini durdurmak için karşılarına geçmiş ve kılıçlarını çekmişlerdi. Kadran kalabalığın arasından sıyrıldı ve başka yöne yöneldi.  Dur! Diye asker bağırmıştı. Kadran arkasına döndüğünde karşısına iki asker çoktan gelmişti. Askerler giderek kalabalıklaşmış ve kısa süren kargaşadan sonra tekrar kontrol ele almışlardı.

 

‘’Nereye gittiğini sanıyorsun?’’ diye sormuştu. Kadran başını yukarıya kaldırıp askerlere bakmıştı. Gözleri yaşlı parmağı ile asansörü gösterip ‘’Ailem oraya gitti. Ne olur beni de alın’’ dedi. Asker ‘’Oraya gitsen bile aileni bulabilecek misin? Çoktan gitmiş olabilirler’’ dedi. Kadran ‘’Onlar beni almadan hiçbir yere gitmezler oradalar lütfen’’ dedi. Askerler birbirlerine baktılar. ‘’Ne yapalım?’’ diye sordu bir tanesi. Kadran ‘’Kaybolursak seyahat kayıt yerinde buluşacaktık’’ dedi. Kadran göz yaşlarını artık tutamıyordu. O sırada askerler çocuğu buraya getirmelerini söylemişti. Askerler onu yaka paça tutup asker grubunun içine attılar. Kadran

 

‘’Ağabeyimin elini tutuyordum birden elimi bıraktı ve onu bulamadım. Lütfen yardım edin!’’ dedi. Başka bir asker ‘’Bırakın geçsin!’’ dedi. ‘’Her çocuğu böyle geçirirseniz işimiz var demektir.’’ Dedi. Kadran soğuk kanlılığını korumaya çalışıyordu.

 

‘’Bütün davetiyeleri babam taşıyordu. Üç tane almıştık benim yaşım küçük diye vermediler’’ dedi. Kafasından bir şeyler uyduruyordu tutarsa ne ala ama tutmazsa yapacak bir şeyi yoktu. Çoktan ölmesi gereken çocuk değil ölümü geciktirmeyi başarmıştı. Askerler çocuğun etrafında idi. Her biri farklı soru sorurken diğerleri insanları dışarıya çıkarmaya başlamıştı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yorsan İhracat 3 Bölüm

Markette işler iyi gidiyor.

İkinci yılın başında beklenilen patlamayı yapamadık gibi.

Borçlarımızın giderek artması üzücü. Piyasalar Yorsan ihracatın en fazla 5 yıl dayanabileceği yönünde.

Zeta grubu işletim sistemi talebi yaşanıyor.

Ve sonunda borsaya açıldılar. Bu fırsatı kaçıramayız. Gelecek vaadediyorlar

Şuanda ülkede ellerinde nakit para bulunduran ikinci şirket konumundalar.

 

Bankaya olan borcumuzu ödemeye az kaldı.40 Milyon dolara ihtiyacımız var. Eldeki dükkanlardan birini çıkarmak yerine Ahmet Yorsan yeni borç almayı deneyecek.

Bu sefer borç almak yerine borsaya %40 şekilde açılmaya karar verdi. Şirketin hisselerinin %60 halen kendi elinde bulunuyor.

Gelen parayla yeni bir iş hanı açtık. Halbuki borcumuzu kapatacaktık neyseki %47 doluluk oranı olsa da bu iş yerinden kazancımız kötü sayılmaz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yorsan İhracat 2 Bölüm

İlk yerleşeceğimiz yeri seçtik. Hem gelişmiş bir yer hem daha varlıklı ve inşaat ihtiyacı var.

Borsada ilk alımı yapacağımız şirket şuanda ülkede elinde parası olan iki büyük şirketten birisi.

Şehrin üst kısımlarına yerleşmeyi düşünüyoruz.

İlk alım gerçekleşti.

Apartmanızımı diktik.Süpermarketimizi açtık şimdi küçük bakkal açmayı düşünüyoruz.

120 bin dolar apartmandan gelirimizi var bir apartman daha yaptıracağız ve bakkal açacağız.

Yıllık rapor

Bakkalda sandalye ayakkabı ve kemer satıyoruz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yorsan Ihracat 1 Bölüm

Oyun:Capitalism LAB

Mod:Yok

Başlangıç Parası:50 Milyon Dolar

Arsa Fiyatları:%200

Şirket sayısı:40

Şehir sayısı:3

Kardeş Firma:Yok

Yazılım Şirketleri gelirleri:%80

İnternet Şirketleri gelirleri%80

Ev ve İş yerleri gelirler %120

İş yerleri Max 1 kat

Zorluk:%202

Bölüm Listesi

 

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 30 Bölüm

Kelime Sayısı:855

30 Bölüm

 

Hamam IV

 

Herkes ne olduğuna bakarken dikkatleri kısa sürede toparlayanlar Isılbert ve Azrel olmuştu, sayıca az oldukları gibi güçlü de sayılmazdır.  Azrel gece kuşlarının dalmasını fırsat bilip etrafında gece kuşları iki tanesini aynı anda kesmişti. Gece kuşları kendine yeni gelirken bir tanesini daha kesmişti.  Isibert fırsatı değerlendirip saldırmış fakat Tiggar ve Tyhbrand diğer gece kuşları gibi dalgın değillerdi yine de Tiggar’ı yaralamayı başarmıştı.  Kraliçe kan sahasına devam ediyordu her şeyden emin olmalıydı. O sırada kan sahası kesilmeye başlanmıştı. Borla’nın kılıcının dışarıya çıktığını ve yukarıdan aşağıya yavaşça kesmeye başladığı görmüştü. Borla beline kadar kesince yanlamasına etrafını keserek dolandı. Kan sahası diye bir şey kalmamış Borla’ya etki etmemişti. Kraliçe şaşkınlığını gizleyemese de tedbiri elden bırakmaya niyeti yoktu. Kraliçe kan kırmızısına dönüştü ve yollarından çıkan kanla Borla’ya saldırdı bu saldırı önceki yaptığından daha güçlüydü fakat Borla saldırıyı durdurmuştu. Kraliçe daha çok kullanmaya başlayınca kendini geriye çekip saldırının boşa gitmesini sağlamıştı. Borla ‘’Yarım kesiş’’ dedi ve kılıcını salladığında çıkan karanlık güç Kraliçe’nin yüzünün ortasından beline kadar kesmişti. Kraliçe kan görünümü sona ermişti ve dizlerinin üzerine düşmüş yerde oturmaya başlamıştı. Ellerine baktı kanlarının çekildiğini hissediyordu. Yenilmişti hem de böyle dövüşte yıllarca bu şehri ele geçirmeyi planladığı ve sonunda çok yakınlaştığı günde bütün hayalleri yok olmuştu.  Borla Kraliçe’nin karşısına geldi ve çömeldi

 

‘’Hayal kırıklığını görebiliyorum. Yanlış zamanda yanlış adama karşı koydun. ‘’ dedi. Kraliçe bir şey söylemedi. ‘’Benimle savaşmak isteyen bütün kraliçelerin sonu böyle oldu. ‘’ dedi. Kraliçe’nin işini bitirmedi yavaşça ölmesi onun için daha zevkliydi. Kendisine bulaşanların hazin sonlarını acı çekerek yaşamasını istiyordu.  Borla ayağa kalktı. Tiggar ve Tyhbrand Kraliçe’nin öldüğünü görmüşlerdi. Gardlarını düşürmüşlerdi. Borla Isılbert’in hamle yapmaması konusunda uyardı. Azrel’in etrafındaki gece kuşları da saldırılarını durdurmuşlardı. Borla biraz daha ilerledi.

 

‘’Tercih sizin ister bana karşı koyun ölün isterse buradan uzaklaşıp sessizce yaşamaya devam edin. Kraliçe’ye tanımadığım yaşama hakkını ona göstermediğim merhameti size gösteriyorum. Benimle savaşacak mısınız? Yoksa buradan uzaklaşacak mısınız?’’ diye sordu. Gece kuşlarını Kraliçe öldüğünden dolayı Tyhbrand gözlerini çevirmişti. Olası yeni lider o olacaktı. Gece kuşlarının kararı ona bağlıyken o ise kara kara düşünüyordu.  Tyhbrand hiçbir şey söylemedi ve Tiggar’a baktı o da Tybrand baktı. Borla ise artık ayrılık vaktinin geldiğini anlamıştı. Gece kuşlarını onların önlerinden çekiliyordu. İlk başta Tybrand sonra Tiggar ve diğer gece kuşları duman olup kayboluyordu. Kadran ‘’Kazandık!’’ dedi. Azrel bir şey söylemedi. Borla

 

‘’Burada durmamızın bir anlamı yok burayı terk etmeliyiz’’ dedi. Isılbert ‘’Asansör bölgesi için bazı kağıtlara ihtiyacın olacak benimle gel Borla Azrel sen de çocuğu asansör bölgesine sok’’ dedi. Azrel çocuğu alıp götürmeye başladı. Borla ‘’Ne gibi belgeler?’’ diye sordu. Isilbert ‘’Davetiye gibi’’ dedi. Borla cevap vermedi. İkisi de oradan en son ayrılanlardandı. Yürümeye başladılar. Isılbert onu kendi mekanına götürüyordu. ‘’Gece kuşlarının tekrar saldırma olasılığı var mı? Çok kolay kaçtılar’’ dedi. Borla ‘’Korktular ama bu sefer saldırırlarsa o ikisinden başkasını saldırmaz ve bunu yaparlarsa onları öldürürüm.’’  Dedi.

 

 

Isilbert Borla’nın asansör bölgesine giriş için davetiye belgesini hazırlamıştı. Belgeyi ona uzatıp ayağa kalktı. ‘’Artık seni buralarda tekrar görebilir miyiz?’’ diye sordu. Borla ‘’Buralara bir daha geri döneceğimi düşünmüyorum. Beni yolcu etmeye gerek yok’’ dedi. İkisi birlikte kucaklaştılar. Isılbert ‘’Yine görüşeceğiz’’ dedi. Borla ayrılırken bir şey söylemedi.

 

 

Asansör bölgesi

 

Borla gelene kadar Azrel Kadran’ı asansör bölgesine getirmişti. Kapıya oldukça yakın bölgedeydi fakat Azrel çabucak bir sorun olduğunu fark etmişti. Gece kuşları ve Borla arasında mücadele duyulmuş ve asansör bölgesi kapatılmıştı. Davetiye alanlar bile askerler bölgeyi kapatmışlardı. İnsanlar sadece bunu konuşmuyor Komutan Isılbert’in görevi kötüye kullandığı ve Borla’ya yardım ettiği için Şehir valisi tarafından görevden alındığını söylüyordu. Azrel konuşmaları duymuştu bu iyiye işaret değildi. Isılbert’in Borla’ya vereceği davetiye işe yaramayacaktı ve içeriye zorla girmeleri dahilinde Asansör kapatılacak uzunca bir süre bu şehirde kalacaklardı demekti. Kadran ‘’Ne oluyor?’’ diye sordu. ‘’İyi olan bir şey yok çocuk ama seninle konuşmak istediğim bir konu var görünüşe göre sen gelecek olan Azrel’i yetiştirecek çocukmuşsun’’ dedi. Kadran

 

‘’Anlamadım’’ diye cevap verdi. Azrel ‘’Anlaman önemli değil benim soyumdan bir çocuk gelecek ve Avcı olarak bunu sen yetiştireceksin! Bana söz ver Kadran onu da benim gibi Avcı yapacaksın’’ dedi. Kadran ‘’Ben hiçbir şey bilmiyorum nasıl yetiştireyim ve senin gibi yapayım.’’ Dedi.  Azrel ‘’Ben senin yapacağına inanıyorum bana söz ver!’’ diye sözlerini tekrarladı. Kadran ise bir şey anlamamıştı. ‘’Tamam söz veriyorum yaşarsam yapacağım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum’’ dedi. Azrel güldü. ‘’Birlikte olduğun adam sana her şeyi söyleyecek’’ dedi. Kadran ‘’Şimdi burada ne oluyor?’’ diye sordu, merak ediyordu en azından Azrel Borla gibi değildi sorularına cevap vermeye çalışıyordu.  ‘’İçeriye girmek için farklı bir yol deneyeceksiniz eğer gürültüyle girerseniz asansör üst taraftan kapatılır bu hiç iyi olmaz Borla’yı beklemekte yarar var. ‘’ dedi ve Azrel çocuğu dikkat çekmeyen yere götürdü kalabalıkta her zaman insanların ilgi odağının değişeceğini düşünüyordu. ‘’Borla ne zaman gelecek? Isılbert’i görebilecek miyim?’’ dedi. ‘’Onun ne zaman geleceğini bilmiyorum fakat Isılbert’i daha göremezsin herhalde.’’ Dedi

 

‘’Sence bu şehirden çıkabilecek miyiz?’’ diye sordu. ‘’Çıkarsınız öyle veya böyle Borla bunu kafaya koymuşsa muhakkak yapar’’ dedi. ‘’Peki gece kuşlarını onlara ne olacak?’’ diye sordu. ‘’Bilmem belki yeni bir tuzak peşindedirler ama bu sefer Borla affetmez belki de bir süre akıllanmışlardır. He bir de al bu kâğıdı sakin zamanda Borla’ya var’’ Dedi. Kâğıdı Kadran’a uzattı ve o da cebine attı. ‘’Nedir bu?’’ diye sordu. Azrel ‘’Sen anlamazsın ama o onlar sakin bir zamanda ver’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Son Serament 1 Bölüm

Kelime Sayısı:1567

Zaman çabuk aktı ve dünya değişti, insanlar şimdi iyi rüya görebilmek için daha çok uyuyorlar. Geriye sadece iyi olan rüyalar kaldı.

1.Bölüm

Soğuk,buz ve fırtına son on dakikanın özeti buydu.Birinci adam ağır yaralıydı,kanaması durmuş fakat uzun süre yaşaması görünmüyordu. Kadının durumu da pek iyi görünmüyordu. Soğuk bedenini kemirirken bir türlü ısınamıyordu,sessiz bir şekilde bedeni donmaya başlamıştı. Son adam her ikisinin yakında öleceği bilen birisiydi. Adam yarasından dolayı kadın ise donarak ölecekti. Bir kaç gümüş elde etmek için yola koyulduklarında aynı hedefe giden bir grup ile çatışmak zorunda kalmışlardı,birinci adam ağır yaralanmıştı,elleri boş dönerken yakalandıkları buz fırtınası yüzünden kadın kötü duruma düşmüştü. Aralarında en sağlam son adam ayağa kalktı. Yakınlarda umumi tuvalet olduğunu biliyordu,arkadaşlarını yalnız bırakarak fırtınanın içinden yürümeye başladı. Fırtına onu sağa sola savurmak istese de o dimdik gitmek istediği yere doğru ilerliyordu. Başında ki kavuk ile kulaklarını kapatsa da olağanüstü fırtınanın uğultusu kulaklarını tırmalıyor,beynine girip orada dolaşıyor sonra kayboluyordu. Görüş mesafesi çok düşüktü,Tuvaleti bulması bile bir mucize olabilirdi. Gökyüzünden yağan buz parçacıkları fırtına eşliğinde etrafında dönüyordu. Kapıya çok yakın bir yerdeydi,yüzünü arkaya çevirip geriye bıraktığı arkadaşlarına baktı. Onlara ne olacağın farkındaydı, açık alanda durmak istemiyordu.

İçeriye girdi,bir kaç adım attığında erkekler tuvaletine girdi. İçerisi harabeye dönmüştü. Musluğun başına geldi. Suyu sonuna kadar açtı,suyun lavabo’ya akmasını bekledi,elini altına tuttu.Bir damla su soğumuş olan eline damlamıştı. Avucunun içinde ki suyu kurumuş dudağı ile yaladı.En sonra ki tuvaletin kapısını açtı,içeriye geçti ve kapıyı kapattı.Sırtında asılı olan Yatağan’ı,H-2’yi duvara dikledi. Klozete oturup beklemeye başladı. O sırada içini biraz ısıtmak için paltosunun iç cebinden sigarası ve çakmağını çıkardı,yaktı. Sigara dumanını olabildiğince içine çekmiş ardından kafasını havaya kaldırarak dışarıya salmıştı. Havanın soğukluğu ve sigara dumanı ile birleşince içerisi epey duman olmuştu.Dışarıdan yol arkadaşı fırtınanın sesine karışmış kadının sesini duydu. Sesi bağırarak kesilmişti. Ne ile karşı karşıya kalacağını bilmiyordu,bunun bir önemi de yoktu. Önemli olan tek şey bu tuvaletten sağ çıkmaktı. Onu bulmaları pek uzun sürmeyecekti. Tuvalet kağıdını kullandıktan sonra ayağa kalktı. Sigarası klozetin arasına sıkıştırdı. Yatağan kılıcını ve H-2 keskin nişancı tüfeğini tuvaletin içinde bıraktı. Tuvaletin tavanı alçak ve çürümüştü. Elini tavana yaklaştırdı. Tavan sertleştirilmiş odundan yapılsa da onu kaldırıp üste havalandırmaya çıkabilirdi. Fırtına biraz dinmişti.

Ateşin karşısında ki kadını öldürmüştü, adam ise geldiğinde ölmüştü. Etrafına bakınırken gözleri ayak izlerine takıldı. O an ateşin karşısında üç kişi oturduğunu anlamıştı. Fırtına şiddetti olması ona engel değildi. Bir insandan çok daha güçlü sezileri vardı. Gözleri ile ayak izlerini silinse bile takip edebilirdi. Adımlarını sıklaştırdı,izlerini takip ettiğinde bir umumi tuvalete çıktığını görmüştü. Kapı açıktı içerisi buzla dolmuştu. Harabeye dönmüş bu tuvalette buzların üzerinde ki ayak izlerine baktı. İlk tuvalet kadınlar tuvaletiydi. Onun önünde durdu kapı aralıklı kapatılmıştı. Yere baktığında adamın ayak izlerinin burada durmadığını anlamıştı. Ayak izleri erkekler tuvaletine doğru gidiyordu. Dışarıda iz takip etmek zordu ve izler kolay silinirdi. Kapalı mekanda ise havadan yağan buzlar sayesinde takip kolaylaşmıştı. İçeride birikmiş fazla buz yoktu. Erkekler tuvaletine giren izin ıslaklığı vardı sadece. İzleri iyice incelediğinde izin bir erkeğe ait olduğunu anlamıştı. Kollarının uzunluğu dizine kadar varıyordu. Parmaklarından çıkan tırnaklar keskinleştirilmiş bir kılıçtan daha keskindi. Zayıf bir vücudu olmasına rağmen derisi tamamen kasla kaplanmıştı. Yakın dövüşte dakikalarca yorulmadan dövüşebilecek kuvveti vardı. İçeriye adım attığında buz taneciklerine basmış ve ses çıkarmıştı. Kafası aşağıya indirip ayak uçlarına baktı. İçeride ki kendisinin tuvaletin önünde olduğunu anlamıştı. İki adım atarak içeriye girdi. Aynalar,lavabolar tuvaletler ve üç kabin vardı. Bir adım daha atıp kabinlerin bir tane daha olduğunu fark etmişti. Girişte ki kapının yanında özel bir bölme vardı.Tuvaletlerin bütün kapıları aralık olmasına rağmen içeri tam anlamıyla görülemiyordu. Tavanda ki ışık ara sıra kesiliyor gibi oluyor sonra tekrar yanıyordu. Kabinlerin hepsinin altına baktığında sadece bir tanesinde silah olduğunu görmüştü. Adam kabinlerin içinde veya özel bölmede saklanıyor olabilirdi. Daha fazla ilerlemeden ayak izlerini kontrol etti. Ayak izleri en sonda ki tuvalette bitiyordu. Kabinin üzerine çıkan bir sigara dumanı vardı ve muhtemelen uzaktan yere diklenmiş olan silahın kabzası görünüyordu.

İlerledi ve sigaranın geldiği kabini açtı. İçeride bir kılıç,keskin nişancı tüfeği ve klozete sıkıştırılmış bir sigara. Parmaklarından bir tanesini sigara’ya uzattı. Yakılalı bir kaç dakika olmuştu.Adamın saklandığını ve kendisinin geleceğini bildiğini düşündü. Fırtınada kadını ölmeden önce bağırmıştı. Onun sesini duyup saklanmıştı. Kafasını kaldırıp tavana baktı. Çürümüş tahtalar vardı,havalandırmaya adamın saklanabileceğini düşündü. Onun fazla bir seçeneğinin olmadığını biliyordu.Kılıcını ve tüfeğini bıraktığına göre uzun mesafeli bir dövüşe girmeyi umuyordu. Belki silahında sadece bir mermi vardı. Tuzağa düştüğünü kabine girince anlamıştı. Adam ya tavandaydı ya kabinlerden biriydi. Bu karşılaşmada en büyük avantajı adamın karşısında bir Jekoms’un olduğunu bilmemesiydi. Neyle karşılaşacağı bilmeden hazırlamıştı tuzağını hasar gücü yüksek bir silah elinde yoksa kendisinin sağ çıkması ihtimaller dahilindeydi.Ayak izleri burada sonlanmıştı,parmak izlerini kontrol etmeye başladı,tavanda parmak izi vardı ama fazla değildi. Bir insanın en kötü ihtimal beş parmağının olduğunu düşünürse tavanda sadece bir parmak izi vardı. Kabini ve tuvaletleri kontrol etti,parmak izleri oldukça fazla idi. Merak ettiği durum kabinin üzerinden diğer tarafa geçip geçmediği idi. Kabinin altı yerden yüksek olmasına karşın ayakları gizlemişti. Bunu yapabilmesi için klozetin üzerine çıkması veya iki kabin arasına ayaklarını dayayarak sabit kalması gerekliydi. Beklemenin bir anlamı olmadığını düşündü ve kabinden dışarıya çıktı. İlk girdiği kabinin yanında ki kabini parmak ucu ile kapısını itekledi. Kapı içeriye doğru açıldı. İçeride kimse yoktu. Aynısını diğer kabinlere de gerçekleştirdi.

Fırtına şiddetini yeniden arttırıyor ve uğuldamaya başlıyordu. Bölgeye gitti ve içini kontrol etti. Birkaç yıl önce ölmüş bir iskeletten başka bir şey yoktu. Adamın saklanabileceği tavana çıkıp havalandırma da saklanmasıydı.Karşısında işinde uzman birisi olduğunu anlamıştı. Fırtına şiddetini ne kadar arttırırsa arttırsın çürümüş tavanda ayak sesini duymaması imkansızdı. İçeriye girdiğinden beri adam hareket etmiyordu. Elini çürümüş tavana attı.Tahta çatırdadığında tavan arasında ki adam tahtayı kaldırıp kendini aşağıya bıraktı Jekoms adama baktı hiç vakit kaybeden koşmaya başladı. Adama çok dikkat etmedi fakat elinde pompalı olduğunu farkındaydı. Hızlıca atılmak istedi üzerine adam henüz ayağa kalkmamıştı,Jekoms’un hızı karşısında ayağa kalmadan ayağında asılı olan pompalısı hızlıca çıkarmıştı ve ateşlemişti. Jekoms atılan saçmadan kaçamadı ve saçmanın gücü ile geriye fırlayıp duvara çaptı,yüzünün üzerine düştü. Adam ayağa kalktı saçma onun karnına isabet etmiş ve büyük bir delik açmıştı. Jekoms’un yeşilimsi kanı akıyordu. Adam onun için bir kaç saniye bekledi. Jekoms sadece parmaklarını biraz oynatabilmiş ve can vermişti. Pompalısı açtığında içinde ki her iki boş kovanı dışarıya çıkardı,geriye 44’lüğünde ki tek mermi kalmıştı. Kamasını çıkardı ve Jekoms’un başına geldi. Onun cansız bedeni belki bir kaç gümüş ederdi. Kabinde ki silahları sırtına tekrar astı,Sigarasını içmeye devam etti. Şehre dönene kadar başka maceralardan uzak durmalıydı. Arkadaşlarından geriye kalan silah ve mermiler bir gün daha yarı tok gezmesine yeterdi.

Ayça 17 yaşına geldiğinde uzun zamandır ailesi ile paylaşmak istediği bir düşünceyi bir yemekte onlara söylemişti. Bundan bir yıl önceydi. Onlara

”Dış dünyayı görmek istiyorum” dediğinde babası ve annesi tedirginlikle birbirlerine bakmışlardı. Annesi ona

”Bu kelimeyi çok yüksek sesle söyleme!” diye ikaz etmişti. Konuşmanın içeriğini daha fazla hatırlamak istemiyordu. Bir yıldan beri odasından dışarıya çıkarılmıyordu. Odasında bir den fazla elbisesi vardı,yatağı,banyosu,televizyonu,bilgisayar’ı hatta interneti bile vardı. Kasabada ki hiç bir insanın böyle imkanlara sahip olamayacağını iyi biliyordu. Fakat o inatla dış dünya’yı görmek istiyordu. Yok olmuş kıta üzerinde yürümek dünyanın karanlık tarafında kimsenin yaşayıp yaşayamayacağını öğrenmek istiyordu. Niyetinden vazgeçecek değildi,bir yolunu bulup kaçacaktı. Evde oturmak çok boştu. Televizyon vardı fakat günde sadece iki saat yayın yapılıyordu. İnternet vardı fakat çoğu sayfa artık kullanılmıyor arama motorlarında bir kaç sayfadan başka site çıkmıyordu. Bilgisayar’ı sadece müzik dinleme aracıydı,kayıtlı müziğin varsa. Klavyenin yanında şarjda tuttuğu cep telefonu vardı fakat içinde hiç bir kayıtlı numara yoktu. Oda hapsinde yaptığı en zevkli iş kitap okumaktı. Kitapları üç gruba ayırmıştı,eski kitaplar,yeni kitaplar ve saçma kitaplar. Yeni kitaplar birbirinin kopyası hayatta kalma tüyoları,seks hikayeleri ve iyi rüya görmek için yapılması gerekeni yazan kitaplar sürüsüydü. Yeniydiler ve bir kesimi kandırmak için ideal kitap grubuydu. Saçma kitaplar birbirinin aynısı komedi,aşk ve dünyayı kurtaran erkeği,kadını veya her ikisini konu alan kitaplardı. Dünyanın yeniden eski haline dönebileceğine inanmak bile başlı başına saçma düşünceydi. Eski kitaplar eski dönemlerde geçen kitaplardı. En sevdiği kitaplar bu kitaplardı. Onların içinde de anlamsız kitaplar vardı. Ayça insanlığın kafasının değişmediği o kitaplara denk geldiğinde anlıyordu. Elinde Borazan adlı kitap düşmüştü. Vıcık bir aşk hikayesiydi. Ana karakter belki yüz bin kez işlenmiş liseli kızdı. Erkek karakter bir günde üç farklı kadınla yatabilecek kadar vakti olan işsizdi. Tanıştılar,seviştiler ve evlendiler. Sonra ayrıldılar her ikisi başkaları yatıp kalktılar. Araya töre ve kan davası girdi. İşler yoluna girmeye başladığında mafya onları tekrar ayırdı. Tam mutlu olacakken zombi virüsü yayıldı ortalığa. 58 baskı yapmış kitaptan çok daha fazlasını bekleyebilirdi. Ayça sinirleri bozulup kitabı fırlatmak istedi fakat kendisine güçlükle engel olabildi. Kitap ne kadar boktan olursa olsun okuyacak ne kalmıştı ki geriye? diye kendi kendisine sordu. Sorusu kimse cevaplayabileceğini tahmin etmiyordu. Oturduğu sandalyeden ayağa kalktı ve kapının önüne geldi. Kapıya vurdu.

”Dışarıya çıkmak istiyorum çıkarın beni buradan? İzin verin pencereden bakayım” diye yalvardı. Dört duvar arasında dışarıyı bile göremiyordu. Kapıyı yumrukladı,dışarıdan ses gelmemişti. Kendisini yatağının üzerine öylece bıraktı. Kaldığı odadan dışarıya çıkmanın yolunu bulmak için kitaplara veya internete başvurması gerekiyordu. Koca bir senede okuduğu kitapların hiç birince böyle bilgiye rastlanmamıştı. Kitapları düşündüğünde aklına bunca kitabı bir silah olarak kullanmak gelmişti. Odada kitaptan bol bir şey yoktu. Kitaplığında ki bütün kitapları yere saçmaya başladı. Hepsini yere fırlatıyordu. Kitaplığının kapısının yanına götürecek kitapları orada yeniden raflara dizecekti. Aklında ki fikir çok saçmada olsa denemekten başka bir çaresi yoktu. Göz göre göre kendisine zarar vermeyeceklerini iyi biliyordu.

Kitaplığı kapıya doğru sürüklemeye başladı. Uzun ve geniş bir kitaplık olmasına rağmen oldukça hafif bir ağaç türünden kapılmıştı. Kitaplığı kapının yanına yerleştirdi. Yere saçtığı bütün kitapları toplayıp kitaplığa koydu. Ayça

”Zaman her şeyi çözer ah şu beklemek olmasa” okuduğu bir kitap veya dinlediği bir müziğe ait bir cümleydi. Kitaplığın yanına çöktü,sırtını duvara yaslandı.

Son Serament kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 29 Bölüm

Kelime Sayısı:851

29 Bölüm

 

Hamam III

 

Matilyano hızlıca hareket ediyordu. Borla hareketlerini izlemekte güçlük çekiyordu. Bedenini tamamen karanlığa bürünmüştü. Borla harekete geçtiğinde Matilyano saldırısı gerçekleştirmiş parmaklarından çıkan keskin bıçaklar Borla’nın bedenine saplanmıştı. Borla henüz kılıcını çekme fırsatı vermemişti. Aldığı darbeler hislerini kaybetmesine yol açıyordu. Matilyano’ya bakarak ‘’Seninle uğraşmak can sıkıcı üstelik bu dar vakitte’’ dediğinde bedeni duman haline gelerek bir kısmı yere düşmüştü. Yerdeki duman giderek büyüyordu. Matilyano onun sars gücünün olmadığını çok iyi biliyordu farklı bir karanlık gücüne sahip olduğunu hemen anlamıştı. Karanlık güç kaplanı oluşturmuştu. Borla giderek ondan uzaklaşıyordu. Matilyano herhangi bir tepki vermedi çünkü ne olduğunu merak ediyordu. Daha önce yanında hayvanla veya yaratıklara hatta onları kontrol ederek savaşanları görmüştü fakat ilk kez karanlık güçle kaplanmış hayvan görüyordu. Kaptan hırlayarak onun etrafında dönüyordu. Borla giderek ondan uzaklaşıyordu artık arkasını dönmüştü. Matilyano saldırıya geçtiği anda kaptan onu durdurmuştu. Borla koşmaya başladı. ‘’O seni bayağı oyalar’’ demişti.

 

Oldukça sinirliydi, Borla uzaklaşıyordu Matilyano ise hiçbir şey yapamıyordu.  Onun kaplan beslediğine dair hiçbir bilgi öğrenememişti üstelik karanlık taraftan getirilmiş hayvan olduğunu düşünüyordu. Onun karanlık gücünün birçok varlığı ve cismi yok edebildiği biliyordu fakat yok ettiklerini geri döndürebildiğini yeni öğrenmişti.

 

 

Isılbert ne kadar dirense de kolları ve ayaklarından yakalanmıştı. Azrel dayak yemeye devam ediyordu. Kadran yakalanmış bu sefer kıpırdamasına bile izin verilmiyordu. Borla’nın takımı oldukça kötü durumdaydı. Çocuğun Kraliçenin eline geçmesi bütün emeklerin boşa gitmesi demekti. Isılbert ve Azrel emeklerin boşuna gitmesini istemiyordu. Katiller katili ile arkadaş edinmiş dünyada ender insanlardandılar. Isılbert’in başına birisi gelmişti. Azrel her seferinde ayağa kalkmaya uğraşsa da Tiggar tarafından tekmelenip yere düşürülüyordu. ‘’Boşuna kalkmaya çalışma daha çok dayak yemekten başka bir şey yapmıyorsun’’ dedi. Kadran hem bağlanmış hem de gece kuşu tarafından tutuluyordu, debelenmeye çalışsa da bir işe yaramıyordu.  Gece kuşu kılıcını kaldırdığında Azrel umutsuzca Isılbert’e baktı. Isılbert gülümsüyordu.

 

‘’Kalmukya İmparatorunu öldürdüğümüzde dünyayı değiştirmiştik hatırlıyor musun Azrel?’’ diye sordu. Isılbert sonunun geldiğinin farkındaydı daha fazla debelenmedi. ‘’Bu sefer dünyanın yeniden değişmesini göremeyeceğim’’ dedi. Isibert birazdan başına inecek kılıcın farkında idi. Azrel onun burada bu şekilde ölmesini kabullenemezdi. Ani hareketle yuvarlandı ve tekmelerden kurtuldu. Bacağından çıkardığı bıçağı fırlattı. Gece kuşunun göğsüne isabet etmişti bu önü öldürmeye yetmezdi ama durdurmaya yetmişti. Isılbert Azrel’in bu çabasını boşuna çıkarmamak adına adamın bacağından tutup kendine doğru çekti ve onu yere düşürmeyi başardı. O sırada ikisi için öldürme emri verilmişti. Bu adamlarla oyun oynanmayacağını anlaşılmıştı ne var ki geç kalınmıştı. Hamam da bir gürültü koptu ve peş peşe sallantılar meydana geldi.  Azrel ve Isılbert tekrar Gece kuşlarının eline geçerken Kraliçe ve adamları neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

İçerinin büyük kapısı devrildi. Hamam’ın içerisinde toz bulutu sarmıştı o sırada Azrel ayağa kalkmış ve kendini kurtarıp Isılbert’in yanına gelmişti. Birlikte birbirlerine sarıldılar. Gelenin kim olduğuna dair şüpheleri yoktu, içeriye yayılan duman sayesinde Azrel Isılbert’i alıp oradan uzaklaşmıştı. Ellerine yerde buldukları kılıçları almışlardı. Kraliçe ‘’O geliyor her kez temkinli olsun’’ dedi. İçeriyi kaplayan duman bulutu yavaşça yok olduğunda gölge daha da belirginleşiyordu. Tiggar ve Tyhbrand Kraliçenin önünde yer almışlardı.  Tiggar ‘’Bu işi Matilyano’ya bırakmamalıydık ya onunla geliyorsa’’ dedi.  ‘’Birbirleri ile dövüşürken gördüm yani Matilyano’u öldürmüş olabilir bu şaşılabilecek durum değil. ‘’ dedi. Duman bulutu dağılıyordu gelenin Borla olduğu nihayet herkes tarafından anlaşılmıştı. Borla

‘’Azrel ve Isılbert arkama geçin görevinizi yeterince yaptınız. Şimdi sıra bende’’ dedi.  Kraliçe ‘’Çocuğu öldürürüm!’’ dedi. Borla ‘’Yerinde olsam kaçardım ayrıca Gece kuşlarının hepsi benden daha fazla korkuyorlar’’ dedi. Kraliçe ‘’Bütün gece kuşları saldırın!’’ dedi. Kraliçe arkasını dönüp Kadranı alıp buradan kaçmayı deneyeceklerdi. Isılbert ve Azrel nereden geldiğini bile göremeden Gece kuşunu öldürmüşlerdi. Isılbert ‘’Sen çocuğu al Azrel’’ dedi. Kraliçe ile Isılbert karşı karşıya kalmışlardı.  ‘’Bana karşı hiçbir şansın yok’’ dedi. Isılbert

 

‘’Denemeden ölmek istemem’’ dedi. Isılbert kılıcına irade gücü eklemişti Kraliçe kan sahası oluşturmaya başladı. Bastığı yerler kan olmaya bedeninden kan akmaya başladı. Isılbert kan sahasının içerisine girmemek için geri çekiliyordu. Kraliçe ‘’Daha bana bile yaklaşamıyorsun benimle nasıl dövüşeceksin?’’ diye sordu. Isılbert cevap vermedi düşünüyordu Kraliçe sözlerinde haklıydı ona yaklaşamıyorsa onunla dövüşmesi çok daha zor olacaktı. Isılbert kılıcı ile uzaktan saldırı yaptı. Kraliçe irade gücü ile yapılmış saldırıyı kan gücü ile kolayca durdurmuştu. Isılbert sürekli geriye çekiliyor aralarındaki mesafe artıyor bu yüzden de saldırıları etkisini yitiriyordu. Kraliçe yeni saldırı düzenlemeye hazırlanırken karşısına Borla dikilmişti. Kraliçe hemen Tiggar ve Tyhbrand’a baktı. Onlar oldukları yerde donakalmıştı. Onun peşlerinden gelmeye karar verdiler.

 

‘’Isılbert sen onlarla ilgilen’’ dedi. Isılbert Tiggar ve Tyhbrand beklemeden saldırdı. İkisi yanlara kaçarak saldırıdan kıl payı kurtulabilmişlerdi.  Azrel’in etrafı kısa sürede sarılmıştı. Kadran ‘’Buradan nasıl çıkacağız?’’ diye sordu. Azrel ‘’Buradan seni çıkartırım ama bir şartım var küçük adam’’ dedi. Kadran ‘’Şartlar yerine ölmeyi kabul ederim’’ dediğinde Azrel sesli güldü. ‘’Taviz vermiyorsun anlaşılan taviz vermeden bu dünyada ilerleyemezsin’’ dedi. Kadran ‘’Öyle bir amacım olduğunu hiç düşünmedim.’’ Dedi. Azrel ‘’Anlaşılan halen idamın etkisinden kurtulamamışsın’’ dedi.

 

Borla’nın Kraliçenin karşısına çıkması ve Matilyano’nun onun işini bitirebilecek güçte olması hayal kırıklığına sebep olmuştu.  Kraliçe ‘’Matilyano’yu öldürdün mü?’’ diye sordu.  Borla ‘’O başka işlerle meşgul’’ dedi. Borla kılıcını çekmişti kaderin kılıcı simsiyah ve fısıltıları ile korkutucu izlenimini bırakıyordu. Kraliçe kan sahasını genişletmişti ve sonunda Borla’nın ayaklarına kadar gelmişti. Kan sahasını Borla’nın içindeki kanı emip önü öldürebilirdi. Borla Isılbert gibi geri çekilmedi karanlık gücünü kullanıyordu. Kraliçe yerden ona saldırdı ve Borla’yı kanla kapladı. Kanlar Borla’nın etrafında dönerken artık onu dışarıdan görmek imkansızdı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 28 Bölüm

Kelime Sayısı:795

 

28 Bölüm

 

Hamam II

 

Kraliçe çocuğu kucağına oturtmuştu göğüslerinin tamamı açıktı. Gece kuşları Kraliçe’nin ne yapacağını merak ediyordu çocuk onunla ilgilenir veya beğenir gibi olursa veya den azından öyle davranırsa çocuk ve Borla hakkında daha fazla bilgi edinirdi.  Çocuk konuşmuyor ve onunla ilgilenmiyor gibi duruyordu. Çocuk boşta olan eliyle kadının göğüslerinin meme ucuna vurdu.  Acı ile geriye yaslandı fakat sesini çıkarmamıştı kolları çocuğu sarmayı bırakmıştı.  Kadran için kaçma fırsatı doğmuştu. Nereye kaçacağını bilmiyordu ama kadının elinden kurtulmuştu ondan uzaklaşmaya başlamıştı. Dümdüz koşmaya başladı karşısında kapı vardı. Kaçarken son derece hızlıydı, ondan daha hızlı olanlar vardı.  Nereden geldiğini fark edemediği gece kuşu karşısına dikilmiş ve onu omuzlarından yakalamıştı. Çocuğun yüzüne yumruk attı.  Çocuğun yüzü ezilir gibi oldu yediği yumruğun şiddeti ile yere yığıldı.  Ellerini yüzüne tutuyordu, acımıştı ama bağırmamıştı. Kraliçe ayağa kalktığında ‘’Senin adın ne? Kimin çocuğusun?’’ diye sordu. Normalde onu hemencecik öldürürdü. Bu sefer öyle yapmadı. Onun hakkında ve Borla hakkında bilgi almak istiyordu. Az önce ondan yediği şaplak ile karanlık gücü kullanabildiğini fakat tam kontrol edemediği öğrenmişti. Daha ilginç tarafı ise çocuğun bu güçten haberdar olmamasıydı. Çocuk

 

‘’Kimin çocuğu olduğumu bilmiyorum ama adımı iyi biliyorum. Benim adım Kadran!’’ dedi.  Gece kuşu tarafından zorla ayağa kaldırılmış. Kraliçe hemen yanına gelmişti. Onun gelişini bile hissetmemişti. Kraliçe başını eğip çocuğa baktı. Bu ismi daha önce duymamıştı tanık birisini çağrıştırmıyordu. Gece kuşları Kraliçeden gelecek sözü beklerken kapı açılmıştı. Azrel içeriye girdiğinde Gece kuşlarını birbirine baktı saldırıya geçmeye hazırlanırken Kraliçe onları işareti ile durdurmuştu. ‘’O isim Tarnovaca da ölümü getiren kişi demek’’ dedi ve devam etti. ‘’Çocuğu buraya getirin yoksa hepinizi doğrarım’’ diye sert çıkıştı. Bakışları o kadar korkutucu iyiydi. Gece kuşları bile ondan korkmuştu. Azrel hiçbir şeyin yolunda gitmediğini biliyordu. İçeriye planladığı gibi girmeyi başaramamıştı. Sessizce ilerlemeyi düşünüyordu fakat Isılbert gece kuşları ile erken uğraşmaya başlaması gece kuşlarının hazırlıklı olması planları altüst etmişti.

 

Kraliçe göz işareti birlikte Tiggar’ı Azrel’in üzerine gönderdi. Tiggar bir anda Kadran’ın önünden yok olup Azrel’in karşısına dikildi kılıcı ile hamle bile yapmasına izin vermeden onun karnına vurarak yerden yarım metre havalandırdı. Azrel vuruşun şiddeti ile ağzından kan gelmeye başlamıştı. Tiggar durmadan ikinci yumruğu yüzüne yapıştırdı. Azrel havada dönerek yüzü yere yapıştı. Gözlerini açtı etrafı bulanık görüyordu başı ağrıyor yer sallanıyor gibiydi. Ellerinden güç alarak kalkmaya çalıştığında yediği tekme ile birkaç metre geriye uçmuş yere düşünce yuvarlanmıştı. Azrel ayağa kalkmaya çalıştığı sırada hamamın kapısından birkaç gece kuşu içeriye girdi Isılbert’i kollarından sürükleyip kraliçenin önüne getiriyorlardı. Kraliçe’ye yaklaştıklarında onu ileriye doğru attılar. Her tarafı kan içerisindeydi, kılıcı belinde yoktu. Güçlükle başını çevirip etrafına baktığında Azrel’i gördü. O tekmeler yemekle meşguldü. Isilbert ‘’İkimiz bir olup gece kuşlarının elinden bile bir çocuğu kurtaramadık’’ dedi. Kraliçe Gece kuşlarını alkışladı.

 

‘’Kule komutanı Isılbert Kourp ve şu adı neydi? ‘’ diye sordu onu küçük görüyordu ama içeriye girerek büyük iş başarmıştı. Isilbert ‘’Azrel’’ dedi. Kraliçe fazla şaşırmadı onun yaptıklarını düşününce ‘’Avcılar kralı Azrel demek. Kraliçe ile kral aynı yerdeler. Isılbert, Azrel ve karanlık gücüne sahip bir çocuk geriye sadece Borla kalıyor. Umarım Matilyano onu öldürmüştür.’’ Deyince Azrel

 

‘’Matilyano sana mı çalışıyordu?’’ diye sordu. Kraliçe sırıttı kollarını yana doğru açtı. ‘’Bu şehirde bana çalışmayan ikiniz vardınız sizi de Bierta birlikte ortadan kaldıracağım.’’ Dedi ve sözlerine devam etti. Oldukça heyecanlı olduğunu gizlemiyordu. ‘’Azrel, Isibert ve Bierta hepiniz öleceksiniz ve bu şehirde kendi krallığımı kuracağım. Çocuğa gelince onu merak etmeyin o sağ kalacak onunla ilgili başka planlarım var.’’ Dedi.

 

Borla Tarafı

 

Gece kuşları hepsi öldürülmüştü. Öldürülenler dumanlaştıklarından dolayı ceset yığınları ortaya çıkmamıştı. Borla onları son ana kadar kesmemekle dirense de sayıları sürekli artan gece kuşlarını toptan yok etmişti. Matilyano görevini üst düzeyde yerine getirmişti. Borla ve Matilyano buluştular.  Etrafta dolaşan halen gece kuşları vardı fakat Borla’nın katliamını gördüklerinde daha organize saldırmak için fırsat kolluyorlardı üstelik destek ve yardım da bekliyorlardı.  Her ikisinden de çekiniyorlardı.  Tyhbrand evin çatısında belirmişti.  Borla ile Matilyano birbirlerine yürürken ‘’Azrel’den ses çıkmadı şu ana kadar ses çıkmadı şu ana kadar çoktan çocuğu kurtarmış olması gerekiyordu’’ diye mırıldandı. Matilyano ‘’Onun irade gücü olmadığını söylemiştim.  Gece kuşlarını irade gücü olmadan tek başına halledemez!’’ demişti. Sözlerini bitirir bitirmez bir anda hızlandı. Borla gözünü açtı fakat Matilyano o kadar hızlıydı ki darbeden sonra onu hissedebilmişti.

 

Göğsündeki yaranın derin olmadığının farkında idi yine ölümcül sayılabilecek yaraydı. Matilyano parmaklarını onun göğsüne değdirmiş parmaklarından çıkan keskin parçalar Borla’nın göğsüne saplanmıştı.  Borla ‘’Sen!’ hiddetle söylemişti.  Matilyano ‘’Bana bu kadar fazla güvenmemeliydin Kraliçe seni ölü istiyor.’’  Dedi. Borla elini kılıcına attığında Matilyano hızlıca arkasına geçip aynı saldırıyı arkasından dan yapmaya çalıştı kısmen de başarılı oldu fakat Borla sırtına alacağı darbeyi zamanında geriye dönerek göğsüne almıştı.  ‘’Hata yaptın Matilyano akıllı birisi olduğunu sanıyordum.’’ Dedi.

 

‘’İki ölümcül yara aldın Bierta şu anda seninle eşit seviyeye geldiğimizi düşünüyorum. Borla’nın ayaklarından kara dumanlar çıkmaya başlamıştı. Tyhbrand uzaktan onu izliyordu. Karanlık gücün daha önce hiç ayaklardan başladığını görmemişti. Korkunç bir şey olacağını tahmin ediyordu. Duman haline geldikten sonra doğruca Kraliçenin yanına gitmeye karar verdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 27 Bölüm

Kelime Sayısı:750

27 Bölüm

 

Hamam

 

Azrel çabalarının sonuçsuz olduğunu anlamıştı, sonunda pes etti. ‘’Bağışla beni!’’ diye yalvarmaya başlamıştı. Kadın onun ağzından bu sözleri duyunca keyfi daha çok yerine gelmişti. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştı.  ‘’Bağışlanmak mı? Onu Bierta’nın yanındayken düşünecektin. Belki senin için bir şeyler yapabilirim. Şimdi ayaklarıma kapan ve yala belki o zaman bağışlayabilirim’’ dedi. Azrel onun dediğini başıyla onayladı. Düştüğü yerden doğruldu ve kadının ayaklarına kapandı. Bir elini belindeki kılıcına atmıştı. Ayağını öpmeye yeltendiği sırada savaş boyunca hiç çıkarmadığı kısa kılıcını hızlıca çıkartıp kadının karnına saplayıp geri çekilmiş sonradan kendisini yuvarlayıp ayağa kalkmıştı. Yaşlı olmasına rağmen atık olması ile kadını bir kez daha şaşkına çevirmişti.  Kadın karnındaki acıyı hissetmişti, elini karnına tuttu. Duman formunda olmasına rağmen karnından kanlar akıyordu. Kadın şu anda en büyük şaşkınlığını yaşıyordu.

 

‘’Sen bunu nasıl yapabildin?’’ diye sordu. ‘’Bana nasıl zarar verebildin? İrade gücün olmadığını hissediyorum’’ dedi şok olmuştu. Ayaklarını yere basmıştı sonunda kanatlarını kapanıp sırtına yerleşti. ‘’Avcılar kralı Azrel bu kadar kolay öldürülseydi. Dünyanın bir kısmı peşime düşerdi. Bu hayatta Azrel’e kılıç çekeceksen onun sars kılıcı taşıyıp taşımadığını bileceksin. Hayatımda bir gece kuşu kadını ile evlenmek istemiştim nasibime onu öldürmek düştü. Kaderin ne şekilde neyi önüne koyacağını bilemezsin’’ dedi. Önündeki kadın rakibinden beklemediği bir şekilde öldürüleceğine şaşırıyordu hatta onu rakip olarak bile görmemişti.  Bedeni duman olarak yok olup gitmeden önce Azrel kadında incelemeye yapmaya başladı. Kollarında yeni yaralar vardı ve ağrıca kolu ısırılmıştı. Avucunun içinde bıçağın bıraktığı yarık izi de vardı.  Yaraların taze olması birilerinin yeni yaptığına işaretti. Aklına gelen herkesi elemişti buna askerlerde dair geriye sadece çocuk olarak Kadran kalıyordu. Şehirde Matilyano gibi sürpriz bir kişilik yoksa bunu yapanın çocuktan başkası olmayacağını biliyordu. Kadının nereden geldiğini öğrenmek için ona dokundu. Kadın duman olarak yok olmaya başladığında ise kadından alabilecek bilgi kalmamıştı. O gittiğinde ayağa kalktı ve yoluna devam etti.

Çocuğun yerini neredeyse öğrenmişti gibiydi. Sokakları seri şekilde yürüyor fakat koşmuyordu. Kadından koşarak kaçarken yeterince ayaklarını yormuştu. Isilbert ve Borla’ya göre koşma konusunda onlardan daha iyiydi. Hayatı boyunca binaların üzerinden ağaçların tepelerinde kazıp toprak altında pusuda beklemişti. Yüz metre atlayışlarında dev engerek yılanlarını avlamıştı. O bunları hatırlarken Isılbert sokak aralarında arkadaşlarını arıyordu. Azrel ve Isılbert sokaklarının bittiği yerde yolları kesişmişti. Isılbert ‘’Demek halen yaşıyorsun?’’ dedi alaycı tavırla. Azrel ‘’Çok güzel bir kadın öldürdüm içim kadına aktı’’ diyebildi. Isılbert ‘’80’e doğru gittiğin bu yıllarda anlaşılan sende şehvet hiç bitmedi değil mi? Diye sordu. Azrel gülümsedi ‘’Bitti bitmesine de üzerime çıplak gelen kadını yakalar sabahlara kadar birlikte olurdum. Senin de üzerine öyle birisi gelse görürdüm. Neyse öldürdüm ve aramızdaki ilişki başlamadan bitti. Ben çocuğun yerini öğrendim gibi onu almaya gidiyorum. Sende gelecek misin? Diye sordu. Çocuğun hareket etmediğini hissediyordu, öldürülmüş olamazdı en iyi ihtimal sadece bağlanmış olabilirdi. Isilbert

 

‘’Elbette! Borla ve Matilyano ile karşılaştın mı?’’ diye sordu. Azrel yönünü arka tarafa çevirerek parmakla evlerin arkasını işaret etti.  ‘’Onlar arka tarafta kaldı, oyalama beni benimle misin? değil misin? Diye sordu. Isılbert soruya cevap vermeden ‘’Oradan geliyorum yoklardı’’ dedi. Azrel şaşırmadı.  ‘’Borla o başının çaresine bakar biz kendimize bakalım’’ dedi. Azrel Isilbert’i geçip hızlıca yürümeye başladı. Isilbert onun peşine takıldı. Bir ara koştular sonra dinlenip tekrar yürümeye başladılar. Çocuk hakkında fazla bilgiye sahip değillerdi fakat Borla’nın benimsediğini benimsememek ayıp olurdu. İkisinin de aynı şekilde düşünmesi şaşırtıcı değildi bir zamanlar efsane ile dost oldukları düşünüldüğünde.  Azrel ‘’Sen önümü aç ve onları oyala ve bende çocuğu alayım’’ dedi. Isilbert ‘’Azrel bu işin o kadar kolay olmayacağını biliyoruz Kraliçe ve gece kuşlarının içinden nasıl çekip almayı düşünüyorsun? Çok basit kalmış plan ikimiz de genç değiliz yorulursak biteriz.’’ Dedi. Azrel

 

‘’Senin işin kargaşa çıkartıp onları oyalamak benim işimde bundan faydalanmak sonuçta biz Borla değiliz bodoslama düşmanın içine atlayıp önümüze ne gelirse kesip her yeri yerle bir etmek gibi lükse sahip değiliz.’’ Dedi. Konuşma biterken eski hamamlar sokağına yöneldi. Etraftaki gece kuşları onları fark etmişti. Isilbert biraz daha geriden takip ediyordu. Azrel ‘’Son ana kadar benimle kal eski büyük hamamın orada tutuyorlar içeriye girmek benim işim gece kuşlarını içeriye sokmamak senin işin’’ dedi.  Isılbert ‘’Daha sessiz şekilde halledemez miydik?’’ diye sordu. Azrel ‘’Hem vakit yok hem de iyi hazırlık yapmışlar tek düşünmedikleri bizim onların esas yerini bulmamız oldu. ‘’ dedi. Büyük hamam sokağına ilerlemek için sokaktan döndü.  Gece kuşları yolların üzerine atlamışlardı.  Borla ve Matilyano gece kuşlarının büyük bir bölümünü üzerlerine çekse de Kraliçeyi korumak için gece kuşları vardı. Azrel durdu saniyeler içerisinde hamama giden yol gece kuşlarını tarafından doldurulmaya başlanmıştı. O an doğru yolda olduğunu anladı. Isılbert ona göre biraz daha geride kalmış etrafı kısa sürede sarılmış ona saldırmakta olan gece kuşları öldürmekle meşgul oluyordu. Azrel içeride kraliçenin gücünü tam olarak bilmiyordu.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın