Yaşayan Efsane 30 Bölüm

Kelime Sayısı:855

30 Bölüm

 

Hamam IV

 

Herkes ne olduğuna bakarken dikkatleri kısa sürede toparlayanlar Isılbert ve Azrel olmuştu, sayıca az oldukları gibi güçlü de sayılmazdır.  Azrel gece kuşlarının dalmasını fırsat bilip etrafında gece kuşları iki tanesini aynı anda kesmişti. Gece kuşları kendine yeni gelirken bir tanesini daha kesmişti.  Isibert fırsatı değerlendirip saldırmış fakat Tiggar ve Tyhbrand diğer gece kuşları gibi dalgın değillerdi yine de Tiggar’ı yaralamayı başarmıştı.  Kraliçe kan sahasına devam ediyordu her şeyden emin olmalıydı. O sırada kan sahası kesilmeye başlanmıştı. Borla’nın kılıcının dışarıya çıktığını ve yukarıdan aşağıya yavaşça kesmeye başladığı görmüştü. Borla beline kadar kesince yanlamasına etrafını keserek dolandı. Kan sahası diye bir şey kalmamış Borla’ya etki etmemişti. Kraliçe şaşkınlığını gizleyemese de tedbiri elden bırakmaya niyeti yoktu. Kraliçe kan kırmızısına dönüştü ve yollarından çıkan kanla Borla’ya saldırdı bu saldırı önceki yaptığından daha güçlüydü fakat Borla saldırıyı durdurmuştu. Kraliçe daha çok kullanmaya başlayınca kendini geriye çekip saldırının boşa gitmesini sağlamıştı. Borla ‘’Yarım kesiş’’ dedi ve kılıcını salladığında çıkan karanlık güç Kraliçe’nin yüzünün ortasından beline kadar kesmişti. Kraliçe kan görünümü sona ermişti ve dizlerinin üzerine düşmüş yerde oturmaya başlamıştı. Ellerine baktı kanlarının çekildiğini hissediyordu. Yenilmişti hem de böyle dövüşte yıllarca bu şehri ele geçirmeyi planladığı ve sonunda çok yakınlaştığı günde bütün hayalleri yok olmuştu.  Borla Kraliçe’nin karşısına geldi ve çömeldi

 

‘’Hayal kırıklığını görebiliyorum. Yanlış zamanda yanlış adama karşı koydun. ‘’ dedi. Kraliçe bir şey söylemedi. ‘’Benimle savaşmak isteyen bütün kraliçelerin sonu böyle oldu. ‘’ dedi. Kraliçe’nin işini bitirmedi yavaşça ölmesi onun için daha zevkliydi. Kendisine bulaşanların hazin sonlarını acı çekerek yaşamasını istiyordu.  Borla ayağa kalktı. Tiggar ve Tyhbrand Kraliçe’nin öldüğünü görmüşlerdi. Gardlarını düşürmüşlerdi. Borla Isılbert’in hamle yapmaması konusunda uyardı. Azrel’in etrafındaki gece kuşları da saldırılarını durdurmuşlardı. Borla biraz daha ilerledi.

 

‘’Tercih sizin ister bana karşı koyun ölün isterse buradan uzaklaşıp sessizce yaşamaya devam edin. Kraliçe’ye tanımadığım yaşama hakkını ona göstermediğim merhameti size gösteriyorum. Benimle savaşacak mısınız? Yoksa buradan uzaklaşacak mısınız?’’ diye sordu. Gece kuşlarını Kraliçe öldüğünden dolayı Tyhbrand gözlerini çevirmişti. Olası yeni lider o olacaktı. Gece kuşlarının kararı ona bağlıyken o ise kara kara düşünüyordu.  Tyhbrand hiçbir şey söylemedi ve Tiggar’a baktı o da Tybrand baktı. Borla ise artık ayrılık vaktinin geldiğini anlamıştı. Gece kuşlarını onların önlerinden çekiliyordu. İlk başta Tybrand sonra Tiggar ve diğer gece kuşları duman olup kayboluyordu. Kadran ‘’Kazandık!’’ dedi. Azrel bir şey söylemedi. Borla

 

‘’Burada durmamızın bir anlamı yok burayı terk etmeliyiz’’ dedi. Isılbert ‘’Asansör bölgesi için bazı kağıtlara ihtiyacın olacak benimle gel Borla Azrel sen de çocuğu asansör bölgesine sok’’ dedi. Azrel çocuğu alıp götürmeye başladı. Borla ‘’Ne gibi belgeler?’’ diye sordu. Isilbert ‘’Davetiye gibi’’ dedi. Borla cevap vermedi. İkisi de oradan en son ayrılanlardandı. Yürümeye başladılar. Isılbert onu kendi mekanına götürüyordu. ‘’Gece kuşlarının tekrar saldırma olasılığı var mı? Çok kolay kaçtılar’’ dedi. Borla ‘’Korktular ama bu sefer saldırırlarsa o ikisinden başkasını saldırmaz ve bunu yaparlarsa onları öldürürüm.’’  Dedi.

 

 

Isilbert Borla’nın asansör bölgesine giriş için davetiye belgesini hazırlamıştı. Belgeyi ona uzatıp ayağa kalktı. ‘’Artık seni buralarda tekrar görebilir miyiz?’’ diye sordu. Borla ‘’Buralara bir daha geri döneceğimi düşünmüyorum. Beni yolcu etmeye gerek yok’’ dedi. İkisi birlikte kucaklaştılar. Isılbert ‘’Yine görüşeceğiz’’ dedi. Borla ayrılırken bir şey söylemedi.

 

 

Asansör bölgesi

 

Borla gelene kadar Azrel Kadran’ı asansör bölgesine getirmişti. Kapıya oldukça yakın bölgedeydi fakat Azrel çabucak bir sorun olduğunu fark etmişti. Gece kuşları ve Borla arasında mücadele duyulmuş ve asansör bölgesi kapatılmıştı. Davetiye alanlar bile askerler bölgeyi kapatmışlardı. İnsanlar sadece bunu konuşmuyor Komutan Isılbert’in görevi kötüye kullandığı ve Borla’ya yardım ettiği için Şehir valisi tarafından görevden alındığını söylüyordu. Azrel konuşmaları duymuştu bu iyiye işaret değildi. Isılbert’in Borla’ya vereceği davetiye işe yaramayacaktı ve içeriye zorla girmeleri dahilinde Asansör kapatılacak uzunca bir süre bu şehirde kalacaklardı demekti. Kadran ‘’Ne oluyor?’’ diye sordu. ‘’İyi olan bir şey yok çocuk ama seninle konuşmak istediğim bir konu var görünüşe göre sen gelecek olan Azrel’i yetiştirecek çocukmuşsun’’ dedi. Kadran

 

‘’Anlamadım’’ diye cevap verdi. Azrel ‘’Anlaman önemli değil benim soyumdan bir çocuk gelecek ve Avcı olarak bunu sen yetiştireceksin! Bana söz ver Kadran onu da benim gibi Avcı yapacaksın’’ dedi. Kadran ‘’Ben hiçbir şey bilmiyorum nasıl yetiştireyim ve senin gibi yapayım.’’ Dedi.  Azrel ‘’Ben senin yapacağına inanıyorum bana söz ver!’’ diye sözlerini tekrarladı. Kadran ise bir şey anlamamıştı. ‘’Tamam söz veriyorum yaşarsam yapacağım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum’’ dedi. Azrel güldü. ‘’Birlikte olduğun adam sana her şeyi söyleyecek’’ dedi. Kadran ‘’Şimdi burada ne oluyor?’’ diye sordu, merak ediyordu en azından Azrel Borla gibi değildi sorularına cevap vermeye çalışıyordu.  ‘’İçeriye girmek için farklı bir yol deneyeceksiniz eğer gürültüyle girerseniz asansör üst taraftan kapatılır bu hiç iyi olmaz Borla’yı beklemekte yarar var. ‘’ dedi ve Azrel çocuğu dikkat çekmeyen yere götürdü kalabalıkta her zaman insanların ilgi odağının değişeceğini düşünüyordu. ‘’Borla ne zaman gelecek? Isılbert’i görebilecek miyim?’’ dedi. ‘’Onun ne zaman geleceğini bilmiyorum fakat Isılbert’i daha göremezsin herhalde.’’ Dedi

 

‘’Sence bu şehirden çıkabilecek miyiz?’’ diye sordu. ‘’Çıkarsınız öyle veya böyle Borla bunu kafaya koymuşsa muhakkak yapar’’ dedi. ‘’Peki gece kuşlarını onlara ne olacak?’’ diye sordu. ‘’Bilmem belki yeni bir tuzak peşindedirler ama bu sefer Borla affetmez belki de bir süre akıllanmışlardır. He bir de al bu kâğıdı sakin zamanda Borla’ya var’’ Dedi. Kâğıdı Kadran’a uzattı ve o da cebine attı. ‘’Nedir bu?’’ diye sordu. Azrel ‘’Sen anlamazsın ama o onlar sakin bir zamanda ver’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Son Serament 1 Bölüm

Kelime Sayısı:1567

Zaman çabuk aktı ve dünya değişti, insanlar şimdi iyi rüya görebilmek için daha çok uyuyorlar. Geriye sadece iyi olan rüyalar kaldı.
1.Bölüm
Soğuk,buz ve fırtına son on dakikanın özeti buydu.Birinci adam ağır yaralıydı,kanaması durmuş fakat uzun süre yaşaması görünmüyordu. Kadının durumu da pek iyi görünmüyordu. Soğuk bedenini kemirirken bir türlü ısınamıyordu,sessiz bir şekilde bedeni donmaya başlamıştı. Son adam her ikisinin yakında öleceği bilen birisiydi. Adam yarasından dolayı kadın ise donarak ölecekti. Bir kaç gümüş elde etmek için yola koyulduklarında aynı hedefe giden bir grup ile çatışmak zorunda kalmışlardı,birinci adam ağır yaralanmıştı,elleri boş dönerken yakalandıkları buz fırtınası yüzünden kadın kötü duruma düşmüştü. Aralarında en sağlam son adam ayağa kalktı. Yakınlarda umumi tuvalet olduğunu biliyordu,arkadaşlarını yalnız bırakarak fırtınanın içinden yürümeye başladı. Fırtına onu sağa sola savurmak istese de o dimdik gitmek istediği yere doğru ilerliyordu. Başında ki kavuk ile kulaklarını kapatsa da olağanüstü fırtınanın uğultusu kulaklarını tırmalıyor,beynine girip orada dolaşıyor sonra kayboluyordu. Görüş mesafesi çok düşüktü,Tuvaleti bulması bile bir mucize olabilirdi. Gökyüzünden yağan buz parçacıkları fırtına eşliğinde etrafında dönüyordu. Kapıya çok yakın bir yerdeydi,yüzünü arkaya çevirip geriye bıraktığı arkadaşlarına baktı. Onlara ne olacağın farkındaydı, açık alanda durmak istemiyordu.
İçeriye girdi,bir kaç adım attığında erkekler tuvaletine girdi. İçerisi harabeye dönmüştü. Musluğun başına geldi. Suyu sonuna kadar açtı,suyun lavabo’ya akmasını bekledi,elini altına tuttu.Bir damla su soğumuş olan eline damlamıştı. Avucunun içinde ki suyu kurumuş dudağı ile yaladı.En sonra ki tuvaletin kapısını açtı,içeriye geçti ve kapıyı kapattı.Sırtında asılı olan Yatağan’ı,H-2’yi duvara dikledi. Klozete oturup beklemeye başladı. O sırada içini biraz ısıtmak için paltosunun iç cebinden sigarası ve çakmağını çıkardı,yaktı. Sigara dumanını olabildiğince içine çekmiş ardından kafasını havaya kaldırarak dışarıya salmıştı. Havanın soğukluğu ve sigara dumanı ile birleşince içerisi epey duman olmuştu.Dışarıdan yol arkadaşı fırtınanın sesine karışmış kadının sesini duydu. Sesi bağırarak kesilmişti. Ne ile karşı karşıya kalacağını bilmiyordu,bunun bir önemi de yoktu. Önemli olan tek şey bu tuvaletten sağ çıkmaktı. Onu bulmaları pek uzun sürmeyecekti. Tuvalet kağıdını kullandıktan sonra ayağa kalktı. Sigarası klozetin arasına sıkıştırdı. Yatağan kılıcını ve H-2 keskin nişancı tüfeğini tuvaletin içinde bıraktı. Tuvaletin tavanı alçak ve çürümüştü. Elini tavana yaklaştırdı. Tavan sertleştirilmiş odundan yapılsa da onu kaldırıp üste havalandırmaya çıkabilirdi. Fırtına biraz dinmişti.
Ateşin karşısındaki kadını öldürmüştü, adam ise geldiğinde ölmüştü. Etrafına bakınırken gözleri ayak izlerine takıldı. O an ateşin karşısında üç kişi oturduğunu anlamıştı. Fırtına şiddetti olması ona engel değildi. Bir insandan çok daha güçlü sezileri vardı. Gözleri ile ayak izlerini silinse bile takip edebilirdi. Adımlarını sıklaştırdı,izlerini takip ettiğinde bir umumi tuvalete çıktığını görmüştü. Kapı açıktı içerisi buzla dolmuştu. Harabeye dönmüş bu tuvalette buzların üzerinde ki ayak izlerine baktı. İlk tuvalet kadınlar tuvaletiydi. Onun önünde durdu kapı aralıklı kapatılmıştı. Yere baktığında adamın ayak izlerinin burada durmadığını anlamıştı. Ayak izleri erkekler tuvaletine doğru gidiyordu. Dışarıda iz takip etmek zordu ve izler kolay silinirdi. Kapalı mekanda ise havadan yağan buzlar sayesinde takip kolaylaşmıştı. İçeride birikmiş fazla buz yoktu. Erkekler tuvaletine giren izin ıslaklığı vardı sadece. İzleri iyice incelediğinde izin bir erkeğe ait olduğunu anlamıştı. Kollarının uzunluğu dizine kadar varıyordu. Parmaklarından çıkan tırnaklar keskinleştirilmiş bir kılıçtan daha keskindi. Zayıf bir vücudu olmasına rağmen derisi tamamen kasla kaplanmıştı. Yakın dövüşte dakikalarca yorulmadan dövüşebilecek kuvveti vardı. İçeriye adım attığında buz taneciklerine basmış ve ses çıkarmıştı. Kafası aşağıya indirip ayak uçlarına baktı. İçeride ki kendisinin tuvaletin önünde olduğunu anlamıştı. İki adım atarak içeriye girdi. Aynalar,lavabolar tuvaletler ve üç kabin vardı. Bir adım daha atıp kabinlerin bir tane daha olduğunu fark etmişti. Girişte ki kapının yanında özel bir bölme vardı.Tuvaletlerin bütün kapıları aralık olmasına rağmen içeri tam anlamıyla görülemiyordu. Tavanda ki ışık ara sıra kesiliyor gibi oluyor sonra tekrar yanıyordu. Kabinlerin hepsinin altına baktığında sadece bir tanesinde silah olduğunu görmüştü. Adam kabinlerin içinde veya özel bölmede saklanıyor olabilirdi. Daha fazla ilerlemeden ayak izlerini kontrol etti. Ayak izleri en sonda ki tuvalette bitiyordu. Kabinin üzerine çıkan bir sigara dumanı vardı ve muhtemelen uzaktan yere diklenmiş olan silahın kabzası görünüyordu.
İlerledi ve sigaranın geldiği kabini açtı. İçeride bir kılıç,keskin nişancı tüfeği ve klozete sıkıştırılmış bir sigara. Parmaklarından bir tanesini sigara’ya uzattı. Yakılalı bir kaç dakika olmuştu.Adamın saklandığını ve kendisinin geleceğini bildiğini düşündü. Fırtınada kadını ölmeden önce bağırmıştı. Onun sesini duyup saklanmıştı. Kafasını kaldırıp tavana baktı. Çürümüş tahtalar vardı,havalandırmaya adamın saklanabileceğini düşündü. Onun fazla bir seçeneğinin olmadığını biliyordu.Kılıcını ve tüfeğini bıraktığına göre uzun mesafeli bir dövüşe girmeyi umuyordu. Belki silahında sadece bir mermi vardı. Tuzağa düştüğünü kabine girince anlamıştı. Adam ya tavandaydı ya kabinlerden biriydi. Bu karşılaşmada en büyük avantajı adamın karşısında bir Jekoms’un olduğunu bilmemesiydi. Neyle karşılaşacağı bilmeden hazırlamıştı tuzağını hasar gücü yüksek bir silah elinde yoksa kendisinin sağ çıkması ihtimaller dahilindeydi.Ayak izleri burada sonlanmıştı,parmak izlerini kontrol etmeye başladı,tavanda parmak izi vardı ama fazla değildi. Bir insanın en kötü ihtimal beş parmağının olduğunu düşünürse tavanda sadece bir parmak izi vardı. Kabini ve tuvaletleri kontrol etti,parmak izleri oldukça fazla idi. Merak ettiği durum kabinin üzerinden diğer tarafa geçip geçmediği idi. Kabinin altı yerden yüksek olmasına karşın ayakları gizlemişti. Bunu yapabilmesi için klozetin üzerine çıkması veya iki kabin arasına ayaklarını dayayarak sabit kalması gerekliydi. Beklemenin bir anlamı olmadığını düşündü ve kabinden dışarıya çıktı. İlk girdiği kabinin yanında ki kabini parmak ucu ile kapısını itekledi. Kapı içeriye doğru açıldı. İçeride kimse yoktu. Aynısını diğer kabinlere de gerçekleştirdi.
Fırtına şiddetini yeniden arttırıyor ve uğuldamaya başlıyordu. Bölgeye gitti ve içini kontrol etti. Birkaç yıl önce ölmüş bir iskeletten başka bir şey yoktu. Adamın saklanabileceği tavana çıkıp havalandırma da saklanmasıydı.Karşısında işinde uzman birisi olduğunu anlamıştı. Fırtına şiddetini ne kadar arttırırsa arttırsın çürümüş tavanda ayak sesini duymaması imkansızdı. İçeriye girdiğinden beri adam hareket etmiyordu. Elini çürümüş tavana attı.Tahta çatırdadığında tavan arasında ki adam tahtayı kaldırıp kendini aşağıya bıraktı Jekoms adama baktı hiç vakit kaybeden koşmaya başladı. Adama çok dikkat etmedi fakat elinde pompalı olduğunu farkındaydı. Hızlıca atılmak istedi üzerine adam henüz ayağa kalkmamıştı,Jekoms’un hızı karşısında ayağa kalmadan ayağında asılı olan pompalısı hızlıca çıkarmıştı ve ateşlemişti. Jekoms atılan saçmadan kaçamadı ve saçmanın gücü ile geriye fırlayıp duvara çaptı,yüzünün üzerine düştü. Adam ayağa kalktı saçma onun karnına isabet etmiş ve büyük bir delik açmıştı. Jekoms’un yeşilimsi kanı akıyordu. Adam onun için bir kaç saniye bekledi. Jekoms sadece parmaklarını biraz oynatabilmiş ve can vermişti. Pompalısı açtığında içinde ki her iki boş kovanı dışarıya çıkardı,geriye 44’lüğünde ki tek mermi kalmıştı. Kamasını çıkardı ve Jekoms’un başına geldi. Onun cansız bedeni belki bir kaç gümüş ederdi. Kabinde ki silahları sırtına tekrar astı,Sigarasını içmeye devam etti. Şehre dönene kadar başka maceralardan uzak durmalıydı. Arkadaşlarından geriye kalan silah ve mermiler bir gün daha yarı tok gezmesine yeterdi.

Ayça 17 yaşına geldiğinde uzun zamandır ailesi ile paylaşmak istediği bir düşünceyi bir yemekte onlara söylemişti. Bundan bir yıl önceydi. Onlara
”Dış dünyayı görmek istiyorum” dediğinde babası ve annesi tedirginlikle birbirlerine bakmışlardı. Annesi ona
”Bu kelimeyi çok yüksek sesle söyleme!” diye ikaz etmişti. Konuşmanın içeriğini daha fazla hatırlamak istemiyordu. Bir yıldan beri odasından dışarıya çıkarılmıyordu. Odasında bir den fazla elbisesi vardı,yatağı,banyosu,televizyonu,bilgisayar’ı hatta interneti bile vardı. Kasabada ki hiç bir insanın böyle imkanlara sahip olamayacağını iyi biliyordu. Fakat o inatla dış dünya’yı görmek istiyordu. Yok olmuş kıta üzerinde yürümek dünyanın karanlık tarafında kimsenin yaşayıp yaşayamayacağını öğrenmek istiyordu. Niyetinden vazgeçecek değildi,bir yolunu bulup kaçacaktı. Evde oturmak çok boştu. Televizyon vardı fakat günde sadece iki saat yayın yapılıyordu. İnternet vardı fakat çoğu sayfa artık kullanılmıyor arama motorlarında bir kaç sayfadan başka site çıkmıyordu. Bilgisayar’ı sadece müzik dinleme aracıydı,kayıtlı müziğin varsa. Klavyenin yanında şarjda tuttuğu cep telefonu vardı fakat içinde hiç bir kayıtlı numara yoktu. Oda hapsinde yaptığı en zevkli iş kitap okumaktı. Kitapları üç gruba ayırmıştı,eski kitaplar,yeni kitaplar ve saçma kitaplar. Yeni kitaplar birbirinin kopyası hayatta kalma tüyoları,seks hikayeleri ve iyi rüya görmek için yapılması gerekeni yazan kitaplar sürüsüydü. Yeniydiler ve bir kesimi kandırmak için ideal kitap grubuydu. Saçma kitaplar birbirinin aynısı komedi,aşk ve dünyayı kurtaran erkeği,kadını veya her ikisini konu alan kitaplardı. Dünyanın yeniden eski haline dönebileceğine inanmak bile başlı başına saçma düşünceydi. Eski kitaplar eski dönemlerde geçen kitaplardı. En sevdiği kitaplar bu kitaplardı. Onların içinde de anlamsız kitaplar vardı. Ayça insanlığın kafasının değişmediği o kitaplara denk geldiğinde anlıyordu. Elinde Borazan adlı kitap düşmüştü. Vıcık bir aşk hikayesiydi. Ana karakter belki yüz bin kez işlenmiş liseli kızdı. Erkek karakter bir günde üç farklı kadınla yatabilecek kadar vakti olan işsizdi. Tanıştılar,seviştiler ve evlendiler. Sonra ayrıldılar her ikisi başkaları yatıp kalktılar. Araya töre ve kan davası girdi. İşler yoluna girmeye başladığında mafya onları tekrar ayırdı. Tam mutlu olacakken zombi virüsü yayıldı ortalığa. 58 baskı yapmış kitaptan çok daha fazlasını bekleyebilirdi. Ayça sinirleri bozulup kitabı fırlatmak istedi fakat kendisine güçlükle engel olabildi. Kitap ne kadar boktan olursa olsun okuyacak ne kalmıştı ki geriye? diye kendi kendisine sordu. Sorusu kimse cevaplayabileceğini tahmin etmiyordu. Oturduğu sandalyeden ayağa kalktı ve kapının önüne geldi. Kapıya vurdu.
”Dışarıya çıkmak istiyorum çıkarın beni buradan? İzin verin pencereden bakayım” diye yalvardı. Dört duvar arasında dışarıyı bile göremiyordu. Kapıyı yumrukladı,dışarıdan ses gelmemişti. Kendisini yatağının üzerine öylece bıraktı. Kaldığı odadan dışarıya çıkmanın yolunu bulmak için kitaplara veya internete başvurması gerekiyordu. Koca bir senede okuduğu kitapların hiç birince böyle bilgiye rastlanmamıştı. Kitapları düşündüğünde aklına bunca kitabı bir silah olarak kullanmak gelmişti. Odada kitaptan bol bir şey yoktu. Kitaplığında ki bütün kitapları yere saçmaya başladı. Hepsini yere fırlatıyordu. Kitaplığının kapısının yanına götürecek kitapları orada yeniden raflara dizecekti. Aklında ki fikir çok saçmada olsa denemekten başka bir çaresi yoktu. Göz göre göre kendisine zarar vermeyeceklerini iyi biliyordu.
Kitaplığı kapıya doğru sürüklemeye başladı. Uzun ve geniş bir kitaplık olmasına rağmen oldukça hafif bir ağaç türünden kapılmıştı. Kitaplığı kapının yanına yerleştirdi. Yere saçtığı bütün kitapları toplayıp kitaplığa koydu. Ayça
”Zaman her şeyi çözer ah şu beklemek olmasa” okuduğu bir kitap veya dinlediği bir müziğe ait bir cümleydi. Kitaplığın yanına çöktü,sırtını duvara yaslandı.

Son Serament kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 29 Bölüm

Kelime Sayısı:851

29 Bölüm

 

Hamam III

 

Matilyano hızlıca hareket ediyordu. Borla hareketlerini izlemekte güçlük çekiyordu. Bedenini tamamen karanlığa bürünmüştü. Borla harekete geçtiğinde Matilyano saldırısı gerçekleştirmiş parmaklarından çıkan keskin bıçaklar Borla’nın bedenine saplanmıştı. Borla henüz kılıcını çekme fırsatı vermemişti. Aldığı darbeler hislerini kaybetmesine yol açıyordu. Matilyano’ya bakarak ‘’Seninle uğraşmak can sıkıcı üstelik bu dar vakitte’’ dediğinde bedeni duman haline gelerek bir kısmı yere düşmüştü. Yerdeki duman giderek büyüyordu. Matilyano onun sars gücünün olmadığını çok iyi biliyordu farklı bir karanlık gücüne sahip olduğunu hemen anlamıştı. Karanlık güç kaplanı oluşturmuştu. Borla giderek ondan uzaklaşıyordu. Matilyano herhangi bir tepki vermedi çünkü ne olduğunu merak ediyordu. Daha önce yanında hayvanla veya yaratıklara hatta onları kontrol ederek savaşanları görmüştü fakat ilk kez karanlık güçle kaplanmış hayvan görüyordu. Kaptan hırlayarak onun etrafında dönüyordu. Borla giderek ondan uzaklaşıyordu artık arkasını dönmüştü. Matilyano saldırıya geçtiği anda kaptan onu durdurmuştu. Borla koşmaya başladı. ‘’O seni bayağı oyalar’’ demişti.

 

Oldukça sinirliydi, Borla uzaklaşıyordu Matilyano ise hiçbir şey yapamıyordu.  Onun kaplan beslediğine dair hiçbir bilgi öğrenememişti üstelik karanlık taraftan getirilmiş hayvan olduğunu düşünüyordu. Onun karanlık gücünün birçok varlığı ve cismi yok edebildiği biliyordu fakat yok ettiklerini geri döndürebildiğini yeni öğrenmişti.

 

 

Isılbert ne kadar dirense de kolları ve ayaklarından yakalanmıştı. Azrel dayak yemeye devam ediyordu. Kadran yakalanmış bu sefer kıpırdamasına bile izin verilmiyordu. Borla’nın takımı oldukça kötü durumdaydı. Çocuğun Kraliçenin eline geçmesi bütün emeklerin boşa gitmesi demekti. Isılbert ve Azrel emeklerin boşuna gitmesini istemiyordu. Katiller katili ile arkadaş edinmiş dünyada ender insanlardandılar. Isılbert’in başına birisi gelmişti. Azrel her seferinde ayağa kalkmaya uğraşsa da Tiggar tarafından tekmelenip yere düşürülüyordu. ‘’Boşuna kalkmaya çalışma daha çok dayak yemekten başka bir şey yapmıyorsun’’ dedi. Kadran hem bağlanmış hem de gece kuşu tarafından tutuluyordu, debelenmeye çalışsa da bir işe yaramıyordu.  Gece kuşu kılıcını kaldırdığında Azrel umutsuzca Isılbert’e baktı. Isılbert gülümsüyordu.

 

‘’Kalmukya İmparatorunu öldürdüğümüzde dünyayı değiştirmiştik hatırlıyor musun Azrel?’’ diye sordu. Isılbert sonunun geldiğinin farkındaydı daha fazla debelenmedi. ‘’Bu sefer dünyanın yeniden değişmesini göremeyeceğim’’ dedi. Isibert birazdan başına inecek kılıcın farkında idi. Azrel onun burada bu şekilde ölmesini kabullenemezdi. Ani hareketle yuvarlandı ve tekmelerden kurtuldu. Bacağından çıkardığı bıçağı fırlattı. Gece kuşunun göğsüne isabet etmişti bu önü öldürmeye yetmezdi ama durdurmaya yetmişti. Isılbert Azrel’in bu çabasını boşuna çıkarmamak adına adamın bacağından tutup kendine doğru çekti ve onu yere düşürmeyi başardı. O sırada ikisi için öldürme emri verilmişti. Bu adamlarla oyun oynanmayacağını anlaşılmıştı ne var ki geç kalınmıştı. Hamam da bir gürültü koptu ve peş peşe sallantılar meydana geldi.  Azrel ve Isılbert tekrar Gece kuşlarının eline geçerken Kraliçe ve adamları neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

İçerinin büyük kapısı devrildi. Hamam’ın içerisinde toz bulutu sarmıştı o sırada Azrel ayağa kalkmış ve kendini kurtarıp Isılbert’in yanına gelmişti. Birlikte birbirlerine sarıldılar. Gelenin kim olduğuna dair şüpheleri yoktu, içeriye yayılan duman sayesinde Azrel Isılbert’i alıp oradan uzaklaşmıştı. Ellerine yerde buldukları kılıçları almışlardı. Kraliçe ‘’O geliyor her kez temkinli olsun’’ dedi. İçeriyi kaplayan duman bulutu yavaşça yok olduğunda gölge daha da belirginleşiyordu. Tiggar ve Tyhbrand Kraliçenin önünde yer almışlardı.  Tiggar ‘’Bu işi Matilyano’ya bırakmamalıydık ya onunla geliyorsa’’ dedi.  ‘’Birbirleri ile dövüşürken gördüm yani Matilyano’u öldürmüş olabilir bu şaşılabilecek durum değil. ‘’ dedi. Duman bulutu dağılıyordu gelenin Borla olduğu nihayet herkes tarafından anlaşılmıştı. Borla

‘’Azrel ve Isılbert arkama geçin görevinizi yeterince yaptınız. Şimdi sıra bende’’ dedi.  Kraliçe ‘’Çocuğu öldürürüm!’’ dedi. Borla ‘’Yerinde olsam kaçardım ayrıca Gece kuşlarının hepsi benden daha fazla korkuyorlar’’ dedi. Kraliçe ‘’Bütün gece kuşları saldırın!’’ dedi. Kraliçe arkasını dönüp Kadranı alıp buradan kaçmayı deneyeceklerdi. Isılbert ve Azrel nereden geldiğini bile göremeden Gece kuşunu öldürmüşlerdi. Isılbert ‘’Sen çocuğu al Azrel’’ dedi. Kraliçe ile Isılbert karşı karşıya kalmışlardı.  ‘’Bana karşı hiçbir şansın yok’’ dedi. Isılbert

 

‘’Denemeden ölmek istemem’’ dedi. Isılbert kılıcına irade gücü eklemişti Kraliçe kan sahası oluşturmaya başladı. Bastığı yerler kan olmaya bedeninden kan akmaya başladı. Isılbert kan sahasının içerisine girmemek için geri çekiliyordu. Kraliçe ‘’Daha bana bile yaklaşamıyorsun benimle nasıl dövüşeceksin?’’ diye sordu. Isılbert cevap vermedi düşünüyordu Kraliçe sözlerinde haklıydı ona yaklaşamıyorsa onunla dövüşmesi çok daha zor olacaktı. Isılbert kılıcı ile uzaktan saldırı yaptı. Kraliçe irade gücü ile yapılmış saldırıyı kan gücü ile kolayca durdurmuştu. Isılbert sürekli geriye çekiliyor aralarındaki mesafe artıyor bu yüzden de saldırıları etkisini yitiriyordu. Kraliçe yeni saldırı düzenlemeye hazırlanırken karşısına Borla dikilmişti. Kraliçe hemen Tiggar ve Tyhbrand’a baktı. Onlar oldukları yerde donakalmıştı. Onun peşlerinden gelmeye karar verdiler.

 

‘’Isılbert sen onlarla ilgilen’’ dedi. Isılbert Tiggar ve Tyhbrand beklemeden saldırdı. İkisi yanlara kaçarak saldırıdan kıl payı kurtulabilmişlerdi.  Azrel’in etrafı kısa sürede sarılmıştı. Kadran ‘’Buradan nasıl çıkacağız?’’ diye sordu. Azrel ‘’Buradan seni çıkartırım ama bir şartım var küçük adam’’ dedi. Kadran ‘’Şartlar yerine ölmeyi kabul ederim’’ dediğinde Azrel sesli güldü. ‘’Taviz vermiyorsun anlaşılan taviz vermeden bu dünyada ilerleyemezsin’’ dedi. Kadran ‘’Öyle bir amacım olduğunu hiç düşünmedim.’’ Dedi. Azrel ‘’Anlaşılan halen idamın etkisinden kurtulamamışsın’’ dedi.

 

Borla’nın Kraliçenin karşısına çıkması ve Matilyano’nun onun işini bitirebilecek güçte olması hayal kırıklığına sebep olmuştu.  Kraliçe ‘’Matilyano’yu öldürdün mü?’’ diye sordu.  Borla ‘’O başka işlerle meşgul’’ dedi. Borla kılıcını çekmişti kaderin kılıcı simsiyah ve fısıltıları ile korkutucu izlenimini bırakıyordu. Kraliçe kan sahasını genişletmişti ve sonunda Borla’nın ayaklarına kadar gelmişti. Kan sahasını Borla’nın içindeki kanı emip önü öldürebilirdi. Borla Isılbert gibi geri çekilmedi karanlık gücünü kullanıyordu. Kraliçe yerden ona saldırdı ve Borla’yı kanla kapladı. Kanlar Borla’nın etrafında dönerken artık onu dışarıdan görmek imkansızdı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 28 Bölüm

Kelime Sayısı:795

 

28 Bölüm

 

Hamam II

 

Kraliçe çocuğu kucağına oturtmuştu göğüslerinin tamamı açıktı. Gece kuşları Kraliçe’nin ne yapacağını merak ediyordu çocuk onunla ilgilenir veya beğenir gibi olursa veya den azından öyle davranırsa çocuk ve Borla hakkında daha fazla bilgi edinirdi.  Çocuk konuşmuyor ve onunla ilgilenmiyor gibi duruyordu. Çocuk boşta olan eliyle kadının göğüslerinin meme ucuna vurdu.  Acı ile geriye yaslandı fakat sesini çıkarmamıştı kolları çocuğu sarmayı bırakmıştı.  Kadran için kaçma fırsatı doğmuştu. Nereye kaçacağını bilmiyordu ama kadının elinden kurtulmuştu ondan uzaklaşmaya başlamıştı. Dümdüz koşmaya başladı karşısında kapı vardı. Kaçarken son derece hızlıydı, ondan daha hızlı olanlar vardı.  Nereden geldiğini fark edemediği gece kuşu karşısına dikilmiş ve onu omuzlarından yakalamıştı. Çocuğun yüzüne yumruk attı.  Çocuğun yüzü ezilir gibi oldu yediği yumruğun şiddeti ile yere yığıldı.  Ellerini yüzüne tutuyordu, acımıştı ama bağırmamıştı. Kraliçe ayağa kalktığında ‘’Senin adın ne? Kimin çocuğusun?’’ diye sordu. Normalde onu hemencecik öldürürdü. Bu sefer öyle yapmadı. Onun hakkında ve Borla hakkında bilgi almak istiyordu. Az önce ondan yediği şaplak ile karanlık gücü kullanabildiğini fakat tam kontrol edemediği öğrenmişti. Daha ilginç tarafı ise çocuğun bu güçten haberdar olmamasıydı. Çocuk

 

‘’Kimin çocuğu olduğumu bilmiyorum ama adımı iyi biliyorum. Benim adım Kadran!’’ dedi.  Gece kuşu tarafından zorla ayağa kaldırılmış. Kraliçe hemen yanına gelmişti. Onun gelişini bile hissetmemişti. Kraliçe başını eğip çocuğa baktı. Bu ismi daha önce duymamıştı tanık birisini çağrıştırmıyordu. Gece kuşları Kraliçeden gelecek sözü beklerken kapı açılmıştı. Azrel içeriye girdiğinde Gece kuşlarını birbirine baktı saldırıya geçmeye hazırlanırken Kraliçe onları işareti ile durdurmuştu. ‘’O isim Tarnovaca da ölümü getiren kişi demek’’ dedi ve devam etti. ‘’Çocuğu buraya getirin yoksa hepinizi doğrarım’’ diye sert çıkıştı. Bakışları o kadar korkutucu iyiydi. Gece kuşları bile ondan korkmuştu. Azrel hiçbir şeyin yolunda gitmediğini biliyordu. İçeriye planladığı gibi girmeyi başaramamıştı. Sessizce ilerlemeyi düşünüyordu fakat Isılbert gece kuşları ile erken uğraşmaya başlaması gece kuşlarının hazırlıklı olması planları altüst etmişti.

 

Kraliçe göz işareti birlikte Tiggar’ı Azrel’in üzerine gönderdi. Tiggar bir anda Kadran’ın önünden yok olup Azrel’in karşısına dikildi kılıcı ile hamle bile yapmasına izin vermeden onun karnına vurarak yerden yarım metre havalandırdı. Azrel vuruşun şiddeti ile ağzından kan gelmeye başlamıştı. Tiggar durmadan ikinci yumruğu yüzüne yapıştırdı. Azrel havada dönerek yüzü yere yapıştı. Gözlerini açtı etrafı bulanık görüyordu başı ağrıyor yer sallanıyor gibiydi. Ellerinden güç alarak kalkmaya çalıştığında yediği tekme ile birkaç metre geriye uçmuş yere düşünce yuvarlanmıştı. Azrel ayağa kalkmaya çalıştığı sırada hamamın kapısından birkaç gece kuşu içeriye girdi Isılbert’i kollarından sürükleyip kraliçenin önüne getiriyorlardı. Kraliçe’ye yaklaştıklarında onu ileriye doğru attılar. Her tarafı kan içerisindeydi, kılıcı belinde yoktu. Güçlükle başını çevirip etrafına baktığında Azrel’i gördü. O tekmeler yemekle meşguldü. Isilbert ‘’İkimiz bir olup gece kuşlarının elinden bile bir çocuğu kurtaramadık’’ dedi. Kraliçe Gece kuşlarını alkışladı.

 

‘’Kule komutanı Isılbert Kourp ve şu adı neydi? ‘’ diye sordu onu küçük görüyordu ama içeriye girerek büyük iş başarmıştı. Isilbert ‘’Azrel’’ dedi. Kraliçe fazla şaşırmadı onun yaptıklarını düşününce ‘’Avcılar kralı Azrel demek. Kraliçe ile kral aynı yerdeler. Isılbert, Azrel ve karanlık gücüne sahip bir çocuk geriye sadece Borla kalıyor. Umarım Matilyano onu öldürmüştür.’’ Deyince Azrel

 

‘’Matilyano sana mı çalışıyordu?’’ diye sordu. Kraliçe sırıttı kollarını yana doğru açtı. ‘’Bu şehirde bana çalışmayan ikiniz vardınız sizi de Bierta birlikte ortadan kaldıracağım.’’ Dedi ve sözlerine devam etti. Oldukça heyecanlı olduğunu gizlemiyordu. ‘’Azrel, Isibert ve Bierta hepiniz öleceksiniz ve bu şehirde kendi krallığımı kuracağım. Çocuğa gelince onu merak etmeyin o sağ kalacak onunla ilgili başka planlarım var.’’ Dedi.

 

Borla Tarafı

 

Gece kuşları hepsi öldürülmüştü. Öldürülenler dumanlaştıklarından dolayı ceset yığınları ortaya çıkmamıştı. Borla onları son ana kadar kesmemekle dirense de sayıları sürekli artan gece kuşlarını toptan yok etmişti. Matilyano görevini üst düzeyde yerine getirmişti. Borla ve Matilyano buluştular.  Etrafta dolaşan halen gece kuşları vardı fakat Borla’nın katliamını gördüklerinde daha organize saldırmak için fırsat kolluyorlardı üstelik destek ve yardım da bekliyorlardı.  Her ikisinden de çekiniyorlardı.  Tyhbrand evin çatısında belirmişti.  Borla ile Matilyano birbirlerine yürürken ‘’Azrel’den ses çıkmadı şu ana kadar ses çıkmadı şu ana kadar çoktan çocuğu kurtarmış olması gerekiyordu’’ diye mırıldandı. Matilyano ‘’Onun irade gücü olmadığını söylemiştim.  Gece kuşlarını irade gücü olmadan tek başına halledemez!’’ demişti. Sözlerini bitirir bitirmez bir anda hızlandı. Borla gözünü açtı fakat Matilyano o kadar hızlıydı ki darbeden sonra onu hissedebilmişti.

 

Göğsündeki yaranın derin olmadığının farkında idi yine ölümcül sayılabilecek yaraydı. Matilyano parmaklarını onun göğsüne değdirmiş parmaklarından çıkan keskin parçalar Borla’nın göğsüne saplanmıştı.  Borla ‘’Sen!’ hiddetle söylemişti.  Matilyano ‘’Bana bu kadar fazla güvenmemeliydin Kraliçe seni ölü istiyor.’’  Dedi. Borla elini kılıcına attığında Matilyano hızlıca arkasına geçip aynı saldırıyı arkasından dan yapmaya çalıştı kısmen de başarılı oldu fakat Borla sırtına alacağı darbeyi zamanında geriye dönerek göğsüne almıştı.  ‘’Hata yaptın Matilyano akıllı birisi olduğunu sanıyordum.’’ Dedi.

 

‘’İki ölümcül yara aldın Bierta şu anda seninle eşit seviyeye geldiğimizi düşünüyorum. Borla’nın ayaklarından kara dumanlar çıkmaya başlamıştı. Tyhbrand uzaktan onu izliyordu. Karanlık gücün daha önce hiç ayaklardan başladığını görmemişti. Korkunç bir şey olacağını tahmin ediyordu. Duman haline geldikten sonra doğruca Kraliçenin yanına gitmeye karar verdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 27 Bölüm

Kelime Sayısı:750

27 Bölüm

 

Hamam

 

Azrel çabalarının sonuçsuz olduğunu anlamıştı, sonunda pes etti. ‘’Bağışla beni!’’ diye yalvarmaya başlamıştı. Kadın onun ağzından bu sözleri duyunca keyfi daha çok yerine gelmişti. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştı.  ‘’Bağışlanmak mı? Onu Bierta’nın yanındayken düşünecektin. Belki senin için bir şeyler yapabilirim. Şimdi ayaklarıma kapan ve yala belki o zaman bağışlayabilirim’’ dedi. Azrel onun dediğini başıyla onayladı. Düştüğü yerden doğruldu ve kadının ayaklarına kapandı. Bir elini belindeki kılıcına atmıştı. Ayağını öpmeye yeltendiği sırada savaş boyunca hiç çıkarmadığı kısa kılıcını hızlıca çıkartıp kadının karnına saplayıp geri çekilmiş sonradan kendisini yuvarlayıp ayağa kalkmıştı. Yaşlı olmasına rağmen atık olması ile kadını bir kez daha şaşkına çevirmişti.  Kadın karnındaki acıyı hissetmişti, elini karnına tuttu. Duman formunda olmasına rağmen karnından kanlar akıyordu. Kadın şu anda en büyük şaşkınlığını yaşıyordu.

 

‘’Sen bunu nasıl yapabildin?’’ diye sordu. ‘’Bana nasıl zarar verebildin? İrade gücün olmadığını hissediyorum’’ dedi şok olmuştu. Ayaklarını yere basmıştı sonunda kanatlarını kapanıp sırtına yerleşti. ‘’Avcılar kralı Azrel bu kadar kolay öldürülseydi. Dünyanın bir kısmı peşime düşerdi. Bu hayatta Azrel’e kılıç çekeceksen onun sars kılıcı taşıyıp taşımadığını bileceksin. Hayatımda bir gece kuşu kadını ile evlenmek istemiştim nasibime onu öldürmek düştü. Kaderin ne şekilde neyi önüne koyacağını bilemezsin’’ dedi. Önündeki kadın rakibinden beklemediği bir şekilde öldürüleceğine şaşırıyordu hatta onu rakip olarak bile görmemişti.  Bedeni duman olarak yok olup gitmeden önce Azrel kadında incelemeye yapmaya başladı. Kollarında yeni yaralar vardı ve ağrıca kolu ısırılmıştı. Avucunun içinde bıçağın bıraktığı yarık izi de vardı.  Yaraların taze olması birilerinin yeni yaptığına işaretti. Aklına gelen herkesi elemişti buna askerlerde dair geriye sadece çocuk olarak Kadran kalıyordu. Şehirde Matilyano gibi sürpriz bir kişilik yoksa bunu yapanın çocuktan başkası olmayacağını biliyordu. Kadının nereden geldiğini öğrenmek için ona dokundu. Kadın duman olarak yok olmaya başladığında ise kadından alabilecek bilgi kalmamıştı. O gittiğinde ayağa kalktı ve yoluna devam etti.

Çocuğun yerini neredeyse öğrenmişti gibiydi. Sokakları seri şekilde yürüyor fakat koşmuyordu. Kadından koşarak kaçarken yeterince ayaklarını yormuştu. Isilbert ve Borla’ya göre koşma konusunda onlardan daha iyiydi. Hayatı boyunca binaların üzerinden ağaçların tepelerinde kazıp toprak altında pusuda beklemişti. Yüz metre atlayışlarında dev engerek yılanlarını avlamıştı. O bunları hatırlarken Isılbert sokak aralarında arkadaşlarını arıyordu. Azrel ve Isılbert sokaklarının bittiği yerde yolları kesişmişti. Isılbert ‘’Demek halen yaşıyorsun?’’ dedi alaycı tavırla. Azrel ‘’Çok güzel bir kadın öldürdüm içim kadına aktı’’ diyebildi. Isılbert ‘’80’e doğru gittiğin bu yıllarda anlaşılan sende şehvet hiç bitmedi değil mi? Diye sordu. Azrel gülümsedi ‘’Bitti bitmesine de üzerime çıplak gelen kadını yakalar sabahlara kadar birlikte olurdum. Senin de üzerine öyle birisi gelse görürdüm. Neyse öldürdüm ve aramızdaki ilişki başlamadan bitti. Ben çocuğun yerini öğrendim gibi onu almaya gidiyorum. Sende gelecek misin? Diye sordu. Çocuğun hareket etmediğini hissediyordu, öldürülmüş olamazdı en iyi ihtimal sadece bağlanmış olabilirdi. Isilbert

 

‘’Elbette! Borla ve Matilyano ile karşılaştın mı?’’ diye sordu. Azrel yönünü arka tarafa çevirerek parmakla evlerin arkasını işaret etti.  ‘’Onlar arka tarafta kaldı, oyalama beni benimle misin? değil misin? Diye sordu. Isılbert soruya cevap vermeden ‘’Oradan geliyorum yoklardı’’ dedi. Azrel şaşırmadı.  ‘’Borla o başının çaresine bakar biz kendimize bakalım’’ dedi. Azrel Isilbert’i geçip hızlıca yürümeye başladı. Isilbert onun peşine takıldı. Bir ara koştular sonra dinlenip tekrar yürümeye başladılar. Çocuk hakkında fazla bilgiye sahip değillerdi fakat Borla’nın benimsediğini benimsememek ayıp olurdu. İkisinin de aynı şekilde düşünmesi şaşırtıcı değildi bir zamanlar efsane ile dost oldukları düşünüldüğünde.  Azrel ‘’Sen önümü aç ve onları oyala ve bende çocuğu alayım’’ dedi. Isilbert ‘’Azrel bu işin o kadar kolay olmayacağını biliyoruz Kraliçe ve gece kuşlarının içinden nasıl çekip almayı düşünüyorsun? Çok basit kalmış plan ikimiz de genç değiliz yorulursak biteriz.’’ Dedi. Azrel

 

‘’Senin işin kargaşa çıkartıp onları oyalamak benim işimde bundan faydalanmak sonuçta biz Borla değiliz bodoslama düşmanın içine atlayıp önümüze ne gelirse kesip her yeri yerle bir etmek gibi lükse sahip değiliz.’’ Dedi. Konuşma biterken eski hamamlar sokağına yöneldi. Etraftaki gece kuşları onları fark etmişti. Isilbert biraz daha geriden takip ediyordu. Azrel ‘’Son ana kadar benimle kal eski büyük hamamın orada tutuyorlar içeriye girmek benim işim gece kuşlarını içeriye sokmamak senin işin’’ dedi.  Isılbert ‘’Daha sessiz şekilde halledemez miydik?’’ diye sordu. Azrel ‘’Hem vakit yok hem de iyi hazırlık yapmışlar tek düşünmedikleri bizim onların esas yerini bulmamız oldu. ‘’ dedi. Büyük hamam sokağına ilerlemek için sokaktan döndü.  Gece kuşları yolların üzerine atlamışlardı.  Borla ve Matilyano gece kuşlarının büyük bir bölümünü üzerlerine çekse de Kraliçeyi korumak için gece kuşları vardı. Azrel durdu saniyeler içerisinde hamama giden yol gece kuşlarını tarafından doldurulmaya başlanmıştı. O an doğru yolda olduğunu anladı. Isılbert ona göre biraz daha geride kalmış etrafı kısa sürede sarılmış ona saldırmakta olan gece kuşları öldürmekle meşgul oluyordu. Azrel içeride kraliçenin gücünü tam olarak bilmiyordu.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 26 Bölüm

Kelime Sayısı:762

26 Bölüm

 

Avcılar Kralı Azrel’in Tarafı

 

Azrel eve hiç gece kuşuna yakalanmadan varmıştı. Hazır olan iksirleri olduğu gibi hazırlanması gereken iksirleri vardı.  Eve çok dikkatli bakmamasına rağmen içeriye girildiğini yerde ki tüylerden anlamıştı. Buna rağmen gece kuşları evinin etrafında önlem almaması büyük avantajdı.  Yatak odasına girdi yatağın altındaki mekanizmaya ayağı ile dokundu yatak yukarıya kalkarken mahzen girişi gözükmeye başladı. Onların burayı fark etmemesine pek şaşırmadı. Evi fazla araştırmadıkları sadece Borla’nın oturup uyuduğu koltuktaki notu okumuşlardı.  Mahzenin kapısını açıp aşağıya indi. Burada yatak odasından daha küçük görünen iki odalıydı. Diğer odaya geçmesi için bir kapı daha açması gerekiyordu şimdilik o odaya ihtiyacı yoktu. Ana odada küçük imalathane vardı. Kenarda küçük kütüphane vardı. Kütüphane kitap yoktu hep iksir ve benzeri şeyler için nüshalar vardı. Azrel bunların kimse tarafından öğrenilmemesi için Pirolunen dilince yazılmıştı. Bu dili dünyada bilen kişi hiç yoktu. Sadece kendisi biliyordu. Yazdıklarının çözülmesine imkân yoktu, yok edildiği takdirde ise sadece avcılar için büyük kayıp olabilirdi.

Hazırlanmasına gerek gördüğü enerji ve görme yeteneği yeteneğinin arttıran iksirlerdi.  Gece kuşlarını için daha önceden hazırlamış olduğu iksirleri de yanına alacaktı.  Hiçbir gücü olmamasına rağmen gençliğinde Borla’ya karşı koymuştu.  İksirlerine bakıp da hatırladığı ilk anısı buydu. Borla’yı o zaman bile yenmek imkansızdı.  Kafasında mazi canlanırken elleri enerji ve görme yeteneği olan iksirleri hazırlamaya koyulmuştu. Hazırlaması biraz zaman almıştı fakat hepsini eksiksiz bitirebilmişti.  Gerekli olabilecek iksirleri de yanına alarak orayı terk etti. Dışarıya çıkmadan önce kılıcını da saklamayı unutmamış. Her şey hazır aldığını düşünüp kapıyı açmıştı.  Dışarıda sokaklarda yürümeye başladı. Tek yapması gereken gece kuşlarından birisini takip edip çocuğa ulaşmaktı. Takip edildiğinin farkına varması uzun sürmemişti. Borla hana gelmeden önce biraz içmişti. Kafası biraz iyiydi. Arkasına döndüğünde kimse yoktu.  Önünde hızlıca bir ses duydu. Kafasını çevirip baktı etrafına bir şey göremedi. Bir şey hızlıca geçtiğine adı gibi emindi sadece görme fırsatı olmamıştı.  Yürümeye devam ettiğinde bu sefer yandan uçarak gelen çıplak kadını gördü, şüphesiz bu gece kuşuydu ona doğru yaklaşıyordu. Gözlerini açıp kapadı, görüntünün değişmediğini anlayınca yürümeye devam etti. İlk kez gördüğünde duraklamıştı kaybedecek zamanı olmadığını biliyordu.  Kadın ona iyice yaklaştığında kılıcını hızlıca çekti ve kadını belinden ikiye yardı.

Kadın onun zafiyetlerinden bir tanesi kadın olduğunu sezdiği an üzerine çıplak gelmiş ve fırsatı değerlendirmek istemişti. Azrel tarafından beklenmedik ikiye bölününce şaşkınlığını gizleyemedi ama çabuk toparlandı. Kadın gece kuşlarının hisleri erkeklerinkinden daha gelişmişti.  Bedeninin yerine gelmesi sadece birkaç saniyesini almıştı o yüzden kesilmesi sorun teşkil etmiyordu. Duman formunun avantajını kullanıyordu.  Ona bakıp gülümsedi. ‘’İrade gücü olmayan bir adam tam benlik’’ dedi. Gülümsemesi kahkahaya dönüştü.  Azrel onun saldırısını beklemeden ikinci kez saldırdı bu sefer başından aşağıya onu ikiye ayırmıştı.  Kılıcı çok iyi kullandığı anlamıştı fakat kendisi kesilmediği sürece ne kadar iyi olduğunun bir önemi yoktu. Kadın birleşirken Avcı koşmaya çoktan başlamıştı sokağın sonuna doğru ilerlerken merak edip arkasına baktı. Kadın ‘’Umutsuz vakasın!’’ diye söyleniyordu ve onun peşinden geliyordu. Azrel sinirlenmişti fakat kadın ile uğraşacak zamanı yoktu. Şu hali ile ne kadar uğraşsa da kadını kesemiyordu. Ondan kurtulmak için koşmaya devam ediyordu. Ondan kaçarken görme iksirini içti bu onun kullandığı ilk iksir oldu.

İksir çok geçmeden yan etkilerini göstermeye başlamıştı, gözleri bulanıklaşmaya ve yanmaya başlamıştı. Sokaklarda hiçbir yere sapmayıp düz devam ettiği için gözlerinde meydana gelen bulanıklaşmaya başlaması umurunda değildi. Gece kuşu onu arkadan takip ediyordu istese ona hemen yetişip işini bitirebilirdi, peşinde gittiği ihtiyarın ne yapacağını ve nereye kadar kaçacağını merak ediyordu. Gözleri düzelmeye başladığında artık eskisinden daha farklı görmeye başlamış etrafı daha fazla karanlığa bürünmüştü. Binaları farklı görüyor içindeki hareket halinde olan insanları görebiliyordu.  Sadece insanları görmekle de kalmıyordu onları güçlerine göre farklı renklerde görüyordu. Güçsüzleri sarı renkli güçlüleri ile kırmızı renkli görüyordu ayrıca yeşil gördüğü renkleri umursamıyordu. Gözleri epey iyileşmişti, omzunun üzerinden peşinde olan kadına baktı. Kadın turuncu renkliydi bu kendisine denk veya biraz daha güçlü olduğuna işaretti. Azrel yorulmaya başladığında ikinci iksiri yön bulmayı içti. Her iksir gibi bu da acıydı. İçine onu tatlandırmak için kattığı şekere rağmen acıydı. Çocuk kaybolmadan önce ona dokunma fırsatı bulmuştu. Yön bulma iksiri ile onun nerede olduğunu bulabilirdi. Üçüncü iksir hakkını şu anda kullanmak istemiyordu. Gece kuşu ona yaklaşırken Azrel etrafına bakıyor iz sürüyordu. Bakınmaya devam ettiği sırada beklenmedik bir şekilde duvara çarpıp yere düştü. Başını kaldırıp baktığında evin duvarına çarptığını anlamıştı.  Sokaktan sapmış ve evi görmeyerek çarpmıştı. Bu iksirin yan etkileri olduğu gibi sarhoş olmasına da bağlıyordu.  Gece kuşu Azrel’in etrafında kahkaha atarak dönüyordu. Duvara çarpmasını onun bile beklemeyeceği durumdu. Azrel ona karşı kılıç çekecek kadar hızlı değildi.

Gece kuşu kılıcını çıkardı. Azrel nereden çıktığı belli olmayan kılıcı görünce korkmaya başlamıştı ve bunu saklayamıyordu. Kılıcını çekip savurdu.  Ne kadar savurursa savursun isabet ettirse dahi gece kuşuna zarar veremiyordu. Kadın kahkahalar atarak Azrel’in çaresizliği ile mutlu oluyor ve onun çaresizliğini izliyordu.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 25 Bölüm

Kelime Sayısı:724

25 Bölüm

 

Gece Kuşları Taburu

 

Isilbert beklemedi ve hızlı saldırı gönderdi. Kuşların saldırısından daha hızlı olan bu saldırıyı kuşlar fark edememişti bile. Tek bir kuşa yaptığı bu saldırıyı iki kuşu da etkileyip yere düşürmüştü. Bir tanesi kesin öldüğüne emindi diğer ise yerde can çekişiyordu. Kuşlar birbirlerine baktılar ve ne yapacaklarını düşünüyorlardı. Isilbert ise ne yapacağına çoktan karar vermişti. Yaşı nedeni ile düşmanın bütün saldırılarından kaçmak için büyük efor harcamalıydı onlara yeterince yakın olup sürekli farklı saldırı teknikleri deneyerek onların dengesini bozabilir ve afallatabilirdi. Kuşlar hemen saldırıya geçtiler plan yapacak zamanları yoktu ve yeterince iyi düşünemiyorlardı. Isilbert ise onlardan her zaman bir adım daha öndeydi ve yaptığı saldırı genelde alan saldırısı olup bir kuşu kesin öldürürken diğerlerini ağır yaralayıp bir süre sonra ölmesini sağlıyordu. Isilbert’in farklı saldırıları ve kuşların duman gücü ile saklanmaları onun arkasına geçmesine rağmen Isilbert’in savaşma ahengi bozulmaması yüzünden bir düzüne kuş yok pahasına ölmüşlerdi ona dokunamamışlardı bile.

Etrafında ayakta kalan kuş kalmamıştı. Yere yatan bir kuşun acı ile kıvrandığını Isilbert’in üzerine geldiğini gördüğünde sürünerek kaçmaya çalıştığını gözlerinden kaçmamıştı. Kanatlarını kullanabilirdi fakat ağır yaralıydı duman gücünü yitirmişti. Gece kuşu kafasını çevirip baktığında onun başında olduğunu görmüştü kaçamayacağını anlamış ters dönüp sırtını yere vermişti. ‘’Yapma!’’ iç burkan sesi ile haykırdı. Onun gitmesine tabide izin vermeyecekti fakat onu öldürmeden önce söylemesi gereken bir şeyler olduğunu biliyordu. Etrafta onu izleyen uzakta kuşlar olduğunun farkına varmıştı sayılarının azlığı ve karşılarında son derece yetenekli savaşçı olduğundan kendilerini gösterip saldırma cesaretinde bulunamıyorlar olacakları sadece uzaktan izlemekle yetiniyorlardı. Isilbert

 

‘’Savaş açıyorsan ya kaçacaksın ya öldüreceksin ya da öleceksin. Sen kaçamayacağına ve öldüremeyeceğine göre sana düşen seçenek şu anda sadece ölüm ve ben sana bu seçeneği sunacağım’’ dedi. Kılıcı sağlı sollu savurarak geçe kuşunun kafasını irade gücünü kullanarak kesti.

 

Savaşçı Matilyano Tarafı

 

Borla’nın etrafı sarıldığını görmüştü ona yardım edemeden kendi etrafı sarılıyor gece kuşları ikisinin bir araya gelmesine muhakkak engel olmayı başarıyorlardı. Borla’nın zaten sırt sırta dövüşme gibi merakı yoktu o Matilyano’nun anlayamadığı bir tarzda dövüşüyor bütün kuşları bir şekilde kendi çevresine toplamaya çalışıyordu. Kuşlar bulundukları yere tam anlamıyla hakimdiler evlerin tepesinde ve gökyüzünde duman halinde dolaşırken sokak başlarını ve kaçmaya teşebbüs edecek muhtelif yerleri tutmuşlardı.  Onlar her yerde idi. Kuşların bu denli şehirde sayılarının arttırmasını bir türlü anlayamıyordu. Morhamam içerde büyük zafiyeti olduğunu gözlerden kaçacak gibi değildi.  Şu ana kadar 10 belki 20 kişi ile aynı anda savaşmıştı fakat ilerledikçe onların daha fazla kalabalıklaştığını anlamamak mümkün değildi. Kılıç, mızrak, yay gibi silahlar kullanmaz ve büyücüler gibi büyü yapmazdı. Onun doğuştan elde ettiği sars gücü ve sonradan öğrendiği irade gücü vardı.

Bu sefer iki elini kullanmaya karar verdi. Onların hareketlerini iyi izliyordu aynı anda hareket geçeceklerinden emindi, koordineli hareket ediyorlardı. Ellerini aşağıdaydı, hızlıca kaldırdı ve parmaklarını birbirinden bağımsız oynatmaya başladı. Gece kuşları o elini kaldırdığında saldırıya geçmişti. Saldıran taraf olduklarından yeterince savunma yapma gibi durumları yoktu. Sayısal üstünlükte onlardaydı. Düşmanı yeterince yorabilirlerse açık verecek ve bu hata ile işlerini bitirmeyi planlıyorlardı.  Kuşlar saldırıya geçtiğinde o da boş durmadı çapraza doğru koşmaya başladı. Açık alanlar tehlikeliydi evlere yakın olmalıydı. Önüne gelen birkaç gece kuşu çoktan cansız bedenleriyle yerde yatıyordu. Kendi sırtını bir eve dayayınca saldırısı durdurmuştu.  Kuşlar etrafını toz dumana katmasına rağmen ona çizik dahi atamamışlardı.  Sırtını eve dayamakta onun için güvenli değildi zira duman yeteneği olan kuşların bir anda yanında veya arkasında belirmesi içten değildi fakat istedikleri yere hareket edebilseler bile istedikleri hızla saldırı yapamıyorlardı bu gücü kullandıklarında. Matilyano biraz ileriye yürüdü ve evden uzaklaşmaya başladı, elleri az önceki gibi açtı.

 

‘’Halka’’ dedi. Ellerinden çıkan kesik parçaları bir anda halka gibi etrafını sararken her taraftan ondan uzaklaşıyordu. Matilyano elinden çıkan parçaları etrafındaki gece kuşlarına nişanlamıştı. Gece kuşları toplu halde ikinci bir saldırı yapma imkânı bulamamıştı. İrade gücünün sınırını kullanarak onların hareket etmesini engellemişti. Onlar yerinden kıpırdayamazken halka saldırısını bedenlerini delik deşik ediyordu. Gece kuşlarını çığlıklar atarak yere devriliyor duman güçleri yok oluyordu. Matiyano bir süre saldırıyı durdurmadı ve bekledi zira yeni gelen gece kuşları ona hızlıca yaklaşıp yeni gelenleri de saldırının kurbanı oluyordu.  Kendinden emin olduğu bir zamanda ellerini aşağıya indirdi saldırı sona ermişti. Gece kuşları saldırmaktan vazgeçmişti.  Ortalıkta ceset ve kan yoktu onları duman formunda öldürdüğünde dolayı insan gibi ölmüyorlardı. Ona yaklaşan epey kuşu yok etmeyi başarmıştı. Sokağın ortasına geldiğinde yeni kuşlar havada kanatlarını kullanarak dolaştığını görmüştü.  Bunlar devriye gezen kuşlardı ve arkadaşlarına haber veriyorlardı. Daha fazla geleceklerdi Matilyano daha ciddi dövüşmek zorundaydı. Onları tuzağa çekip alan saldırısı yaparak ağır kayıplar verdiriyordu yine de sonucun ne olacağını kestirmek güçtü.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

İnsan Avcısı 5 Bölüm[Final]

Kelime Sayısı:414

5 Bölüm

Bir haftadan biraz fazla sürede dedikleri yere ulaşmışlardı. Oğlunu kasabadan uzak yere yerleştirmişti hiçbir yerde canavarın olmadığına kanaat getirdiğinde harekete geçmek için geceyi bekledi. İnsanların zayıf ve güçsüz olduğunu biliyordu ama bazıları zırhlı ve onunla mücadele etmek için gerekli cesarete sahiplerdi. Akşam saldırmayı uygun gördü, insanların çoğu uyurken o harekete geçecekti. Saldırıp boş yere kan dökmektense sadece bahçesinde türlü otları olan bir evde ki otları toplayacaktı. Onu görürlerse ve saldırırlarsa çekinmeden saldıracaktı ama onlar harekete geçmediği sürece onlara dokunmayacaktı.

Beklediği zaman geldiğinde geceleyin kasabaya yaklaştı, gizlenme ihtimali vardı ama görünmesi oldukça kolaydı. Uzun boyu ve geniş omzu ile saklanmaya müsait vermiyordu.  Ağaçların olduğu taraftan ilerliyordu, otların olduğu ev fazla içeride değildi ama kasabanın merkezine yakındı.  Kendisini gizleyebilecek ağaç kalmadığında görünüyordu. Yere güçlü ve hızlı basmıyordu sallantı olmasın diye bulanık gökyüzün yeterince kasabayı aydınlatmıyordu. Bir dakika yürüdükten sonra evin arka bahçesine geldi. Otları elleri ile kopartırken ayağı ile bahçe çitini parçalamıştı.  Bastığı yere baktı.  İçeride ki adam pencerenin önüne geldiğinde onu görmüş ve bağırarak dışarıya çıkmıştı. Sokaklarda koşup yardım istedi. ‘’Canavar!’’ diye bağırıyordu. Kasabada ki askerler adamın geldiği yere doğru koştular evlerinde ki olanlar uyandı.

Zaleyan başına gelecekleri umursamak yerine ot toplamaya devam ediyordu. Çok fazla toplamalıydı ki ihtiyacı olmasın ve oğlunu uzun süre yetecek kadar olmalıydı.  Askerler olay yerine geldiklerinde Zeleyan’ı görmüşlerdi ne tür canavar olduğunu anlayamadılar ilk defa uzun ve cüsseli canavar görüyorlardı.  Uzakta ki okçu yüzüne ok fırlattığında Zeleyan yüzünü ters tarafa dönmüştü. Ok yüzüne çarpıp sekmişti. Zelayan yeterince ot topladığında doğruldu, toplayacak ot bırakmamıştı. Askerler ayaklarına saldırmaya kalktıklarında boştaki elini aşağıya indirip etrafında ki askerleri dağıttı.  Askerler geriye doğru fırlamıştı, zırhları sayesinde küçük sıyrıklar ile atlatmışlardı. Zeleyan hızlıca kasabanın içerisine girdi. İnsanların arasına karıştı, insanlar kaçıyorlardı çocuklarını alıp gidiyorlar ki kimileri değerli eşyaları ile kaçıyorlardı. Bu küçük insan topluluğa sadece kendini göstererek dağıtmayı başarmıştı.

Askerler peşinden koşarken o evin sahibi bulup durdurmuştu ve topladığı otlardan gösterdi. ‘’Daha fazla nerede?’’ diye sordu. ‘’Ölürsün. Söyle yaşarsın’’ diye tehdit etti. Yarım yamalak insan dili onun çok işine yarıyordu.  ‘’Şehir girişinde bahçede çok var.’’  Dedi. Zeleyan ‘’Ne taraf?’’ dedi. Adam ona ne tarafta olduğunu söyledi. Zeleyan hareket etmeye başladı, askerler peşindeydi fakat o hızlı yürüdü evleri yıkarak ilerlediği için bir süre sonra askerler onu takip edemediler enkaz altında kalan arkadaşlarını kurtarmaya çalıştılar.

Zeleyan geri döndüğünde otları ile oğlunu tedavi etti. Oğlu ‘’Bunlar bittiğinde ne yapacağız?’’ diye sordu. ‘’Burada duramayız oğul şehirde bahçe varmış oraya gideceğiz.’’ Dedi. Oğlu ‘’Orada çok asker olacak ve bizi’’ dedi. Zeleyan ‘’Yaşamak için ölmeyi göze almalıyız’’ dedi.

 

Final

İnsan Avcısı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

İnsan Avcısı 4 Bölüm

Kelime Sayısı:422

4 Bölüm

Baba ve oğul oldukları yeri geride bırakmışlar. Yolculuk son derece yavaş devam ediyor. Zeleyan izlerini kaybettirebilmek için iki saat nehirde yürümüşlerdi. İnsanlar nehirde izlerini takip edemediklerini biliyordu.  Sonrasında oğlunu bir ağacın dibine saklamıştı. Ormanın derinliklerinde olması insanların ulaşamayacağını anlamına geliyordu. Birçok insan onlara zarar veremezdi fakat gören gözler askerlerin etrafa sarılmasına neden olurdu.

Zeleyan birkaç saat içinde aradığı otu bulmuştu. Oğlunu bıraktığı yere döndü iki Mikrofar oğlunun etrafında idi. Hızlıca koştu, zıpladı ve yuvarladı. Oğlunun yanına ulaşamasa da yakınında idi. Mikrofarlar onu görmüştü. Birkaç adım gerilemişti. Küçük insan boyunda ki Mikrofarlar uzun suratı ve dişleri sayesinde ormanda ne bulursa diyorlardı. Sayıları fazla olursa köylere kadar iniyorlardı.  Sayılarının iki olması zarar veremeyeceğini anlamına gelmiyordu. Zıplama ve hız konusunda oldukça iyilerdi, küçük ve hafif olmaları saldırılarını son derece seri yapabiliyordu.  Karşılarında yaralı Orukanda olması iştahlarını kabarttığını Zeleyan anlayabiliyordu.

Hırıltılı ses çıkarmıştı. Onun sesine Mikrofarlar vızıldamaları ile cevap verdiler. Zeleyan bir adım daha attıklarında hemen oradan koşarak uzaklaştılar. Zeleyan oğlunun yanına geldi.  ‘’Baba ben kendim başa çıkabilirdim’’ dedi.  Zeleyan ‘’İki tanesi ile başa çıkabilirsin ama ya diğerleri’’ dedi.  Zeleyan arkasını döndüğünde Mikrofarlar sesini duydu. ‘’Geliyorlar kendine güvenli bir yer bulmalısın’’ dedi. Gittikçe kalabalıklaşıyorlardı. Zeleyan ileriye doğru yürüdü. Oğluna uzaklaşmak için zaman tanıdı. Mikrofarlar saldırıya geçti, Zelayan ağzını açtı ve ağzından çıkan buz yere isabet edince yeri dondurdu.  Mikrofarlara zarar vermemişti, onun etrafından dolaştılar Zeleyan ileriye doğru zıpladı dört tanesinin üzerine yığıldı, bir eli ile kafasını ezerken diğerini kafa atarak öldürdü. Boştaki elinin pençeleri ile başını kopardı.  Sağ kalan onun omzuna pençe attı fakat pençeleri işe yaramadı gibi kırılan olmuştu.

Sert vücudu karşı saldırılara karşı iyi zırh olarak görüyordu.  İkisini sırtına binmişti pençeleri ile ensesini kesmeye uğraşıyorlardı. Zeleyan etrafından döndü bir tanesini kolundan yakalayıp yere fırlattı, diğerini almaya çalışırken etrafı sarılmıştı ve üzerine zıplayanlar olmuştu. Elini yukarıya kaldırıp avucunun içinden buz çıkartarak üç tanesini sendeletip geriye düşürdü. Önündekilere pençe atıp kafalarını gövdelerinden ayırmıştı. Arkasına dönüp sendelettiklerini bekletmeden öldürdü. Geri kalanları kaçmıştı. Zeleyan oğlunun yanına gitti. Onun yanına gelen Mikroforlar da kaçmışlardı.  Zeleyan oğlunun yarasına baktı, yara derinleşmemişti. Fakat kötüye gidiyordu.  Zelayan otu onun yarasına sürdü. ‘’Yakıyor’’ diye sızlandı oğlu.  Zeleyan ‘’Karakan saldırısından daha fazla acıtmıyordur.’’  Dedi. Oğlu bir şey söylemedi. Elde ettiği yaprakları koparıp yaraya yedirdi ve yaranın içine soktu. Oğlu biraz doğrulmuştu.  Zeleyan ‘’Yola çıkmamız gerek’’ dedi. Oğlu

‘’Bu otlardan burada daha fazla yok mu?’’ diye sordu.  Zeleyan ‘’Daha fazla yok ama bunların yetiştiği bir yeri biliyorum uzun zaman önce oradaydım. Oraya gideceğiz buradan çok uzakta olmaması gerek belki bir haftada ulaşırız.’’ Dedi. Oğlu ‘’Ya ölürsem!’’ diye sordu.  Zeleyan ‘’Elimden geleni yapıyorum’’ dedi.

İnsan Avcısı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

İnsan Avcısı 3 Bölüm

Kelime Sayısı:698

3 Bölüm

Eğer başka birileri ona yardım etmediği sürece. Gece izlerin peşine düşmesi iyi idi. Sıcak azdı ve gece gücünü artırıyordu. Köye girmekten başka çaresi yoktu. Kendisine tuzak kurulmasını önemsemeyecek kadar zor durumdaydı. Oğlunun öylece ölmesine izin vermeyecekti.  Orman yolunu ve avcıların bıraktığı izleri takip ederek Ormandan dışarıya çıktı. Köyün girişine geldiğinde ilk evle karşılaştı. Ortalıkta iki ayyaştan başka kimse yoktu. Ne yapacağını bilmiyordu ama insanları evlerinden çıkartmak zor değildi. Ağaçtan yapılan insan evlerinin yeterince güçlü olmadığını iyi biliyordu.

Bağırma gereği duymadı, nasıl olsa onun gelişi ile bütün köy ayaklanacaktı. Önüne gelen ilk evin çatısını pençeleri ile parçaladı.  İçeriye baktı ‘’Şifacı!’’ dedi. İki kadın çığlıklar atmaya başladı. İnsanlar dışarıya çıkmaya başlamıştı gördükleri Orukanda onları korkuya düşürmüş kaçmaya başlamışlardı. ‘’Şifacı gerek. Zarar vermeyeceğim Şifacı gerek. Zarar yok, ölüm yok, korku yok.(İnsan dili)’’ demişti.  Henrik, Fusulla, Dyubet ortaya çıkmışlar kılıçlarını çekmişlerdi. Henrik ‘’Bizim dilimizi konuşabiliyor’’ dedi. Fusulla ‘’Savaşalım mı yoksa?’’ derken Dyubet

‘’Bir canavarla anlaşmak mı?’’ güldü.  Henrik ‘’Daha önce antlaşmış belli ki bizim dilimizi öğretmiş.’’ Dedi. Dyubet ‘’Belki de bizimkiler tarafından köle olmuştur. Anlaşmak delilik’’ dedi. Fusulla ‘’Dyubet ve Henrik siz arkadan dolaşın ben onunla konuşacağım eğer anlaşamazsak saldırırız’’ dedi. Dyubet iç çekerek oradan ayrıldı ve Henrikte öyle.

Zeleyan köyün içine doğru yürürken kendisine tek kılıç çeken kadın vardı. Oldukça sert bedeninde kemeri ve pantolonu vardı. Kemerinde kuru kafa vardı insan kuru kafası. Pençeleri kılıçtan daha keskindi. Sıradan Orukanda dan daha küçüktü ama bedeninde siyah benekleri vardı. Fusulla tam olarak ne olduğuna karar veremedi. Yetişkin Orukanda yaşıtlarından çok daha farklıydı. Zeleyan

‘’Avcı ot gerek, Karakan yarası gerek. Hemen nasıl ot bilmiyor. (insan)’’ dedi. Fusulla belinde ki çantasından kitabını çıkardı ve ona resmi gösterdi. Fusulla ‘’İşte bu ot iyi gelir Karakan yarasına iyice bak. Nerede bulabilirsin bilemem’’ dedi. Zelayan

‘’Bilen yok?’’ diye sordu. Fusulla edebileceği kadar yardım etmişti garipti, insan dilini öğrenen canavarlar vardı fakat Orukanda bunu nasıl başardığını merak etmiyor değildi. Görüşüne göre onun yarası yoktu. Karakan ile boğuşmuşa benzemiyordu. Onu anlaması güçtü zaten olayı da sorması onu sinirlendireceğini tahmin etti.  Zeleyan daha soru sormadı. ‘’Sen iyi’’ dedi ama etrafının dolaşıldığının farkındaydı. Arkasını döndüğünde önünde Dyubet vardı. Zeleyan

‘’Savaş yok barış var. Savaş var ölüm var. Kıpırdamak var ölüm var’’  dedi. Fusulla Henrik’e Henrik ise Dyubet’e işaret etmişti. Dyubet onun yolundan çekilmişti. 3 metreden fazla boyu olan Orukanda savaşmak konusunda çok iyiydiler.

O gittiğinde her şey durulmuştu, köylüler tedirgindi ve ilk kez canavarın konuştuğunu duyanlar olmuştu. Köylüler Canavar avcılarına kızgındılar. Dyubet ise onun yakınındayken soğukluğunu hissetmişti. Henrik’te bu görüşe katılıyordu. Voryo ise yatağından onları dinliyordu. Dyubet ‘’Siyah beneklerini bilemem ama elemental güç kullanıcısı olduğu kesin. ‘’ dedi. Fusulla ‘’Ağzından çıkan soğuk havayı bende gördüm ama Orukanda doğuştan bu özelliği almış olamaz ya da biz evrimleşmiş bir türe denk geldik’’ dedi. Henrik

‘’Bana kalırsa bu Orukanda büyücülerle bir alakası olabilir. Klon değil çok gerçek ama Soğuk gücü anlam verebilmek çok zor’’ dedi. Voryo ‘’Peşine düşmeyeceksek kafa yormanın alemi yok’’ dedi. Herkes susmuştu kimse onun peşine düşmeyi düşünmüyordu ama yine de Fusulla sabahleyin erken saatlerde onun bıraktığı izleri takip etti. İzler onu Botandi’ye götürmüştü oradan sonra en ufak ize yaslamadı. Ormanın sonuna kadar gittiğinde iyi Orukanda izi görmüştü fakat Nehirde kayboluyordu. Daha fazla ilerlemedi. Dönüş yolunda bir kurt öldürmek zorunda kalmış birisi de ağır yaralamıştı. Kurt sürüsü başına gelmeden önce köye geri dönmüştü.

Canavar Avcıları Voryo’nun kendisini iyi hissetmeye başlaması ve yürüyebilecek seviyeye gelmesi üzere köyden ayrılmaya karar verdiler. Botandi ve Uran ölmesine rağmen köyün Ayanı Orukanda’yı öldürmeyen veya öldüremeyen Canavar Avcılarına ödülünü vermek istemedi. Dyubet zorlayınca köylüler ellerine geçirdikleri sopalarla üzerlerine yürüdüler. Köylüleri kılıçtan geçirmek zor değildi ama basit bir ödül için köyü mezbaha çevirmek kralın hoşuna gitmeyeceğini bildiklerinden ve bu sonradan acısını kendilerinden çıkartmak isteyeceği için bir şey yapmadılar. Dyubet bu köyü Vorya’nın haritasına kaydettirdi daha sonra boş vaktinde gelip köyün ayanını öldürecekti. Herkes onun neden burayı eklettiğini iyi biliyordu. Kimse sesini çıkarmadı çünkü diğerleri de kızgındı. Köyün evlerinden bir tanesinin çatısını uçurmaktan başka bir şey yapmayan Canavar öylece terk etmişti orayı. Ayan oradan geçen devriye askerlere durumu anlattı. Onlarda ormanı taradılar bir şey bulamadılar. Canavarlar ve Canavar Avcıları sonu ölümle bitmeyen ayrılık yapmışlardı.

Bu olay diyarda daha kötü yankılanacaktı hatta Canavar Avcılarının canavarları çağırdığı bile ortaya atılacak ve bunlara inananlar azımsanmayacak kadar olacaktı. O günlere daha vardı.

İnsan Avcısı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın