Yaşayan Efsane 53 Bölüm

Kelime Sayısı:757

53 Bölüm

 

Son Hazırlıklar

 

Son zamanlarda talim tamamen bitmişti. Borla ve Kadran evlerinin çatısını güçlendiriyorlardı. Evin içi iyice temizlenmiş yer tahtalar döşemişlerdi. Evin ocak kısmını ve dışarıdan bacayı genişletmişlerdi. Çatıyı iyice onarıp yenilemişlerdi.  Geriye sadece dışarıya kuracakları tuzaktan başka pek bir şey kalmamıştı. Günün sonunda dışarıda karşılıklı oturuyorlardı. ‘’Yakınlarda yerleşim yeri var’’ diyerek söze başlamıştı. Borla gözlerini Kadrana dikti, söyleyeceği ters bir kelime ile dayak atacağını biliyordu. Kadran bunun çok iyi farkındaydı.

‘’Seni takip etmedim zaten izini kaybettireceğini biliyordum. Ama getirdiklerinin hiçbirinin benim köyümde olmadığı da biliyorum.’’ Dedi ve devam etmek isterken Borla işareti ile onun sözünü kesti.  ‘’Kış öncesi hazırlıklar için sende geleceksin’’ dediğinde Kadran aniden ayağa kalktı. ‘’Yaşasın! Bakalım şehirliler nasıl’’ dedi. Borla

 

‘’Şehre değil köye’’ dediğinde Kadran mutluluğu biraz azalsa da sevinmeye devam ediyordu. Kadran ‘’Olsun yaşayan bir köy görmek bunca zaman sonra iyi gelecek’’ demişti.  Borla da masadan kalktı yapılacak işleri henüz bitmemişti. Kadran ‘’Ne zaman gideceğiz?’’ diye sordu cevap gelmeyince de başka işlerle meşgul olmak için onun yanından ayrıldı.

 

 

Gecenin bir saatinde Kadran dürtülerek uyandırıldı. Gözlerini tam olarak açamasa da bunu yapanın Borla olduğunu anlamak güç değildi. Ayağa kalkamadan ‘’Sabaha çok var’’ dedi.  Borla ‘’Hazırlan gidiyoruz’’ dedi. Kadran ‘’Bu vakitte nereye?’’ diye sordu. Cevap verilmediğini anlayınca yataktan kalktı. Borla ‘’Hazırlığını iyi yap’’ dedi. Kadran üzerini değiştirirken işittiği sözlerden sonra kılıcına baktı.  Borla evin dışına çıkmış ahıra doğru yürüyordu. Kadran dışarıya baktı fakat karanlıktan başka bir şey göremedi, fazla oyalanmadan üzerini değiştirdi kılıcını beline taktı. Hançerlerini aldı. Dışarıya çıktı, dışarısı soğuktu ve rüzgâr esiyordu. Borla atı dışarıya çıkartmıştı. Gereken her şeyi almış ve yanında taşıyamadıklarını atına yüklemişti.  Atının üzerine bindi elini Kadran’a uzattı.  Onu kaldırıp arkasına oturmasını sağladı. ‘’Tarnova’ya mı gidiyoruz?’’ diye sordu.  Borla atını sürmeye başladı. ‘’Hayır’’ diye cevap verdi. Kadran onun beline daha sıkı sarılmıştı. Atını hızlı kullanmaya başlamıştı.

‘’Dar yollardan geçeceğiz sıkı tutun’’ dedi. Kadran cevap vermedi onun arkasına daha çok yapışmıştı.

 

 

Ara sıra atını dinlendiriyor fakat çoğu zaman süratli kullanıyordu.  Gece yarısı yola çıkmaları Kadran’ın uykusunun gelmesine sebep olmuştu. Atın rüzgârı yüzüne çarptıkça uykusu açılıyordu fakat onun da dinlenmeye ihtiyacı olduğundan yavaşlayınca dalmaya başlıyor. Borla fark eder etmez dirseğini ona vurarak uyandırıyordu. Bir süre böyle devam ettirdi ama uzun süre devam ettiremeyeceğini iyi biliyordu. Yollarından ayrılıp atını yavaşlatıp durdurdu. At tamamen durduğunda Kadran attan aşağıya atladı. Borla yavaşça indi. Atını bir ağaca bağladı. ‘’Bir süre burada dinleneceğiz kendine iyi bir yer bul uyumaya çalış’’ dedi. Kadran kendine yer bulur bulmaz uykuya dalmıştı onun bu kadar hızlı uykuya dalmasına Borla sesli gülmüştü.  Borla neye ihtiyacı olduğu kâğıda yazmıştı gidiş ne kadar hızlı olacaksa da geliş bir o kadar yavaş olacaktı.

 

 

Borla onun yeterince dinlendirip tekrar yollara koyulmuştu.  Tahmin ettiğinden daha kısa sürede varmışlardı. Köy uzaktan görünse de Ormanın içinden sesler duymuştu. İzlendiğinin farkında idi yoluna devam etti. Çok geçmeden durdu önünde iki kişi belirmişti ve yanlardan gelenler vardı. Kadran ‘’Arkadan da geliyorlar’’ dedi. Borla ‘’Sakin ol elin kılıcında olsun’’ dedi. Kısa sürede etrafını on kadar kişi tarafından sarılmıştı. ‘’Bu taraftan gelen olmaz kimsiniz siz?’’ diye sordu. Borla

‘’Siz kimsiniz bizim yolumuzu kesiyorsunuz belli ki köylülerden değilsiniz sadece gelin boş boşuna vakit kaybetmeyelim’’ dedi. Adam ‘’Sizi kim gönderdi krallık mı?’’ diye sordu. Borla ‘’Hayır eğer krallık gönderseydi karşımızda duramayacağınızı biliyorsunuz’’ dedi.  Adam ‘’Bu köye girmenize izin veremeyiz’’ dedi. Borla

‘’Sizden izin isteyen yok istediğim yere girerim kılıçlarınızı çekerseniz atımdan inene kadar yaşama ve kaçma şansınız var. Aksi taktirde hepinizi uzuvlarınızı kopartarak acıyla öldürürüm. Tercih sizin’’ dedi. Adam biraz tırsmıştı ama geri adım atmak istemiyordu. İki kişilerdi neylerine güvenerek böyle demişti anlamaya çalışıyordu. Krallığa çalışıyor olabilirdi hatta gizli askerleri de olabilirdi. Hayatında ilk kez birisi bu kadar iddialı karşı koyuyordu. Borla

 

‘’Karar verin yaşamak mı ölmek mi?’’ diye sordu. Adam onun karşısından çekildi ve etrafındakiler ormanın içine karışıp uzaklaştılar.  ‘’Onların bu kadar korkup kaçacağını bilmezdim.’’ Dedi. Borla

‘’Elindeki kaybetmekten korkan normal insanlar. Krallık adamı olarak şüphelendiler. Krallığın adamı buralarda ölürse bizim gibi intikam almazlar köyü içindekiler birlikte toptan yakarlar sadece bir köyle de kalmazlar o yüzden korktular. ‘’ dedi. Kadran ‘’Ailelerini korumak için’’ dedi.  ‘’Bu köyü merak ediyorum Ezukhazef gibi mi?’’ diye sordu. Borla soruyu yanıtlamadı atına davrandı, köy çok uzakta değildi insan sesleri duyulmaya başlamıştı.  Ormanı geçtiğinde artık köy kendisini tek tük evlerle ve tarlalar göstermişti. Dar orman yolu bir anda genişlemişti köy geniş ovaya kurulmuştu, çevresi ormanla çevriliydi.  Borla onu dürttü, Kadran hızlıca attan atladı çok geçmeden Borla da indi. Atı ile yürümeye başladı. Onu yanına çağırdı. ‘’Gel al bakalım bunları’’ dedi. Kadran avucunu açtığında eline kese konmuştu. Gümüştü bu sevindi. Borla ‘’Dikkatli ol kendine bir şeyler al gez dolaş biraz gerektiğinde ben seni bulurum. ‘’ dedi.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 52 Bölüm

Kelime Sayısı:715

52 Bölüm

 

Ahır ve Hayvanlar

 

O akşam Borla gelmedi, takip eden gece yarısı ve hatta sabah bile geri dönmedi. Kadran sabah erken kalktı uyumak istiyordu fakat Borla’nın ortalıklarda olmayışı ile bu küçük yerleşim yerinde o olmadan işleri yürütmek zorundaydı. Tarla ile ilgilendi olmuş olan sebzeleri topladı.  Kendini yormayacak ve yaralarını açmayacak hafif kılıç talimi yaptı halen tırmanmıyordu. Ahırın bugün bitmesi gerektiğini Borla söylemişti o yoktu mecburen kendisi bitirmeliydi. Borla nasıl yaptı ise onun gibi yapmalıydı. Ağaçların hepsi hazırdı. Onun nasıl yaptığına bakarak ve hatırlayarak acele etmeden tahtaları birleştirmeye başladı. Onları birbirine çakmaya başladı. Onun kadar hızlı ve tecrübeli değildi fakat işine son derece dikkat ediyordu. İşin sonunda azar işitip dayak yememek istiyordu. Bu durum en az onu birkaç gün yatakta tutardı. Sonunda öğlene doğru bir tarafını bitirebilmişti. Çok yorulmuştu biraz dinlenmek için masaya oturdu kafasını masaya koydu ve daldı.

Hızlıca uyandı gerektiğinden fazlaca uyuduğunu düşünüyordu. Apar topar kalktı gece mi gündüz mü? Olduğunu anlaması için birkaç saniye geçmişti. Kafası allak bullaktı neyse ki akşama kadar uyumamıştı ama ikindi vakti olmuştu ve akşama çok da fazla vakti yoktu. Hemen ahırın olduğu tarafa yöneldiğinde Borla ahırın orada sandalyesine oturmuş ona bakıyordu. Kadran arkasındaki ahıra baktı.  Tamamlanmış üstelik Borla’ya dinlenme süresi kalmıştı. Ne kadar uyuduğu tam olarak bilemese de onun bu kadar zaman içerisinde işleri tamamlaması garipsemişti. Yaşına göre çok hızlı bitirmişti.

‘’Bugün bitmesi gerektiğini söylemiştim’’ dedi. Kadran ‘’Bende bir tarafını bitirdim’’ dedi. Borla ‘’Gördüm bana benzetmeye çalışmışsın fena sayılmaz hatta acemiye göre çok iyi. İçeriye bir bak’’ dedi. Kadran Borla’yı geçip ahırın içine girdi atı bir tarafa bağlamıştı. Koyunun yanına koçta gelmişti. İçerisi tam bitmemişti. Onları da bağlamıştı. Borla ahırın içine girdi. Kadran’ın omzuna dokundu. ‘’Yarın sabah kalktığında tarla işini bitirdikten sonra ot topla epey topla. Burada birkaç günlük daha işimiz var’’ dedi. Borla cümlesini yarıda kesmişti Kadran devamını sormak istese de Borla’yı orayı çoktan terk etmişti.

Sıradan bir askerden çok farklı yetiştiriliyordu tam olduğunu hala anlayabilmiş değildi. Onun öngörülerini anlayabilme şansı yoktu.

 

 

Gecenin bir vakti, Borla’nın evi terk ettiğini fark etmişti fakat peşine düşmedi, o uyumaya devam etti. Çok yorulmuştu onun peşine düşse bile izini kaybettireceğini adı gibi biliyordu.  Her sabah olduğunda rutin işlerini yaptı sonra da kendisine açık alanda otlakları olan bir yer buldu. Güneş tepeye çıkmadan otları kesmeye başladı. Yanına iki şelek almıştı yeteceğini düşünüyordu. Bu otları büyük ihtimalle ahırda kullanılacağını tahmin ediyordu.  Güneş yakıyordu yazın sonlarına gelindiği şu zamanlarda güneş tam gücünü kaybetmemişti.  İlk şeleği kısa sürede doldurmuştu. İkinci şelek için yerini değiştirdi ve biraz daha ilerledi. Yeterince otlak bulduğunda durup iş tutmaya başlamıştı. İki şeleği aynı anda götüremeyeceği için son dolduracağını yanına alacaktı. Duruma göre bir tane daha alabilirdi.  İşinde hızlı davranıyordu bu sefer ilkinden daha fazla doldurmuştu çeşitli yabanı otları ile kopartıp atıyordu.

Şeleği doldurup sırtına geçirdi eve gitmenin zamanı gelmişti. Öğlene kadar bu işi bitirmesi iyi olacaktı. Kalan boş zamanında ne yapacağını bilmese de Borla’nın ona başka işler vereceğini düşünüyordu.  Her şeyi düşünse de yanına su almayı unutmuştu terlemiş ve susamıştı. Dudakları kurumuş boğazının kuruluğu durdurmak için yutkunuyordu. Daha hızlı gitmek onu daha fazla terletecek, yoracak ve susatacaktı. Şeleği ahıra bırakır bırakmaz ne yapacağını iyi biliyordu. Nehrin kenarına gidip kana kana su içmek.

 

 

Ot işi bittikten sonra dışardaki masaya oturmuştu. Öğleni geçiyordu. Gözleri Borla’yı arasa da ortalıkta olmadığını gayet iyi biliyordu. Bir an düşündü kendisinden gizli bir yer yapmış olabilir mi diye? Neden olmasın diye düşündü ortalıktan kaybolduğu zamanlar eve bir şeyler getiriyordu bazen ise hiçbir şey getirmiyordu o zamanlar neler yaptığını merak ediyordu.  Bunları düşündüğü sırada Borla karşısına oturmuştu etrafına baktı geldiğini bile hissetmemişti. Elleri boştu, Borla bunun farkına varmıştı. ‘’Merak ediyorsan ahıra bakabilirsin’’ dedi. Kadran ayağa kalkmadan önce ‘’Nasıl bir anda kaybolup hiç fark edilmeden yanımda bitiveriyorsun?’’ diye sordu. Borla

 

‘’Zamanı gelince sende yapacaksın merak etme ama o zamana epey var’’ dedi. Kadran ayağa kalktı ve onun ahır için ne getirdiği merak ettiğinden ahıra doğru koştu. Heyecanlıydı ama daha önemlisi uzun zamandır koşmuyordu. Yaraları tamamen iyileşmişti fakat uzun süredir koşmuyordu. Koşmaya alışması zaman alacaktı. Ahıra vardığında kısa sürede yorulduğunu hissetmişti. İçeriye girdiğinde tavukları görmüştü hatta horoz da vardı. Ahırın ortasında dolaşıyorlardı. Kapı açılınca ona yaklaşmak istediler belki bir şeyler verir diye fakat Kadran onlara verecek yemi olmadığı biliyordu ve el işareti ile onları başından dağıttı. Kapıyı iyice kapatıp dışarıya çıktı.

‘’Hepsi bir yerde mi olacak?’’ diye bağırdı. Borla ‘’Şimdilik öyle kış için fazla vaktimiz kalmadı.’’ Dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 51 Bölüm

Kelime Sayısı:735

51 Bölüm

 

Vadide Kamp

 

Aradan iki gün geçtikten sonra Kadran gözlerini açabilmişti. Kapalı yerin içerisindeydi. Borla kayaları da kullanarak o ıslanmasın diye ona çadır yapmıştı. Kendisi dışarıda yabani koç derisini yüzmekle meşguldü. Kadran kalkmaya uğraştı ama bir anda her yeri ağrımaya başladı. Borla

 

‘’Kaç kemiğinin kırıldığının farkında bile değilsin yerinden oynama iki gün sonra kemiklerin iyice kaynaşır.’’ Dedi. Kadran ‘’Babamın bir kez parmağı kırılmıştı, haftalarca iyileşmedi.’’ Dedi. Borla ‘’Kırılan kemikler bazen hiç iyileşmez bazen de yanlış kaynaşır ama bunlar benim üzerinde çalışmadığım hastalar için geçerlidir ayrıca onlar benim kadar bilgisi olmadığından dolayı uzun sürer’’ dedi. Kadran

 

‘’Sen eskiden doktor muydun?’’ diye sordu. Borla ona baktı yüzünde hiçbir tepki yoktu tekrar işine koyuldu. Kadran onu yine konuşturmayı başarsa da uzun uzun asla konuşturamıyordu. Bazen ona ne yapması gerektiğini bile tam anlatmıyor. Elini yüzüne bulaştırınca hatalarını söylüyordu. Bu duruma sinirlense bile artık ona alışmıştı. Bugüne kadar gördüğü ve tanıdığı insanlardan daha değişik karakter yapısı vardı. Kadran ‘’Ne zaman buradan gideceğiz? Tam anlamıyla ne zaman iyileşeceğim’’ diye sordu. Borla bu sefer yüzüne dahi bakmamıştı. İşini bitirdikten sonra oradan kalkıp uzaklaştı. Kadran onun gidişini izledi ve gözlerden kaybolduktan sonra çadırın tavanına bakmaya başlamıştı. Ağaç dallarından yapılan çadır belli ki onu şiddetli yağmurdan korumayı başarmıştı. O yürürken çamurun dizine kadar çıktığını fark etmişti. Toprak halen ıslaktı güneş ısıtmıyordu fakat kendini göstermekten de çekinmiyordu.

 

 

Kadran tam iyileşmese de Borla ona sedye yaparak evine kadar götürmüştü. Tam iyileşmeden tekrar kırılan kemikleri ve yaralanmalar Borla ile eğitime başladıktan sonra hiç durmamıştı. Bir yarası iyileşiyorsa ardından başka bir şekilde yaralanmayı başarıyordu. Evinde yatarken düşünmeden edemiyordu tam gücünde olsa neler yapabilirdi. Son gogal olaylarından sonra güçlükle ayağa kalksa bile Borla ona talim yaptırmaktan çekinmiyor ve bazen yeni kırılan kemikleri bile oluyordu. En son göğsüne dikiş atıldığında talim sırasında dikişlerin sökülmesi ve o sırada yeni yara alması ile tekrar yataklara düşmüştü. Gözlerini Borla’yı aradı fakat bulamadı.

Son zamanlarda tarla ve ev bakımı işleri ile hiç ilgilenmiyordu. Fırsatını bulabilirse Borla ona talim yaptırıyordu geri kalan işler hep Borla’ya kalmıştı. Sonunda tarladan sebzeler geldiğinde ise yüzleri gülmeye başlamıştı. Birkaç gün sonra Borla elinde kuzu ile gelmişti. Kadran onun sesini duyduğunda ayağa kalkmış ve pencereden bakmıştı. Onu atları bağladığı yere bağlamıştı. Borla içeriye girdiğinde Kadran’ı ayakta yakalayınca gülümsedi. Borla

 

‘’Demek ki talim yapabilecek güce eriştin’’ dedi. Kadran haline bakıyordu. Halen kırık kemikleri ve dikişleri vardı ama ona karşıda gelemiyordu. Karşı gelse başına yiyeceği odunla kafasını çatlatabilirdi sonra bir yara daha. Kadran ‘’Akşama koyun mu var?’’ diye sordu. Borla masaya oturdu.

‘’Kış yaklaşıyor ahıra ihtiyacımız var. Atım için. Koyunu da oraya koyacağım. Tarladan fazla sebze elde edemeyeceğimiz için artık hayvancılığa yönelmenin zamanı geldi. ‘’ dedi. Kadran

 

‘’Başka hayvanlarda yakalayacak mısın? Nasıl hayvanlar?’’ diye sordu. Her bir soruyu halen heyecanla soruyordu fakat cevaplarını çoğu zaman alamıyordu. Borla her zamanki gibi cevap vermemi seçti. Buraya geleli uzun zaman olacaktı fakat bütün konuştuklarını yazmaya kalksa ancak bir günlük gazete anca ederdi belki etmezdi bile.

 

Kadran iyice ayaklanmıştı. Borla ona şu sıralar talim yaptırmıyor dolasıyla yeni yaralar eklenmiyordu. Son zamanlar sadece kendi isteği üzerine talim yapıyordu genelde hep tarla işleri ile uğraşıyordu. Borla evin içindeki yerin altında saklanma yerini iyice büyütmüştü artık küçük mahzenleri vardı. Kışın toprağın altı ne çok soğuk ne de çok sıcak olacağını bildiği için Tarladan topladığı ve zorlu kış günlerine sakladığı ürünleri burada tutmaya başlamıştı. Kadran tam olarak iyileşmese de Borla’ya ahır yapımında yardım etmek istiyordu.  Temelleri atılmış ve etrafı çevrilmişti.  Evin dışına çıktığında Borla ahır ile uğraşıyordu.  Kadran ‘’Artık yardım edebilirim’’ dedi. Borla bir şey söylemedi. Kadran kesilen direkleri ayağa kaldırıyordu. Borla kendisine yaptığı merdivenle çatıya başlamıştı. Ona kesilen odun parçalarını uzatıyor Borla’ya çatıya çakıyordu.  ‘’Daha fazla hayvan yakalarsan diye ümit etmiştim ahır seni epey oyaladı anlaşılan’’ dedi. Kadran onun cevap vermesini ummuyordu, sadece görevini yapıyor ona yardım ediyordu.

O geldikten sonra Borla daha hızlı çalışmaya başlamıştı. Birkaç saat içinde çatıyı bitirmişlerdi. Şimdi kenarlarını tamamen çevirip tamamlayacaklardı fakat Borla bugün daha fazla devam etmek istemiyordu. Yarın bütün işi bitirip başka planların peşine koşmayı deneyecekti. Kadran

‘’Tam olarak kılıç talimine ve diğer eğitimlere ne zaman başlayacağım’’ diye sordu fakat yanıt vermesini hiç beklemeden oradan ayrıldı cevap vermeyeceğini bildiği halde halen soru sormaktan bıkmamıştı. Bu duruma kendisi de anlam veremiyordu. Onun yanından ayrılıp tarlayı geride bıraktı ve nehrin başına gelmişti. İlk geldikleri zamanki akıntısı yoktu ve su seviyesi azalıyordu. Yere oturdu suyun sesini dinliyor ve doğayı bakıyordu.

Kendisini savaşa hazırlıyordu. Böyle zamanları daha bulamayacaktı belki de. Burada olmak ve kalmak hoşuna gidiyordu.  Bir ara gözleri Borla’yı aradı, ortalıklarda yoktu.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu 5 AOH 2

Giderek toprağımız artıyor.

Bati Afrikada Portekiz gücünü arttırıyor.

Moldova’ya savaş ilan ettik.

 

Çevremizdeki devletler

Savaştan sonra topraklarımız

Macaristan’a savaş ilan ettik.

Polonya savaşından yeni çıkmış Macaristana acımadık

Son Direnişler

Nüfüs ve Vergiyi arttırıyoruz

Savaştan sonra yeni sınırlar

 

Osmanlı’nın durmaya niyeti yok Candaroğullarına sefer düzenliyoruz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH 4 Bölüm

Memluk savaşı ekonomimizi bozacaktı.

Devlet ağır borçlar altında eziliyordu.

Memluklular bir gece İstanbul’a çıkarma yaptılar.

Başkent Edirne’ye tekrar taşınmıştı.

Hesabı katmadıkları olan büyük Osmanlı ordusu Kuzey Afrika’ya çıkarma yapmış ve İskenderi’ye doğru ilerlemekteydi.

Memluk hemen barış antlaşmasına oturdu. Fizan ile sınır olan Bingazi’yi bize bıraktı.

İlk işimiz burada ki limanı büyütüp Kuzey Afrika da güçlü bir üst kurmak.

Dulkadiroğulları ile ilişkileri geliştiriyoruz.

Karadeniz’de yükselen bir güç haline gelen Pontuslularla ilişkileri geliştiriyoruz.

Ve yeni Osmanlı toprakları

Yükselen askeri harcamalar.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2 3 Bölüm

Bizans savaşı büyüyordu çabuk bitirmezsek başımıza daha büyük sorun çıkabilirdi.

Savaş eşit kayıplarla devam ediyor.

Anadolu daki Bizans ordusunu direncini kırdık ve teslim ordular.

Papalık 1979 kişilik bir ordu ege denizi gönderdiler

 

Onları Mora adasına sıkıştırdık

Memluk savaşı patlak verdi.

İzmir ve Fethiyeye büyük dersane yapılmaya başlandı.

Eyalet istikrarı

İstanbulda bizim ve Morada sıra şimdi Ege ticaretini elimizde tutmak.

Memluklular Ege denizine gelirken biz Memluk topraklarına gidiyoruz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2 2 Bölüm

Eflak’a savaş ilan ettik onların güçlenmesine izin veremezdik.

Eflakta büyük ordu ile karşılaşmayı beklemiyorduk.

Aldığımız bir yenilgi panik havası oluşturdu.

Sonra iyi toparlanıp tekrar saldırıya geçtik.

Eflak savaşı sonrası topraklarımız.

Savaş sonrası komşularla ilişkiler

Hızlı genişleme politikası ekonomik anlamda kötü

Napoli ile dostluk kurmaya çalışıyoruz.

Ve beklenen bizans savaşı. Hazırlıklı idik fakat onlar bizden daha fazla hazırlanmışlar.

Büyük bizans kurma yolunda ilerliyorlar.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2

Oyun: Age Of Histroy 2

Devlet:Osmanlı Devleti

 

 

Etrafımızda güçlü bir düşman olmaması kısa sürede genişlememize yol açacak.

Venedikliler ileride başımıza bela olmasın diye onlarla iyi geçinmek zorundayız.

 

Ve Onun kuyruğu Ragusa ile.

Batıya seferde arkadan vurulmamak için Karamanoğulları ile iyi geçineceğiz. Yer yer onları Memluk belasından korumak için altın, at ve kılıç vereceğiz.

Çevremizde güçlü bir düşmanlardan sadece biri. Yok edersek önümüzde az kişi duracaktır. Yinede amaçlarımız için onlarla dost kalmak en iyisi.

Atinaya savaş ilan ettik. Onların ekonomik ve nufus gücüne ihtiyacımız var.

 

Yeni sınırlarımız.

 

Gerçek bir düşman barış bitince mutlak saldırı için şimdiden ilişkilerimizi düzeltmeliyiz.

 

Nüfüs politikamız pek iyi değil.

Doğuda Memlük dışı bir başka düşman.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 50 Bölüm

Kelime Sayısı:713

50 Bölüm

 

Kadran ve Gogallar

 

Yürüyordu ve düşünüyordu fakat dikkatini etrafa vermeyi de unutmuyordu. Tepeden aşağıya dikkatlice iniyordu vadiye kadar yuvarlanmak son isteyeceği şeylerden bir tanesiydi. Borla gogallar hakkında iç çarpıcı bilgiler vermemişti zayıf noktalarını bile söylememişti. Birkaç bilgi kırıntısı ile savaşacak ve savaşırken kendisi öğrenecekti tabi o kadar uzun yaşarsa. Nasıl saldıracağını düşünmeden edemiyordu fakat bir anda düşünmeyi bıraktı. Onlara yeterince yaklaşana kadar düşünmemeye karar verdi.  Aşağıya doğru indikçe kayalıklara saklanarak gidiyordu. Onlara biraz daha yaklaştı en iyisi uzaktan okla saldırmaktı. Yayını eline aldı ve okunu sadağından çıkardı.  İyice gerdirdi ve bıraktı. Ok Gogallardan bir tanesinin yanağından içeriye girmişti. Bütün Gogallar okun nereden geldiğini anlamaya çalışırken Kadran kayalıkların arasına saklanmıştı.

Yerini değiştirme zamanı gelmişti. Ses çıkarmadan hareket etmeye çalışıyordu. Gogallar ise bağırıyordu, ok isabet ettirdiği Gogal ölümcül yara almışa benzemiyordu oku kırıp yanağından çıkardı. Gogallar etrafa dağılmışlar ok atanın kim olduğunu bulmaya çalışıyorlardı ara sıra kaya parçalarını kaldırıp altına bakıyordu. Kadran ilk ok attığı yerden yeterince uzaklaştığını inanarak ikinci okunu ayarladı ilk ok attığı Gogal’a bir tane daha denk getirmek istiyordu. Kayalıkların arasında gözleri o Gogal’ı buldu. Okunu çıkardı yayını gerdi ve bıraktı. Ok bu sever göğsüne isabet etmişti.  O sırada ona yakın olan gogal ellerine altığı kayayı Kadran’ın üzerine fırlattı.  Hızlıca kaçmaya çalıştı fakat ayağı takılarak kendini yerde buldu. Gelen kayadan kurtulmayı başardı yaralanmıştı, sol ayağı ağrıyordu. Ayağa kalktı Gogallar onun yerini tespit etmişti. Hızlıca ona gelmeye çalışıyordu.  Kadran kaçmak yerine bir ok daha atmayı denedi.  Üçüncü oku çok beklemeden gönderdi ama isabet ettiremedi Gogal kollarını ile bedenini korumayı başarmıştı. Dış derisi çok sertti ok çarptığı gibi kırılmıştı. Kırığı yoktu biraz ovaladı daha iyi yürüyebilirdi. Aniden başını aşağıya eğip kayaların arasına saklandı o sırada bir kaya daha üzerinden geçip gitmişti. Bu sefer ok atma işini daha hızlı yapacaktı. Kayalardan çıktı ve dördüncü okunu attı. Hep aynı Gogala atıyordu. Gogal bu sefer kendisini koruyamadı ve ok göğsüne saplanmıştı. Yavaşladı ve kendini kayaya yasladı. Oldukça kan kaybetmişti yanına bir gogal gelmişti diğer ikisi ise Kadran’ın peşine düşmüştü.  Kayanın üzerine çıktı ve son bir ok daha attı. Attığı oktan gogal korunmayı başarmıştı. Gogal ellerini açtığında karşısında Kadran’ı görmüştü. Kadran onun karnına kılıcını sokmuştu.

Gogal onun yüzünü parçalamak istedi. Hızlıca geri çekilmişti.  Elini boşa savurmuş oldu.  Kadran etrafına baktığında Gogallar onun etrafını çevirmişti. Üçüncü Gogalda gelmişti. Kadran gözlerini diğerini aradı fakat önündeki Gogal görüş açısını engelliyordu. Önce hangisine saldıracağına karar veremiyordu o sırada havaya kaldırılmıştı. Arkadan gelenlerden bir tanesi onu elbisesinden tuttuğu gibi havaya kaldırmıştı.  Kılıcını arkaya doğru sapladı fakat Gogal’ın sert koluna geldiği için ona zarar veremedi. Gogal onu kaldırıp attı. Kadran kayalara çarptı ve yere düştü. Kılıcını kaybetmişti ayağa kalkamadı bile. Başını güçlükle kaldırdı başından gelen kanları eli ile sildi. Birkaç kemiği kırılmıştı tam olarak hangi kemiği kırıldığını anlayamasa da hareket edemiyordu. Güçlükle sırt üstü döndü. Kayalara çarpması ona epey zarar vermişti fakat ölmemişti.  Başına gelen Gogallar birbirlerine baktılar mırıldandılar onun halen yaşadığını gördüklerinde biraz şaşırmışlardı. Onu fırlatan Gogal rasgele değil direk kayağa bilinçli fırlatmış en iyi ihtimalle felç geçirmesini istemişti fakat o bütün şiddeti ile kayalara çarpmasına rağmen yaşıyor ve bazı yerlerini oynatabiliyordu.

Kadran belindeki bıçaklardan bir tanesini almak istedi fakat eline tekme yedi ve ardından Gogal eline bastı.  O sırada bütün Gogallar arkasına baktı arkalarında ihtiyar Borla’yı görmüşlerdi. Bir tanesi onunla ilgilenmek için ilk adımını attı. Borla o kadar hızlı davranmıştı, taşlı arazide kılıcını çektiği gibi kendisine ilk adımını atan Gogalın kafasını koparmıştı.  Onun sıradan bir ihtiyar olmadığını anlamışlardı. Geriye kalan iki Gogal aynı anda saldırıya geçti. Borla ikinci kılıcını geçti. Gogallar kollarıyla ona saldırdı o ise tek bir kılıçla onları durdurmuş diğeri ile karınlarına kesmişti. Gogallar karınlarını tuttular derin yara almışlardı.  Borla verdiği yaraların ne denli büyük olduğunu en az onlar kadar iyi biliyordu. Kılıçlarını kınlarını tekrar soktu. Gogallar ise onun karşısında durmaktan çekilmişti. İki tarafından bir türlü konuşmadan anlaşması gibiydi.

‘’Onların yaşamasına izin verdin?’’ dedi. Borla gülümsedi. ‘’Sana verdiğim görev en az biri ile birebir mücadele etmendi. ‘’ dedi.  Borla Kadran’ı bayıltıp kollarından tutarak sürüklemeye başladı. Onun aldığı darbeyi görmüştü ve anında müdahale etmek istemişti. Ona verdiğini görevin ne derece ölümcül olduğunu biliyordu kayalıklara çarpması ile ölebilirdi o ise hayatta kalmayı başarmıştı. Bu çocuk onu bir şekilde etkilemeyi başarıyordu. Belki kılıçta ve okta iyi olmayabilirdi fakat bedeni aldığı yaralara ve yaşının küçüklüğüne göre inanılmaz dayanıklıydı.

Kayalıklardan biraz kurtulduğunda onu yere yatırdı olduğu yerde tedavi etmek zorundaydı. Kampını buraya kuracaktı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Yaşayan Efsane 49 Bölüm

Kelime Sayısı:717

49 Bölüm

 

Kılıç Eğitimi

 

Sabah kahvaltısından sonra tarla ile ilgilenilmişti. Borla kendisi geceleri ava çıkıyordu. Kadran dan sadece kılıç talimi ok atma talimi yapmasını istiyordu. Öğlene kadar zıplama, yuvarlanma, düz koşu yapıyordu. Borla eğitim alanına geldiğinde Kadran masanın üzerindeki kılıç ve kalkanı eline almıştı. Borla ‘’Kalkansız dövüşeceksin ama elinde kalkan olacak’’ dediğinde Kadran dediğinden anlamamıştı. Borla tahta kılıcı aldı. Savurmaya başladı birkaç hamlede Kadran’ın elindeki kalkanı düşürmeyi başarmıştı, durdu ve onun yeniden kalkan alması için işaret etti. Kadran bu sefer daha dikkatli davranmaya özen gösterdi fakat ilk seferkinden daha az sürede Borla onun kalkanını yere düşürmüştü. Borla biraz talim yerinde dolaştı. Kadran üçüncü kez kalkanı eline aldı. Bu sefer çok dikkatli olup ona dayanmaya çalışacaktı. Borla yaptığı ilk darbede kalkan elinden düşmüştü.

Sinirlenmişti fakat elinden bir şey gelmediğinin farkında idi. Borla ‘’Odaklan güçlü durmaya çalış’’ dedi.

 

Kadran kalkan yerine eline kılıç aldı ve saldırmaya başladı kılıçlar birbirine değmeden Borla Kadran’ı alt ediyordu. Borla ‘’Yeter!’’ dedi ve tahta kılıcı masanın üzerine bıraktı. Kadran ‘’Biraz daha’’ dediğinde Borla ona baktı Kadran tek kelime dahi etmedi yeterince sinirliydi ne kalkanda ne kılıçta en ufak bir ilerleme kaydedememişti. Siniri geçmeye başladığında yorgun olduğunu ve uykusu gelmeye başladığını hissediyordu. Henüz akşam olmamıştı ve yapılacak işler vardı.  O işlerle meşgul olurken aklında kılıç talimi vardı.

 

 

Yeni bir gün doğduğunda sabah tarla işleri biter bitmez Kadran kılıca sarılmıştı bu sefer kalkan eline almadı. Borla onun karşısına dikildiğinde ona gülümsedi. Ona karşı üstünlük kurabilmek için Kadran bu sefer eline çift kılıç almıştı. İşaret verilmesinin ardından Kadran saldırıya geçti. Elinde iki kılıç olmasının avantajı olsa da rasgele savurması ile bir tanesini bile Borla’ya denk getirememişti. Borla ile onu iyice yorduğuna emin olup saldırdı önce sağ elindeki kılıcı düşürdü. Sonraki saldırısını yaptığında Kadran kendisini savunmuş ve iki kılıç birbirine tokuşmuştu. Bu ilk defa oluyordu, heyecanlanmıştı. Onun bu durumu fazla sürmedi yediği ikinci saldırı da kılıcını elinden düşürmüştü.  Kadran kılıç boynuna dayanmıştı. Bu sefer fazla sinirli değildi iki kılıç kullandığında saldırı gücünün daha fazla arttığını hissetmişti. Borla kılıcı masaya bıraktı.

 

‘’Yemekten sonra bir ağaç kesip gel. Odunluk hazırla iki kılıçla çabuk yorulursun sürekli saldırmayı düşünüyorsan. Biraz savunma yapmayı öğrenmelisin. Yatağın üzerine kitap bırakacağım onu dikkatli oku.’’ Dedi.  Onun dediklerini iyi dinlemişti zira bütün bir daha konuşmayacağını iyi biliyordu. Bazı günler hiç konuşmazdı yanlış yaptığında eline vurulduğu anda anlıyordu.

 

 

Kılıçta bir değişme olduğunu göremiyordu. Her gün daha sıkı çalışıyordu fakat o karşısına geçtiğinde kolayca alt ediliyordu. İki kılıçta saldırmak hoşuna gitmişti. Borla karşısına geçti bu sefer işaret vermeden kılıcını savurdu başlardaki gibi düzensiz savurmuyor başına isabet ettirmeye çalışıyordu. Borla ilk saldırılardan kılıcını kullanmadan kaçıyordu. Kadran daha hızlı ve daha güçlü saldırıyordu. İlk saldırıdan bu yana hiç durmadan saldırması onu yoruyor ve arkadan gelen her saldırısında bir yavaşlama olduğunu kendisi bile fark ediyordu. Borla ileriye bir adım attı ve başına gelen saldırıyı kılıcı ile saldırdı Kadran kılıcı yere düşürdü diğer kılıcı ile saldırırken Borla ondan önce davranıp kılıcı bileğini indirdi ve kılıcın yere düşmesine sebep oldu. Üçüncü hamle ise kılıç Kadran’ın boğazına dayanmıştı. Borla kılıcı masaya bıraktı. ‘’Bugün iyice dinlen yarın yola çıkacağız bir süre buralarda olmayacağız’’ dedi. Kadran ‘’Nereye?’’ diye sordu. Borla cevap vermedi. O gittiğinde Kadran biraz daha talim çalışmaya karar verdi.

 

 

Birkaç günlük yolculuktan sonra Borla’nın bahsettiği vadiye ulaşmışlardı burası çok büyük değildi fakat vadi denilebilecek kadar derindi. Buraya neden geldiklerini bilmiyordu fakat savaş teçhizatı getirmişlerdi. Borla yere yatmıştı. Kadran ‘da yanına yattı. ‘’Şunları görebiliyor musun? Gösterdiğim yere bak. Onlar Gogallar onları öldüreceksin ister aralarına dal ister gizlice öldür ama bir tanesiyle mutlaka birebir kılıç dövüşü yapacaksın. Kambur yaratıklardır ağır ve hantal hareket ederler saldırıları oldukça güçlüdür derileri kalındır. Kılıcını iyi bilemişsindir umarım’’ dedi. Kadran

 

‘’Dört kişi görünüyorlar’’ dedi. Borla ‘’Hadi git yanlış bir şey olursa ölürsün ben bu mesafeden seni kurtarma gibi durumum yok’’ dedi. Kadran ‘’Öleceksem neden kurtardın ki?’’ diye sordu. Borla

 

‘’Bu eğitim evlat benim eğitimlerinde birçok kişi ölür kalanlar ise orduya katılırdı. Şimdi öyle bir şey yok sağ kalmaya çalış’’ dedi. Elini birkaç kez Kadran’ın sırtına vurdu. Kadran yattığı yerden doğruldu. İki kılıcını sırtına asmıştı belinde küçük kement ve birkaç adet bıçaklar vardı. Sert Gogal derisine bıçakların işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu.  Yürümeye başladı ileride sadece dört adet görünüyordu ve en az bir tanesi ile savaşmak zorundaydı peki diğer üçünü nasıl öldürecekti. Orman taktiklerinin çoğu işe yaramayacaktı. Ağaçların çok seyrek olduğu ve yerlerini kayalara bıraktığı bu vadide onları nasıl avlayacaktı?

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın