Yaşayan Efsane 22 Bölüm

Kelime Sayısı:857

22 Bölüm

 

Tuzlu Kraliçe Hanı 2

 

Aralarında konuşma biterken Azrel ‘’Onun burada olduğunu bilmiyordum’’ dedi ve Isılbert’e baktı. Isılbert ise bakışlarını Borla’ya çevirmişti. Borla ‘’Şehre geldiğimde burada güçlü birileri olduğunu sezmiştim onlardan bir tanesi Matilyanoydu anlaşılan buradaki ilk ve son gecem olacak.’’ Dedi. Isılbert ‘’Ben adamlarıma söyleyeyim’’ dedikten sonra ayağa kalkmaya çalıştı, tam kalkamadan Borla onu kolundan tutup tekrar yerine oturtturdu. Herkes masanın etrafında oturuyordu. Çocukta başka masadan sandalye alıp yeni oturmuştu. Olanları her zamanki gibi sadece izlemekle yetiniyordu. Azrel çocuğun rahat tavırlarına bakınca ‘’Ufaklık bugün burada ölebilirsin’’ dedi. Borla elini kaldırdı parmağı ile Azrel Isılbert’i gösterdi. ‘’Bugün burada hepimiz ölebiliriz ama bu çocuk asla ölmemeli. Soyundan gelebilecek Yeni Azrel bu çocuğa bağlı. Çocuğu ölümüne koruyun! Konuyu burada kapatın’’ dedi. Bir süre sessizlik oldu fakat bu sefer Kadran konuştu. ‘’Çoktan ölmüştüm ben sadece bu adam ölümümü geciktirdi.’’ Dedi. Borla sırıttı ‘’Hayır geciktirmedim senin ölümünü erteledim.’’ Dedi. Azrel ‘’Gelecek hakkında ne biliyorsun? Benim soyumla alakalı?’’ diye meraklı şekilde sordu. Isılbert ona baktı ve Matilyano’nun burada olduğunu gösterdi. Borla durumu fark etmişti. ‘’Matilyano’nun konuşmalarımızı duyup duymaması çok önemli değil.’’ Dedi. Çocuk konuyla alakasız soru sordu.

 

‘’Bu hanın ismi neden Tuzlu Kraliçe hanı koyuldu?’’ dedi Çocuk. Bu soruyu ortaya attığında Azrel gülümsedi. ‘’Bu şehri bir zamanlar Tuzlu Kraliçe yönetirdi. Burası birçok krallık tarafından saldırıya uğradıysa da okyanusun içinde olması ve Kraliçenin varlıklarının üzerindeki tuz etkisi ile kimse tarafından ele geçirilememiştir.’’ Dedi.  Azrel lafına devam edemeden çocuk onu konuşmasını yarıda kesti.  ‘’Tuz etkisi ne oluyor? Diye sordu. Bu sefer Isilbert yanıtlamak istedi. ‘’Her varlığın içerisinde bir miktar tuz var. Kraliçe varlıkların içindeki tuz miktarını çektiğinde varlıklar ölümleri acı ile gerçekleşir. O yüzden kimse tarafından durdurulamadı.’’ Dedi. Kadran ‘’Tuzlu Kraliçe yaşıyor mu hala?’’ diye sordu. Konuşma sırası Azrel’e geçmeden önce Savaşçı Matilyano söze karışmıştı.

 

‘’Baban Tuzlu Kraliçeyi öldürdü ve şehre hâkim oldu. Tuzlu Kraliçe hayatını bu şehre adamıştı. O öldükten sonra şehir önemsizleşti.’’ Dedi. Matilyano konuşmanın başından beri onları dinlediği ortaya çıkmıştı. Azrel ve Isılbert biraz tedirgin olsa da Borla sakin ve umursamaz tavır takınıyordu. Kadran bir anda gözlerini açmıştı sanki uykudan yeni uyanmış gibi ayağa kalkmış Borla’nın yüzüne bakıyordu.  İyice heyecanlanmıştı, onun dışında hiç kimse heyecanlı değildi. ‘’Nasıl yaptın bunu?’’ diye şaşkınlık ve heyecanla bağırarak sordu. Borla sırıttı. ‘’Zor ve uğraştırıcıydı. Onu öldürmem için Viral krallığı bana bir kısım toprak teklif etmişti. Bende kabul ettim. Toprak bahaneydi ben aslında Tuzlu Kraliçenin gücünü görmek istedim’’ dedi. Konuştuğu sırada Borla’nın da gözleri çocuktaydı ama sözlerini bitirdiğinde mazi gözlerinin önünde canlanıyordu. Başlangıçta ona yaklaşmak mümkün bile değilken onu yeterince yaklaşıp kesmeden öldürmek mümkün değildi üstelik yakınlaştığında tuz etkisi sahasının içinde buluyordu kendisini. Ortam biraz sessizlik olunca ve dövüşün sahibi konuşmayı bıraktığında Isilbert onun yerini devraldı.

 

‘’Tuzlu Kraliçe’nin Aydınlık, İrade, Sars ve sars mızrağına sahipti. Bu ona muazzam bir güç sağlıyordu kusursuz ve mükemmeldi. Onu ancak onun kadar mükemmel ve kusursuz birisi öldürebilirdi. Okyanus tabanında yaşanan bu ikilinin mücadelesi gazetelere tek haber olarak geçmeyi başarmıştı. Bu savaş karanlığın yüzyıllar sonra zayıflatabileceğini asla yok edilemeyeceğini gösteren savaştı. İmparatorun karanlık güçlere sahip kişilerin birçoğunu öldürmesi ve geri kalanlarında onun karşısına çıkmaya cesaret edemeyişi onu dokunulmaz birisi yapıyordu. İkilinin savaşı boyunca dünyanın boynunda iki şehri okyanusa gömülmüştü. Gömülen şehirlerin bölgesi daha sonra batık bölge olarak adlandırılacaktı. ‘’ dedi.  Çocuğun daha çok heyecanlandığını gören Matilyano onu daha da heyecanlandırmak için konuşmaya başladı.

‘’Dünyanın boynunda gerçekleşen bu savaş mızrağın ve kılıcın her birbirine vurması ile küçük depremler oluşturmuştu. Bunu bana babam anlatmıştı. Bir tarafta çift katmanlı sars mızrağı diğer tarafta kaderin kılıcı’’ dedi. Azrel boğazını sesli temizleyerek Matilyano’nun daha fazla konuşmasına izin vermedi. ‘’O günleri hatırlıyorum onlar her silahını tokuşturduklarında geceler aydınlanırdı ve gündüzler kararırdı. Öyle geceler vardı ki gündüz gibiydi öyle gündüzler vardı ki sanki gece gibiydi.’’ Dedi. Çocuk yerinde duramıyordu hop oturup hop kalkıyor heyecanlanıyor ve daha şeyler öğrendikçe mutlu oluyordu.  Borla hiç zaman söze karışmamış veya söz olmamıştı o sadece Kadran’ın tavırlarına bakıyordu onun savaştan hoşlandığını saklamaması onun hoşuna gitmişti. Aradığı çocuk gerçekten o olabilirdi. Ona baktıkça eskilerden tanıdığı birine çok benziyordu kısa süreliğine uzaklara daldı.  Isılbert onun dalgınlığı bozacak şekilde söze başladı.

 

‘’Sen anlat Borla!’’ dedi. Kadran olayın kahramanından bir şeyler duymak istiyordu. Onun susması onu sinirlendirse de onun hakkında yeni hikayeler duymak onu heyecanlandırıyordu.  Borla ‘’Tuzlu Kraliçe ile yaptığım dövüş hayatımda yaptığım en büyük dövüşlerimden sadece bir tanesiydi. Bana kımız arkadaşlarıma istediklerinin getir!’’ diye seslendi. Hancı hemen yerinden ayrıldı ve onun isteklerini yerine getirmek için mutfağa girdi. Borla yüzünü Matilyano’ya çevirdi. ‘’Sende biraz daha et alır mısın?’’ diye sordu. Matilyano ağzı doluydu fakat gözlerini kırparak ona olumlu işaret verdi. O sırada Isilbert’in adamları içeriye girmişti. Isilbert

 

‘’Bildiğin her şeyi bu çocuğa öğretebilecek misin?’’ diye sordu. Kadran ortalıklarda yoktu o da hancının peşine takılıp mutfağa girmişti. Borla ‘’Bilmiyorum ama çocuğun Bretoneskaların eline geçmesine izin veremezdim. Radax ve Biberli Hanım meselesi de var’’ dedi.  Azrel ‘’Yeniden Karanlığın Ordusunu toplayacak mısın? Robando halen yaşıyor.’’ Dedi. Borla içini çekti.  ‘’Tek amacım bu çocuğun yaşaması dünya peşime çoktan düştü. Olurda ölürsem Robando’ya da söyleyin bu çocuğun Bretonaska ve diğer krallıkların eline geçmesine izin vermeyin vasiyetim budur.’’ Dedi. Isilbert ‘’Ölecekmiş gibi konuşuyorsun Borla’’ dedi. Borla

 

‘’Ölmek için doğduk, ölmek için yaşıyoruz. Hayatım boyunca yenilmedim bu yaştan sonra alacağım bir yenilgi beni ölüme sürükler’’ dedi. Kılıcını hızlıca çekti ve kılıç karanlığa büründü.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 21 Bölüm

Kelime Sayısı:770

21 Bölüm

 

Tuzlu Kraliçe Hanı

 

‘’Anlatsana!’’ diye üsteledi o da merak etmişti. Arkadaşı sakin olmasını işaret etti.  ‘’Onu takip etmemize gerek yok. Tuzlu Kraliçeye gidiyor. Evde bırakılmış notu okudum.’’ Dedi.  O zaman hemen Kraliçemizin yanına gidelim’’ dedi.  Gözden kaybolup gece kuşları kulesinde belirmişlerdi.  Bu kule ve etrafını çevreleyen yerlerde Gece kuşlarından başka hiçbir yaratık veya insan olmazdı. Morhamam şehri onlarla uğraşmayı bırakmıştı fakat Bretonaska krallığı ile anlaştıkları için ne Morhamam güçleri ne de Gece kuşları birbirlerine saldırmıyor ve aralarında uzun süredir devam etmekte olan ateşkes vardı. Bu uzun vadede Gece kuşlarının işine yarayabilecek ateşkesti.  Kapının önünde belirdiklerinden onları görenler kapıyı hemen açmışlardı haberci olduklarını biliyorlardı ve önemli bir haber için şehre yollandıklarından gözler onların üzerindeydi. İkili kendilerinin ne kadar önemli olduğunu gördükçe mutlu oluyorlardı. Merdivenlerden çıkarken diğer kuşlarında gözleri onlardaydı kulenin kapısına vardıklarında muhafız kuşlar kapıları ardına kadar onlar için açmışlardı. İçeriye girdiklerinde içeride Kraliçe’nin hizmetinde bulunan kuşlar vardı fazla kalabalık değildi.

Haberciler ne getirdiklerini ne bulduklarını ve ne öğrendiklerini merak etmeyen yoktu. Aralarında en az heyecansız olan Kraliçeydi. Kraliçe onlar geldiğinde tahtına yayılmış oturuyordu elleri boş değildi iki elinde de içki şişesi vardı uzun ve geniş kanatlarının her birince büyük şişeleri tartıyor ellerindeki içki bittikçe kanatlarını oynatıp şişelerdeki içkinin ellerinde tuttuğu bardaklara dökülmesini sağlıyordu.  Şehre kimin geldiğini ve onu izlettirmenin kolay olmayacağını biliyordu fakat kuşlarına güveniyor ve onların yakalanmadığı veya görülmediği umudunu içinde taşıyordu. Yeterince ilerleyip kraliçenin karşısında durdular ve eğildiler aralarından daha çok konuşmayı seven ve cesareti olan kuş kendini iki adım öne çıkartarak konuşmak istediğini belli etmişti. Kraliçe bir şey söylememiş fakat konuşması için işaret etmişti.

 

‘’Dediğiniz kişiyi takip ettik ve evinde not bulduk.’’ Dedi. Kraliçe ‘’Yanında çocuk var mıydı?’’ diye sordu. ‘’Evet vardı kraliçem’’ diye yanıtladı.  ‘’Gelen kişinin kim olduğunu öğrenemesek de nerede olacağını öğrendik. Kimliğini henüz bilmediğimiz kişi veya kişilerle Tuzlu Kraliçe hanında buluşacaklarını söyleyen not bulduk. Muhtemelen orada olacaklardır’’ dedi. Kraliçe ‘’Yanında çocuk varsa ve okyanusu kesip de gelmiş ise gelen kişi Biertadır.  Bretonaska ile savaşmaktansa dünyanın boynuna daha sıkıntısız ve olaysız geçmek istemiş anlaşılan ‘’ dedi. Gülümsedi ‘’Ne yazık ki karşısında biz olacağız’’ dedi. Kraliçe kendinden emin tavırları vardı ama diğer kuşların Bierta ismini duyduğunda çekindiklerini gizleyememişlerdi.  Kraliçe ayağa kalktığında bütün kuşlar onun karşısında dizlerini yere vererek boyunlarını bükmüşler onun karşısında diz çökmüşlerdi.  Kraliçe ‘’Taburu hazırlayın Bierta’yı indirip başına konan ödülü alacağız.’’ Dedi.  Gece kuşları coşkuyla kaybolmaya başladılar. Kendilerine güvenleri pek olmasa da Kraliçenin gücüne inanıyorlardı onun kendinden emin tavırları bütün gece kuşlarını cesaretlendirmeye yeter ve artardı. Bierta ile yüzleşmek için çekinceleri yok değildi. Gece kuşları birer birer kaybolup Tuzlu Kraliçe hanının yakınlarında ortaya çıkmaya başlamışlardı.

 

 

Borla ve Kadran hanın tam önüne gelmişlerdi. Kadran han girişine bakıyor ve Kraliçeye bakıyordu. Girişteki Tuzlu Kraliçe heykeli eskiydi ama çok ciddi bakanlar ondan etkilenmemesi mümkün değildi. Borla ‘’Hadi gel daha önce kraliçe görmedin mi?’’ diye sordu ve kapıyı açmak için ilerledi. Kadran ‘’Evet görmedim’’ dedi. Gerçekten te görmemişti ki bu dünyadaki bütün gariplikleri bu adam sayesinde görüyordu. Borla onun bu cevabına şaşırmadı. İçeriye girdiklerinde fazla kişi olmadığını görmüştü. Borla şaşırmıştı genelde bu hanı boş görmek pek mümkün değildi. Hanın ortasındaki masada oturan iki kişi ona baktı ve işaret etti. Handan çıkan adamlar oluyordu onları çıkartan kişinin Isılbert Kourp dan başkası olamazdı. İnsanlar dışarıya çıkmaya başladığında dışarıya çıkmayan bir kişi vardı. Köşe başında hiç durmadan etini yiyen ve kimseyi umursamadan adamdan başkası değildi. Yeni müşteri olanlar kendileri için ayrılmış masaya doğru ilerliyordu. Borla ve Kadran onların olduğu masaya geldi. Isılbert ve Azrel adama baktıklarında adam kendisine bakıldığını fark etmişti. Adam olanların farkında idi ve görünmeyen yüzünü kukuletasını indirerek yüzünü onlara gösterdi.  Borla ve Kadran masaya oturmuştu. Isılbert ve Azrel birbirine baktılar. Borla onun yüzünü görmüştü fakat umursamadı. Borla ‘’Isılbert neden boşalttırdın hanı daha çok dikkat çekmek için mi?’’ diye sordu. Isılbert ‘’Rahat konuşabilmek için şehre gelişin saklandı zaten’’ dediğinde. Adam ‘’Askerler tarafından sızdırıldı. ‘’ diye mırıldandı. Borla

 

‘’Hoş geldin Savaşçı Matilyano’’ dedi. Matilyano acımasız ve kimseye merhamet göstermez savaşçı idi. Hayatına başına ödül konulan adamları avlanarak geçinirdi. Elde ettiği gelirini bir kısmını içkiye ve ete harcardı kalan kısmını ise ne yaptığı bilinmezdi zira mülk peşinde koşmazdı. Matilyona ‘’Dönüşün gidişin kadar dünyaya ayağa kaldırdı. Denizler yeniden fırtınalara boğulmaya başladı, kıtalar üzerinde durmak bilmeyen fırtınaların esmeye başladı. Karanlık yeniden yeryüzüne indi. Seni örnek alan çocuklar senin yolundan gidebilmek için evlerini terk ettiler. Öksüz kalanlar seni öldürmek için hayata daha çok bağlandılar.’’  Dedi. Matilyano sözlerini bitirdiğinde parmağını keskinleştirmeye başlamıştı. Borla elini kılıcına atmamıştı fakat Azrel ve Isılbert ellerini kılıçlarına atmıştı. Borla onlara sakin kalması için işaret yaptı. ‘’İkimizde masada oturuyoruz henüz yemek ve kımız almadım savaşacaksak tok karnına savaşalım’’ deyince Matilyano parmağını normale dönüştürdü. Cevap vermedi ama dediklerinde haklıydı henüz yemeğini bitirmemişti. Yemeğini bitirene kadar bir süre daha bekleyebilirdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 20 Bölüm

Kelime Sayısı:826

20 Bölüm

 

Takip

 

Evin bir yatak odası ve bir mutfağı vardı. Mutfakta malzemeler çok azdı birkaç sandalye ve masa vardı. İlk girişte iki koltuk bir kitaplık bulunuyordu.  Her yer toz içerisindeydi Kadran sandalye ’ye oturmadan önce elleriyle tozları sildi. Borla koltuğun başına geldi ve üflemesiyle koltuğun birçok tozu ayaklanmıştı. Odayı toz bulutu kapladığı sırada Kadran öksürüyordu, Azrel elini ağzına tutmuştu bulduğu bez parçası ile Borla’nın oturacağı koltuğun karşısındaki koltuğa geçip oturdu.  Borla

 

‘’Burası torununun evi değil senin evin. Görüşüne bakılırsa ailen seni bu evde terk etmemiş.’’ Dedi. Azrel konuşmadan ‘’İhtiyarlık nasıl gidiyor? Ne işle meşgulsün? ‘’ dedi. Azrel içini çekti ve yüzünü buruşturdu. İhtiyarlığın iyi gitmediği her halinden belli idi. İhtiyarlığı kimin iyi gidiyordu ki? Gençlere göre onların devri çoktan bitmişti. Unuttukları bir şey vardı, arkadan gelenler şu an ki ihtiyarların yarı gücüne çoğu ulaşamıyordu.  İhtiyar iyiliğin altın çağında Büyük Kalmukya imparatorluğunu sona erdirmişlerdi. İşte onların bu başarısı saklı tarih adı altında dünyadan gizleniyordu. Bretoneskalar, Kornapalılar, Viral daha küçük, büyük krallıklar ve İmparatorlukların kurulmasını sebebi olan iki kişi koltukta birbirlerine bakan kişilerden birkaç tanesiydi. Onlardan geriye çok fazla kimse de kalmamıştı. Sayıları çok az olmasına rağmen halen bazı şeyleri değiştirebilecek güce sahiptiler. Azrel Borla’nın sorusuna cevap verdi.

 

‘’İhtiyarlık iyi gitmiyor Borla kılıç tutabilen bir Azrel daha yetiştirmek istiyordum fakat olmadı. Çocuğum ve torunum kılıçta çok başarısız bazen kendi kendime soruyorum. Acaba diyorum ebe çocukları mı değiştirdi?’’  Dediğinde Borla kahkaha attı. Borla ‘’Avcılık genleri kolay yetişmiyor Azrel belki torununu bir çocuğu olursa iyi bir kılıç ustası olabilir.  Sadece senin iyi ve senden doğanın iyi olması yetmez evlatlarının kiminle evlendiği de önemli. Soy erkek ve kadından oluşur’’ dedi. Azrel ‘’Benim ömrüm onu görmeye yetecek mi?’’ diye sordu. Bu sorunun yanıtını yaratıcıdan başka kimse veremezdi.  Borla

 

‘’Kim bilir Azrel? Sen yetişemesen bile o çocukta öyle bir hırs, istek, gayret varsa er ya da geç kılıç tutmayı öğrenecektir’’ dedi ve sırtını geriye yasladı. Azrel ‘’Uyuyacak mısın?’’ diye sordu. Borla ‘’Evet, yarın Tuzlu Kraliçe hanına gideceğim dinç görünmem lazım’’ dedi. Azrel iç çekti. ‘’Son zamanlarda huysuzlaştığım için ailem beni terk etti. Eski kafalı birisiyim kimse benimle durmak istemedi. Eskisi gibi hikayem onlara ilginç gelmiyor’’ dedi. Borla ‘’Geçmişte olan oldu pişmanlık duyman hiçbir şeyi eskisi gibi yapmayacağı gibide zamanı da geri getirmeyecek. Dünya bir zamanlar benim de avuçlarımın içindeydi. Hikayemiz bilinmiyor veya okutulmuyor malum sebeplerden ötürü. Dünya bunu bilerek gizliyor. Onlar bunu yapamadıkları için bizim yaptıklarımızı örtbas ediyorlar.’’ Dedi. Kadran o sırada uyuduğu fark etmişti. Borla

 

‘’Biraz bende dinlensem iyi olacak’’ dedi. Azrel bir şey söylemedi ve kapıyı kapatıp dışarıya çıktı.

 

 

Borla ve Kadran uzun süre boyunca uyumuşlardı. Borla ilk uyanan olmuştu, etrafa bakındığında Azrel’in evde olmadığını anlamıştı. Mutfakta tozlu masanın üzerine Azrel onları Tuzlu Kraliçe hanında beklediğine dair not bırakmıştı. Borla koltuğun kenarına bıraktığı kılıcını sırtına taktı, hançerini beline koydu. Çocuğu uyandırdı.  ‘’Nereye gidiyoruz? Acıktım!’’ dedi. Borla ‘’Karnını doyurmaya Tuzlu Kraliçe hanına düş peşime’’ dedi ve evin kapısını açıp dışarıya çıktı. Kadran onun peşinden dışarıya çıkıp kapıyı kapatmıştı. Hava daha çok kararmış sokak lambalarını daha çok belirgin hale gelmişti. Kadran

 

‘’Ne kadar uyuduk? Ne zamandayız?’’ diye sordu. Borla ‘’Üç dört saat uyumuş olmalıyız akşam olmalı’’ diye yanıt verdi.  Çocuk açtıktan dolayı biraz halsizdi, Borla’yı takip ederken karnı gurulduyor acayip birbirinden farklı sesler çıkartıyordu. Borla ise asıl yorgunluğunu henüz üzerinden atamamıştı. Gençliğinde günde iki saatten fazla uyumaya vakit zor bulan uygu sorunu çekmeyen adam şu anda tam anlamıyla uykuya bağımlıydı.  Kadran geldikleri yönün ters istikametinde gittiğini fark etmişti ama aklında başka bir soru vardı.  ‘’Neden oraya Tuzlu kraliçe hanı diyorlar?’’ diye sormuştu. Borla sorulan soruyu yanıtsız bıraktı. Çocuk onun bu tavrını anlamıştı daha fazla üstelemedi. Borla bir anda durdu, çocuk ona çarpmamak için yer değiştirmişti. Onun ani şekilde durmasını beklemiyordu. Ona baktığında geriye doğru bakmıştı gözlerini hiç almadan. Çocuk ‘’Bir şey mi oldu?’’ diye sordu. Borla ‘’Devam edelim’’ dedi. Onun boş yere durmayacağını biliyordu. Yürümeye devam ederken ara sıra arkaya bakarak ilerliyordu sanki şimdi daha dikkatli davranıyordu.

 

O baktığında iki adam hemen saklanabilmişti. Birbirlerine baktılar az daha yakalanıyorlardı.  ‘’Az daha fark ediliyorduk’’ dedi. Diğeri başı ile onayladı ve aceleci bir tavırla ‘’Hemen lidere ulaştırmalıyız bu haberi’’ dedi. ‘’Önce onun nereye gittiğini öğrenmeliyiz çıktığı eve bakalım belki bir şeyler buluruz sonra kraliçeye gideriz’’ dedi. Diğeri adamın dediklerini onayladı haklıydı. ‘’Sen bak ben onları takip edeyim bir şey bulursan haberim olsun’’ dedi. Adam bir şey söylemedi Borla’nın çıktığı evin oraya varmışlardı, ikisi ayrıldı birisi içeriye girerken diğer Borla’yı takip etmeye başladı. Kapı kilitlenmemişti kolayca içeriye girdi.  İçeriye girdiğinde uzun zamandır uğranmadığını göze çarpıyordu her taraf tozlu, örümcek ağları ile örülmüştü eşyalarının bazılarının üzerinde örtü ile kaplanmıştı. Girişteki iki koltukta oturulduğu belli idi. Mutfak neredeyse dokunulmamıştı. Koltukların birinde kâğıt bırakılmıştı koltuğun yanına gelip katlanmış kâğıdı açtı ve yazılı notu okudu. Notta Tuzlu kraliçe hanında buluşacağını yazmıştı. Kâğıdı tekrar katlayım olduğu gibi yerine bıraktı. Evin içerisinde olmasına gerek yoktu. Kapıyı kapattı ve gözden kayboldu, arkadaşının yanında belirim elini onun omzuna attı. Arkadaşı onun vardığını omzunda hissettiği an hareket etmeyi bıraktı ve ona baktı. ‘’Ne oldu?’’  Diye sordu. Arkadaşı iyi haberler aldığı her halinden belli idi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 19 Bölüm

Kelime Sayısı:822

19 Bölüm

 

Eski Dost

 

Daha yeni dışarıya çıktıklarında Borla mor renkli duman görmüştü. Dumanın gittiği yöne baktı. Çocuk ‘’O da ne öyle?’’ diye tepkisini gösterdi.  Borla dumanı umursamadı ve yoluna devam etti. Kadran ‘’Yüzünü gizlediğin sürece bize kimse oda vermeyecek’’ dedi.  Borla gülümsedi ‘’Vermezlerse sokakta yatarız’’ dedi.  Sokakta yatmak kelimesini kullanınca önce gülmeye başlamış ve sesini giderek arttırmıştı.  Çocuk onun yüksek sesli gülmesine anlam veremiyordu. ‘’Çocuk senin yaşlarındayken sokakta yatardım. ‘’ dedi. Birkaç kişinin bir adamın etrafını sardığını görmüştü.  Bu tarz kavgaları pek umursamazdı fakat onlara yaklaştıkça durakladı ve yediği yumruklarla yere düşen ve tekrar kaldırılan adam ona tanıdık gelmişti.  Borla ‘’Sen burada kal’’ dedi ve çocuğu yalnız bıraktı. Borla onlara iyice yaklaştı, onlar tarafından fark edilmişti.  Aralarından bir tanesi ‘’Defol buradan ihtiyar’’ dedi. Borla onu dinlemedi devam etti. İyice yaklaştığında kendisine en yakın olanı omzundan tutup geriye doğru fırlattı. Adam evlerden birinin duvarına çarpıp yere yığıldı hareket etmiyordu. Borla onların ilgi odağı olmuştu çok hızlı hareket edip yanlarına kadar yaklaşmış adamların ruhu bile duymamıştı. Hiç zorlanmadan bunu yapması cabasıydı.

İhtiyar olmasına rağmen kimse onun bu kadar hızlı olacağını düşünmüyordu. Kalanlar Borla’nın üzerine yürümeye başlayınca Borla sol elinin işaret parmağını ile şapkasını kaldırdı. Simsiyah gözlerinden duman çıkmaya başlayınca vakit adamlar oldukları yerde kaldılar. Aldıkları nefes boğazlarından geçmiyordu. Boğazlarını tuttular bir süre sonra ayakta duracak halleri kalmayınca hepsi Borla’nın önünde diz çöktü sonra yere devrildiler.  Yerdeki ihtiyar doğrulup Borla’ya baktı gözlerine inanamamıştı.  Borla ona elini uzattı, ihtiyar uzatılan eli tutup ayağa kalktı, üzerine çeki düzen verip biraz temizledi. ‘’Sen kimsin İhtiyar?’’ diye sordu yaşlı adam. Borla sesli güldü. ‘’Tanımadın mı beni Azrel seni bu halinde bile tanıyorum. Ne çabuk unuttun?’’ dedi. Azrel Borla sesini duyunca elini onun omzuna attı ve omzuna birkaç kez vurdu. Borla ondan daha uzun olduğu için elini ona yetiştirmekte zorlanmıştı. Azrel

 

‘’Gözlerim daha iyi görmüyor Borla’’ dedi.  ‘’ihtiyarladık artık Azrel bende ara sıra bastonla dolaşıyorum’’ dedi. Borla aslında bastonla dolaşmıyordu yaşına rağmen çok dinçti fakat Azrelin moralini yükseltmek amacıyla söylemişti, devam etti. ‘’Kalacak yer arıyorum. Evin var mı? Yoksa halen sokaklarda mı yatıyorsun?’’ diye sordu. Azrel ‘’Torunumun evi var beni takıp edin bu arada çocuk senin mi?’’ diye sordu. Azrel arkasını dönüp yürümeye başlamıştı. Borla hemen yanındaydı, çocuk ise her ikisinin arkasından onları takip ederek yürüyordu. Çocuk şehre adım adım attığından beri Borla’nın tanıdıklarını görüyordu. Birlikte yürürken ‘’Dünyanın yeni Borla’ya ihtiyacı var işte o yeni Borla olacak. Ailen var galiba’’ dedi. Borla konuyu tamamen değiştirmişti. Azrel yüzünü buruşturdu ‘’Aile yapmak ve bir ailenin olması bazen iyi değildir. Gerçi bunu sende iyi bilirsin ihanete uğramış birisi olarak. Oğlum benim gibi kılıç savurabilen birisi değildi, o yüzden marangoz olmayı seçti. Torunumda aynısı o da benim gibi değil. Belki Torunumun oğlu olabilir. Ben bunu görebilir miyim bilmiyorum. O muhakkak yeni Azrel olup adımı dünyaya duyuracaktır. İkimizin aile anlayışı farklı. Senin için kan bağı olmasına gerek yok ama ben bunu önemsiyorum. ‘’ dedi.

 

Birlikte sokağı döndüler. Borla’nın soracak bir şeyi yoktu.  Onunla yaşadığı macera vardı aklında yarım asır olmuş muydu? Kendi sorduğu soruya yanıt vermekte zorlanacak ve zaman alacaktı. Eski dostların bile unutulduğu şu dünyada onlarla yaşanılan maceraların unutulmaması oldukça ilginç durumdu. Azrel ‘’Seni Morhamam’da göreceğimi hiç düşünmemiştim. Neyin seni buraya sürüklediğini biliyorum ama neden burada olduğunu bilmiyorum. Ölmeden önce bir kez daha seni görmeyi umuyordum. Yaratıcı sonunda dileklerimi kabul etti. Yıllar sonra buraya geldin. Karanlığın ordusu yenildiğinden beri ortada yoktun. Hatta senin için öldü dediler ama inanmadım’’ dedi. Borla ‘’Yıllar sonra kılıcımı kınından çıkartabilecek çocuk dünyaya geldi. Yoksa yeniden ortaya çıkmayı her şeye en baştan başlamayı istemiyorum. Belki ömrümde son bir kez siyah düşler hanına uğrayabilirdim ortaya çıkmadan dedi.  Azrel onun sözünü kesti.

 

‘’Bu imkânsız Borla o handa illaki sana bulaşan ve senin kim olduğunu öğrendiğinde seni öldürmek isteyen kişiler ile karşılaşacaktın. ‘’ dedi. Borla ‘’Dediğin doğru ama orada ortaya çıksam dahi dünya benim peşime düşmezdi. Dünyanın en tehlikeli yerinde vuku bulan olayların hiç birisine ne krallıklar ne de gizli örgütler karışmazlar karışamazlar yemez!’’ dedi. Azrel ‘’İyiliği yok edene kadar iyiliğe göz mü yumacaksın?’’ diye sordu. Azrel onun yola çıkma amacının bu olduğunu biliyordu.  Onunla ilk karşılaştığı Zerma olaylarında kulağına bu sözcüğü fısıldamıştı. O zaman ikisinde de henüz çocuk yoktu. Borla ‘’Bu sefer ben göz yummayacağım’’ dedi ve arkasındaki çocuğu işaret etti. ‘’Onu yetiştirene kadar iyiliğe o göz yumacak! Karanlığın Ordusu o gün yenilmese idi. Şu anda dünyayı yönetiyor olacaktım. Dünya Borla İmparatorluğu ile tanışmış olacaktı. Bu gücümle bir çocuk yetiştirebilirim artık’’ dedi.

 

Azrel ve Borla aynı anda durdu. Azrel evi gösterdi. Kapının önüne geldi ve durdu. ‘’İkimizde adımızı duyurduğumuz yıllar sonra tekrar bir araya gelmek. Üstelik şehirde Isilbert Kourp bile varken kaderin yazgısı mı?’’ Borla ‘’Bilmem Azrel düşünmem de’’ diye yanıt verdi. Azrel kapıya vurdu. Kapı açılmayınca maymuncuk ile kapıyı açtı. Evde kimse yoktu, lambaları açık kalmıştı. Ailesi onu terk edeli uzun zaman olmuş ama o evde kendisinden başka birisi varmış gibi önce kapıyı çalar sonra da içeriye girerdi. Herkes içeriye girdikten sonra Azrel etrafı kol açan edip kapıyı kapattı. Savaşmaya her zaman hazır olan Borla içeriye girerken temkinli davranmayı bırakmıştı.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 18 Bölüm

Kelime Sayısı:797

18 Bölüm

 

Morhamam Şehri

 

Kapılar kapanırken Kule komutanı ve Borla birbirlerine baktılar. Yüzlerinin kırıştıklarını sakalları ve saçlardaki siyahların beyanlara tamamıyla yenildiğini görmüşlerdi. Kule komutanı ‘’İhtiyarlık gelince siyahların tamamen yenilmiş’’ diye espri ile söze girdi. Borla ‘’Kılıçta yenilmedik fakat ihtiyarlık bizi yendi Isilbert Kourp’’ dedi. Isılbert çocuğu işaret edip

 

‘’Kadınlara dokunmayacağını söylemiştin en son’’ dediğinde Borla sırıttı. ‘’Ölmeden önce son bir kişiyi yetiştirmek için onu yanına aldım.’’ Dedi ve yürümeye başladı. Isilbert onun karşısından çekildi Borla ve çocuk onun yanından geçtiler. Isilbert ‘’Tuzlu kraliçe hanında buluşalım bir ara eğer kalacaksan burada’’ dedi. Borla ‘’Olur bakarız önce kalacak yer bulayım da belki akşam olabilir’’ dedi. Isilbert başını salladı ve yanlarından ayrıldı. Onlar uzaklaştığında kule komutanının yanına asker gelmişti. ‘’Öylece gitmesine izin mi vereceğiz komutanım’’ diye sordu. Isilbert askerlere dönüp ‘’İntihar etmek isteyen önden buyursun. Ölmeden önceki son maceranız olur’’ dedi. Borla ve Kadran yollarına devam ederken ‘’O kim?’’ diye sormuştu. Önemli biri diye gözüküyor en önemlisi askerdi normalde öldürmesi gereken kişiye hürmet göstermişti. Borla

 

‘’Eski bir arkadaş evlat’’ dedi.  Kadran el işareti ile bir yeri gösterdi. ‘’Orası neresi? Ve benim hikayemin geri kalanını anlatacak mısın?’’ diye sordu. Borla sesli güldü, Kolunu çocuğun omzuna attı, çocuğun sorduğu soruları yanıtsız bıraktı. Çocuk alışmıştı sorularının yanıtsız bırakılmasına. Henüz çocuk olduğu için çok meraklıydı her çocuk gibi. Hayatına Borla girdikten sonra monotonluk sonra ermiş ve biraz renklenmişti. Birlikte yürüyor yine meçhule gidiyorlardı. Bu bilinmezliği ve gizliliği henüz çözebilmiş değildi. Onun yanında bulunalı kısa süre olmasına rağmen maceradan maceraya koşuyordu. Kendisinin idamdan kurtuluşunu tam olarak anlayamamıştı bu kadar önemli birisi olduğunu bilmiyordu. Kafasında çok soru vardı ama söyleyemiyordu. Konuşmak istiyor sorularının yanıtsız bırakılması merakını arttırıyordu. Herkesin korktuğu adamın yanında olmak rüya mı gerçek mi bazen ayırt etmekte zorlanıyordu. Hayatının bir kısmını onun yanında geçireceğinden emindi. İkisi kule bölgesinden uzaklaşmışlar ve askerleri geride bırakmışlardı. Askerlerin yanından geçerken onlara kim olduğunu bile sormamışlardı. Okyanusu ikiye bölen dev yılanı kesen adam birlikte elini kolunu sallaya sallaya hesap vermeden geçip gitmişlerdi.  Kadran’ın kafası allak bullak iken Borla şehre dair anıları aklına geliyordu. Morhamam şehri eskiden de herhangi krallığa veya imparatorluğa bağlı olmayan nadir şehirlerdendi. Krimordan çok farklı idi. Güneşin okyanusa vurması ve şehrin bu güneşi alması sonucu şehirde aydınlık elde ediliyordu. Şehrin tavanı çok yüksekti ve Okyanus gözüküyordu.  Balıkların ve diğer deniz varlıklarının şehrin üzerinde dolaştığı rahatlıkla görülebiliyordu.  Kadran şehre hayran kalmıştı. ‘’O cam nasıl tutuyor bu kadar ağırlığı?’’ diye sordu. Borla

 

‘’O cam değil. Sadece şeffaf taş. O taş nasıl bu kadar ağırlığı kaldırıyor sorusuna ise özel bir taş su değdikçe veya ona güçlü bir şey çarptıkça taş daha da sertleşiyor. Deniz İmparatorun şehrin en zayıf noktası olan kapıları aşamamasının sebebi bu. O kapılara vurdukça kapılar onun gücünü emiyor ve kapıları güçlendiriyor bunu yaparken de kendisi güç kaybediyor. ‘’ dedi. İlerlemeye devam ettikçe aydınlık geride kaldığını fark ediyorlardı. Şehrin tavanına bakıp okyanusu görmek artık mümkün değildi, aydınlık kendini karanlığın ellerine bırakmıştı. Tek ışık kaynağı sokak lambaları olmuştu artık.  Kadran ‘’Burada kullanılan taşlar farklı’’ dedi. Borla ‘’Evet farklı bu fark burada asansör ile çıkılmasından kaynaklanıyor’’ dedi. Kadran ‘’Asansör ne?’’ diye sordu. Borla ‘’Binince öğrenirsin’’ diye cevap verdi.  Kadran ‘’Çok az bir yer görünüyor’’ dedi. Borla ‘’O görünen yerler zengin mahallesi geri kalanlarda zengin olmayan insanlar yaşıyorlar.

 

Onlar yürümeye devam ettikçe çevre kötüleşiyordu. Etrafları özenli olmayan ve temizlenmeyi bekliyordu, çöplerin çoğu yerde idi. Sokaktaki yollar taştan yapılmıştı. Bu bakımından Krimordan çok daha ilerideydi. Evler oldukça eski ve çoğu ev yosun bağlamıştı. İnsanları o evlere girip çıkarken görmüştü. Evlerin içini merak ediyordu. Kadran genelde Borla’nın arkasından geliyordu sokaklar fazla kalabalık değildi. Sokaklardaki insanlar şehre yeni gelen bu ikiye dikkat etmiyordu.  Bu onlar için daha iyiydi. Sokakları dolaşırken sonunda han bulmuşlardı. Borla içeriye girerken peşi sıra Kadran’da içeriye adım atmıştı. İçerde piyano çalıyordu ve iki kadın yavaş dans ediyorlardı. İçerisi oldukça sakin ve gürültüsüz görünüyordu.  Kadınların etraflarında bulunan masalardaki erkeklere bakarak gülerek dans ediyorlardı. Erkeklerin bazıları onlarla ilgiliyken bazıları umursamıyordu.  Kısa süreliğine yeni gelen ikili dikkat çekmiş olsa da herkesin işine dönmesi fazla uzun sürmemişti. Borla hancının olduğu tezgâhın karşısında durdu. Hancı kızlara bakarken gözlerini Borla’ya ve ardındaki çocuğa çevirdi sonra tekrar kadınlara bakmaya devam etti. Borla ‘’Odaya ihtiyacımız var’’ dedi ve ekledi.  ‘’Parası mühim değil’’ dedi. Hancı sözleri duyar duymaz yüzünü Borla’ya çevirmişti. Borla her zamanki gibi şapkasıyla gözlerini kapatmıştı. Hancı ‘’Birisinden mi gizleniyorsunuz?’’ diye sordu.

 

Borla kafasını biraz daha yukarıya kaldırmış fakat yüzünü tam anlamıyla göstermiyordu, ışığın arkadan vurması yüzünün büyük kısmını gizlemeye yetiyordu. ‘’Hayır sadece oda istiyorum’’ dedi. Hancı başını olumsuz sallayarak ‘’Odam kalmadı’’ dedi ve gitmesini işaret etti.  Borla hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve oradan çocuk ile çıktı. Kadran Borla’ya baktı. ‘’Onu öldürebilirdin’’ dedi. Borla sırıttı ‘’Bakıyorum kan dökmeye çok meraklısın benim olmadığın bir gün buraya gelip öldürürsün o halde’’ dedi. Kadran başını salladı ve uzaklara bakmaya başladı. ‘’Odası vardı?’’ dedi.  Borla ‘’Gümüş olduktan sonra dolu olsa bile boşalttırıp içine girebilirsin.’’ Dedi. Borla ‘’Başka buluruz’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 17 Bölüm

Kelime Sayısı:869

17 Bölüm

 

Denizin İmparatoru

 

Borla yorulmaya başlamıştı ondan koşarak kurtulmak imkansızdı. Gençliği olsa belki diyebilirdi. Kule komutanı bu hali ile kazanması için Borla’ya oldukça az şans veriyordu. Borla yorulmuş ve dizleri çözülmeye başlamıştı. Deniz imparatoru hızla ona doğru ilerliyordu, onun yaşaması için suya ihtiyacı vardı fakat birkaç saat susuz yaşayabilirdi. Başını eğdi ve hızlıca saldırıya geçti. Borla onun saldırıya geçtiğini anlamıştı. Şapkasını kaldırdı ve gözlerini açtı. Gözlerinden karanlık dumanlar çıkarken kılıcını kınından çıkardı.  Arkasına döndüğünde onunla mesafesi belki birkaç metreden fazla değildi. Saldırıyı karşılamalıydı, en kötü ölecekti en azından çocuğu kurtarmış olması tek tesellisi olacaktı.  Saldırıyı karşılamadan onun gücünü ölçemez ve saldırıya saldırı ile karşılık veremezdi. İkinci seçenek için çok geçti ama birinci uygulanabilirdi. Onunla çok uzun zaman önce dövüşmüştü.

Deniz imparatoru ona çarptığında onu kaldırmaya çalıştı. Borla onun bu hamlesini önceden tahmin etmiş gücünü o saldırmadan önce yere vermişti. Savunmak içinde tam yeterli zamanı bulamamıştı. O imparator tarafından ayakta sürükleniyordu. Onun amacı kapıya kadar sürmek ve onu ezmekti. Gücü onu parçalamaya yetmeyecekti. Kapı ve şehir duvarları o kadar güçlüydü ki Deniz imparatoru bile hasar veremiyordu yine de İmparator bu şehrin en zayıf halkasının kapı olduğunu keşfetmişti. O bunu öğrendiğinde Şehir çoktan ikinci kapıyı inşa etmişti. Şehrin duvarları çok sertti, suyu gördükçe şişen ve şiştikçe sertleşen bir taştan yapılmıştı. Ayrıca bu taşın başka bir özelliği ile emicilikti. Dokunulduğunda gücü emen bir yapısı yüzyıllar boyu okyanusun içerisindeki yaratıkları ondan uzak tutmaya yetiyordu. Borla bu işin sonu olmadığını biliyordu çabucak karar verip bir şeyler yapmalıydı yoksa kapıya sıkışacaktı. Hızlı davranarak havaya zıplayıp yaratığın kafasına çıktı. Yaratık bunu görür görmez yavaşlayıp başını kaldırmaya başladı. O başını kaldırırken Borla dengesini sağlamaya çalışıyordu.  Kafasını sağa sola hızlıca çeviriyor onun dengesini kaybedip fırlatmaya veya yere düşmesini istiyordu. Borla ile yaratık ilk kez göz göze gelmişlerdi. Onun suratına bakıp sırıttı.

 

‘’Hatırladın beni değil mi? Okyanusu kesebilen kaç kişi var bu dünyada söyle bana’’ diye bağırdı. Canavar sinirlenmiş fakat hiçbir şey söylememişti, onu hatırladığını Borla anlamıştı. Üzerinde daha fazla duramayacağını biliyordu. Belindeki hançerini çıkarttı. Onu aşağıya atmak için çok uğraşıyordu olduğu yerden bile geri dönmesi gerekiyordu kapı arka tarafında kalmıştı. Onun gözüne doğru koştu en zayıf noktası orasıydı. Onun gözüne çok yakın bir yerde idi. Bir elinde kılıç diğerinde hançer ile aynı anda saldırmayı düşünüyordu fakat aynı anda yakın saldırı yapamayacağı için hançeri diğer gözüne fırlatmayı uygun buldu. Koşarak ilerlerken açısı fazla daralmadan hançeri gözüne fırlattı. Borla kılıcı daha yakın olduğu gözüne kendi elleri ile saplamayı uygun buldu ve sapladı da. Hançeri fırlatırken karanlık gücünü kullanmasına rağmen hançer istediği yere isabet etmiş fakat hasar veremeden gözüne çarpıp yere düşmüştü. Canavar acıyla hareketleri hızlanmıştı. Borla’nın elinden kılıcı kaymış ve dengesini kaybedip aşağıya düşmeye başlamıştı. Canavar olduğu yerde sallanıyordu. Borla düşme hızını yavaşlatmak için kalan hançerleri kullanarak Canavarın derisine saplamaya çalışmıştı. Bu onu yavaşlatmıştı o aşağıya inerken Canavar gözü kararmış karanlık bedenine işlemeye başlamıştı.

Okyanus tekrar birleşmeden bu dövüş bitmeliydi. Kesilen yerlerin daha fazla dayanamayacağını biliyordu.  Kadran onun hareketleri heyecan ve korku ile izliyordu. Gördüğü en güçlü adamdı, acaba dünyada onun gibi güçlülerle de var mı? Düşünmeden edemiyordu daha yeni yeni tanıyordu. Kendi ellerine baktı, onun yanında ne kadar zayıf olduğunu hissediyordu. Bugüne kadar dev yılanla savaşan kimse görmemişti, bu kadar büyük yılanı masallarda bile duymamıştı. Borla sonunda yerdeydi, yaratık henüz ölmemişti, derisindeki beneklerden çıkan dikenleri Borla’ya fırlatıyordu. Borla karanlık gücünü kullanarak yumruklayarak dikenlerin hiç birisinin kendisine isabet etmesine izin vermiyordu ve engelledi.  Onun engellediği dikenler olduğu gibi etrafa gönderdikleri de vardı. Yere çarpan etrafa dağılan dikenler toprakta iri yarıklar oluşturmuştu. Canavar bu saldırı sonraki başını indirmiş ve saldırıya geçmişti. Borla ona çarpacağını biliyordu, karanlık gücünü iyice açmıştı ve sol yumruğunu onun kafasına getirdi.  Deniz imparatoru ağır yara almıştı durmadı ve ona çarptı. Canavar onu sürükleyip kaldırıp fırlattı. Borla biraz havalandı ve yere çakılıp yuvarlanması uzun sürmemişti. Yerde metrelerce sürüklendi kayalara çarparak durabildi. Borla

 

‘’İşler hiçbir zaman planladığım gibi gitmeyecek mi?’’ diye homurdandı. Kaderin kılıcını çıkardı, asla kullanmayı düşünmüyordu hayatı boyunca fakat buna mecbur kalmıştı.  Mührüne baktı ve ipini çekip mührü bozdu. Kılıç fısıldamaya başlamıştı. Kılıcı yavaşça kınından çıkartıyordu, kılıç kınından ayrıldıkça karanlığa bürünüyordu.  Kılıcın karanlık gücü Borla etrafında dolaşmaya başladı.  ‘’Kaderimiz yeniden keşişti.’’ Dedi. Borla ‘’Birbirimizden ne zaman ayrıldık ki’’ diye cevap verdi. Deniz imparatoru yeniden saldırıya geçmişti bu sefer güçlü saldıracaktı. Borla yerinden doğruldu ve olduğu yerden ayrıldı. ‘’Kader kesişi’’ diye mırıldandı.  Kılıçtan çıkan karanlık güç Deniz imparatorun burnuna isabet etmişti. Çevresi bir an karanlık kaplamıştı. Gürültü ve etrafa yayılan karanlık sonrası toprağın rengi değişmişti. Okyanus kanla karışık bulanıklaşmıştı. Karanlık dağılıp kaybolduğunda Deniz imparatoru yarısı ikiye bölünmüştü. Borla kılıcını kınına soktu, arkasına dönüp koşmaya başladı. Okyanus kapanmaya başlamıştı. Kadran onun gücüne hayran kalırken kule komutanı yanına geldiğini fark etmedi. Kule komutanı

 

‘’Umarım kiminle dolaştığının farkındasındır karşında gördüğün adam hayatı boyunca hiçbir dövüşte yenilmemiş bir adam. Şans bu adamın yanında olsa bir de fazla dik kafalı olmasa dünyayı yönetmesi içten bile değildi. ‘’ deyince Kadran ‘’O benim hayatımı kurtardı ama ben ölmeyi hak etmiştim. Yaşamak için bir amacım yok’’ dedi. Yere baktı geçmişini hatırlıyordu, hiç arkadaşı olmamıştı toplum tarafından dışlanmıştı. Son zamanlarda yaşadığı şeyler zihninde yeniden canlanıyordu.  Borla işini bitirip sonunda kapıdan geçmiş ve kapı çabucak kapatılmaya başlanmıştı. İçeriye su girmesi bu şehir için en son istenilecek şeydi.  Borla ikinci kapıya geçince resmen şehirdeydi. Kule komutanın ikinci aslında şehirdekiler için birinci kapı kapatılmaya başlanmıştı. Bu çok uzun sürmeyecekti.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 16 Bölüm

Kelime Sayısı:799

16 Bölüm

 

İkiye Bölünen Okyanus II

 

‘’Ya izin vermezlerse’’ diye sordu. Borla ‘’Yaşamak istiyorlarsa mecburen verecekler. ‘’ dedi.  Kadran şu an yaşadıklarından dolayı şaşkındı bir sürü şey merak ediyordu fakat kendisini toparlayıp Borla’nın dediği yerine getirip koşmaya karar verdi. Metrelerce yükseklikteki sular öylece duruyor hareket etmiyorlardı. Korkmuyor değildi ama korkmanın da bir faydası olacağını düşünmüyordu, okyanus geri kapandığında başına gelecek kaçınılmaz sonu çok iyi biliyordu. İleride Borla’nın dediği gibi kapı vardı, 10 metre yüksekliğinde tahmin ediyordu, o koşmaya devam ederken okyanusun içinden başka bir gürültü daha koptu. Halen inanamıyordu bu derinlikte olan şehre içini merak etmiyor da değildi. O koşmaya devam ederken Borla onu izliyordu. Onun durumunu çok iyi anlıyordu. Dünyada birçok çocuk efsaneler ile karşılaşmadan büyüyor ve ölüyordu hatta efsane kelimesini bile duymayanların olduğuna emindi. Okullarda çarpıtılmış tarihler bilinmeyen dünyayı anlatmıyordu.  Aradaki mesafe hızlıca açılırken Borla da adımlarını hızlandırdı daha önce Kadran’ın duyduğu gürültüyü o duymadan önce hissetmişti. Borla ‘’Hadi Kadran daha hızlı vaktimiz daralıyor’’ diye arkasından bağırdı.

Bir zaman sonra Borla hafif koşmaya başlamıştı, kendisini fazla yormayı düşünmüyor gelişebilecek olaylara karşı tedbirini elden bırakmamak için enerjisini korumasını gerekiyordu. Yaşıtlarına uyup dünyadan elini eteğini çekmesi gerekirken o halen dünya gündeminde kendisini istemeden de olsa üst sıralarda tutmayı başarıyordu. Kadran kapıya yaklaştığında etrafta hemen hemen her şey dikkatini çekiyordu, bu dikkatini çeken biri de köpek balığı idi, Yeterince su olmayan ama çırpınarak çamura dönüştürmüş toprağın yüzerinde köpek balığı can çekişiyordu.  Kayalıkların altından üstünden yanından geçerek ilerliyordu, bazen yengeçlere basmaması için yolunu değiştiriyordu. Başta olan kaçma hissi artık son bulmuştu. Okyanusu ikiye bölebilecek kadar güçlü olan adam buna kesinlikle izin vermeyeceğine kanaat getirmişti.  Kendisine dayatılan hayatından öncekinden ne kadar zor olacağını bilmiyordu fakat az çok tahmin edebiliyordu. Kadran yorulmuş ama kapıya da epey yaklaşmıştı. O kapıya yaklaştıkça Borla da hızlanıyordu. Kolay olmayacağını biliyordu, okyanustaki hareketlenmeler onu düşündürüyordu.

Kadran sonunda kapıya varmış ve yumruklamıştı. İlk kez yaptıktan sonra soluklandı, dinlenmeye ihtiyacı vardı. Kapıyı yumruklamaya devam etti bir yandan da ayağı ile tekmeliyordu. ‘’Yenilmez efsane Borla burada yoksa şehrinizi ikiye böler çabuk!’’ diye bağırdı. Kendisi çocuktu sesini yumruk ve tekmelerini karşı taraf duyabilir miydi? Bilmiyordu. Sözlerini bitirirken durakladı tekrar soluklanmaya başladı, kapının diğer tarafından herhangi ses duymamıştı. Çocuk söylediği şeyleri bağırarak tekrar ediyordu. Gürültü giderek artıyordu, çocuk ne olduğunu anlamak için arkasını döndüğünde her şey olağan gözüküyordu okyanusun ikiye ayrılması dışında. Kadran ‘’Açın şu kapıyı ikiye bölecek diyorum’’ dedi. Kadran Borla’ya umutsuzca baktı. Kapıda sesler duyulmaya başlamıştı, geriye çekildi yukarıya baktı. Görünürde hareket eden bir şey yoktu. Hareketlilik içeride idi. İçerdeki kulede görevliler birbirlerine bakmışlardı.

 

‘’Borla mı? Dedi? Sordu arkadaşına ‘’Evet birisi Borla dedi’’ devam etti. ‘’Sanki çocuk sesiydi’’ dedi. Ayağa kalktı o sırada başka ses daha duydu ‘’Yenilmez efsane’’ kelimesi işte bunu duyduklarında yutkundular boğazları düğümlendi ve ciddileştiler. Ayağa kalkan adam aşağıya bakıp kulenin kapıları açtı. ‘’Kapıda Yenilmez efsanenin kelimesine duyduk hemen kule komutanını çağırın burada’’ dedi. Arkadaşı ‘’Ya umursanacak bir şey değilse’’ dedi.  ‘’Krimor’un ne hale geldiğini işittim, herkes döndüğünü söylüyor pencereye bak su seviyesi yok normalde pencerenin tamamı su olurdu. ‘’ dedi ve devam etti. ‘’Ya Yenilmez efsane ya da okyanusu kesebilen başka biri’’ dedi. Arkadaşı ‘’Bierta ve Akasele dışında okyanusu kesip bu kapıdan içeriye giren görülmemiş’’ dedi. İkisi içinde durum ilginçleşmeye başlamış bedenlerini korku sarmaya başlamıştı.  Genç olan efsaneler hakkında pek bir bilgisi yoktu, zaten konuşulması yasaktı halk arasında Kule komutanı kulenin yanına gelmiş ve başını yukarıya kaldırmıştı. Adam bunu fark ettiği anda söze başladı. ‘’Komutanım kapıda Yenilmez efsane ve Borla diyen çocuk sesi var.’’ Dedi. Kule komutanı etrafındakilere çabuk işareti yapmıştı.  ‘’Ne duruyorsunuz? Hemen kapıyı açın yoksa şehri yerle bir edebilir’’ diye bağırıyordu. Askerler tam ne olduğunu anlamadan komutanlarının verdikleri emri yerine getirmek için işe koyulmuşlardı.  Kapıları açmak için iki başlarda bulunan dümenlerin çevrilmesi gerekiyordu, askerler tüm gücüyle dümenleri çevirmeye başlamışlardı.

Kule komutanı daha hızlı olmaları emrediyordu. Kapı yavaşça açılmaya başlamıştı. Askerler kapı aralığından ikinci kapıya açmak için dümenlerin başına gelmişlerdi. Kule komutanı daha fazla yardım istemişti.  Kadran arkadan gelen gürültüye bir kez daha bakınca büyük yılana benzeyen kesici bıçakları olan yaratık ortaya çıkmıştı. Küçükken böyle yaratıkların serüvenlerde veya insanı korkutmak için olduğunu sanırdı. Boyunun okyanustaki dalgalardan daha fazla olduğu ilk bakışta anlamıştı.  Borla koşmaya devam ediyordu yolu yarılamıştı. Büyük yılan okyanusun kesilmesini fark etmiş ve meraktan orada gelmiştir. Büyük yılan onları daha yeni fark etmişti.  Kapı fazla açılmasa da insanın rahatlıkla geçebileceği kadar açılmıştı. Borla ‘’İçeriye gir!’’ diye bağırmıştı. Çocuk içeriye adımını attı. Birinci kapıdan içeriye girince askerler onun koluna girip götürmeye başlamışlardı. Kadran dirense de onlardan kurtulamadı. İçerisi beklemediği kadar aydınlıktı. Kule komutanı ve ardında askerler hayretle çocuğa bakıyorlardı. Koca kapıyı açtığın ufak bir çocuktu. Kule komutanı kendisini saniyede toparladı. Askerler okyanusu kesen ilk başta o olduğunu düşünmüşlerdi. Kule komutanı arkada koşmakta olan Borla’yı gördü, oldukça ihtiyarlamıştı. Kule komutanı

 

‘’Çocuğu güvenli bir yerde tutun’’ dedi. Kadran Borla’yı göstererek ‘’Ya o!’’ diye işaret etti. Kule komutanı ‘’Bırakalım da iki imparator kozlarını bir kez daha paylaşsın’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 15 Bölüm

Kelime Sayısı:743

15 Bölüm

 

İkiye Bölünen Okyanus

 

Rüzgâr oldukça hızlı esiyor ve havayı serinletiyordu. Borla çocuğu sırtına almış rüzgâra karşı yürüyordu. Kadran ona sımsıkı sarılmış ve gözlerini yüzüne kadar kapatmıştı. Rüzgâra karşı bakma cesareti yoktu olsa bile Borla ona bakmamasını baktığında gözlerinin kör olacağını söylemişti. Başlarda Borla onu sırtına alma taraftarı değildi fakat rüzgârın çocuğu uçurabileceği düşüncesiyle onu sırtına almaya karar vermişti. Kadran ölüme terk edilmediği için halen sinirliydi, sebepsiz yere sahiplenilmişti.  Hayatta kalmak için amacı yoktu. Culdan krallığı peşine düşeceğini biliyordu.  Adamın bunu umursamadığını düşünüyordu.  İlerledikçe rüzgâr şiddetini arttırıyor ve fırtınaya dönüşüyordu.  Onun yürümesinin yavaşladığını anlayabiliyordu. Kadran ‘’O güçlerini neden kullanmıyorsun?’’ diye meraktan sormuştu. Koca şehri yok edebilecek güce sahip olan birisi bu fırtınayı durdurabilir veya üstesinden gelebilirdi. Fırtına o kadar şiddetlenmişti ki etraftaki seyrek ağaçları yerinden söküp götürüyordu. Kadran ‘’Neden fırtınayı durdurmuyorsun’’ diye ikinci kez sormuştu. Borla

 

‘’Yerimizi belli etmek istemiyorum en azından şimdilik’’ diye cevap verdi.  Kadran ‘’Nerede olduğumuzu bulabilirler mi?’’ sorusunu yöneltti. Borla başını salladı.  Fırtınaya karşı yolunu adımlarken ilerdeki ağaç gözüne çarpmıştı, gittiği yolun üzerindeydi. Fırtına onu sökmeye çalışıyordu. Ağaç direniyordu. Fırtına ne kadar uzun sürerse sürsün onu köklerinden kopartacağına emindi ve ağaç daha fazla dayanamadı.  Kadran çoğu zaman gözünü fırtınadan tarafa çevirmiyor olsa da ağacın sesini duyumsamazlıktan gelememiş olanların bir kısmını görmüştü.  Kadran ‘’Öleceğiz!’’ diye bağırmıştı, Ağacın kökleri dışarıya çıkmaya başlamıştı. Borla kılıcını kınından çekmişti. Ağacın son köklerinin yerle bağlantısı kalmayınca onların üzerine doğru uçmaya başladı, onların üzerine hızlıca geliyordu. Ağaç iyice yaklaştığında Borla ağacı ikiye bölmüştü, ikiye bölünmüş ağaç fırtınaya karşı direncini kaybetmiş ve parçalara ayrılmaya başlamıştı, parçalara ayrılan kısımları farklı yönlere giderek onları geride bırakmıştı. Kadran omzunun üzerinden kafasını çevirerek halen parçalanmakta olan ağaç parçalarına baktı. Ağaç kısa sürede gözden kaybolmuştu.  Kadran

 

‘’Daha bu fırtınada ne kadar ilerleyebiliriz ki?’’ diye sordu. İlerlemeye devam ederken önlerinde fazla yüksek olmayan tepe vardı, ağaçları yerinden söken fırtına Borla’ya hiçbir zarar veremiyordu. Kadran ‘’Sen fırtınadan güçlü müsün?’’  Diye sordu.  Borla onun sorusuna cevap vermedi fakat başka bir şey söyledi. ‘’Bu sıradan fırtına değil’’ dedi.  Tepeye daha hızlı adımlarla varmaya uğraşıyordu. Tepeyi görmeden önce yavaş ilerliyordu, onu görünce hızlanmıştı.  O tepeye ilerledikçe fırtına daha da şiddetleniyor o da daha hızlı adım atmak için daha fazla uğraşıyordu.  Sonunda tepeye ulaştığında fırtına etkisini yitirmeye başlamıştı.  Tepede okyanus gözüküyordu. Tepeden aşağıya inmeye başladığında fırtına dinmişti, artık Kadran’ın sırtından inmesinin vakti gelmişti. Biraz daha ilerdeki fırtına kendisini rüzgarlara bırakmıştı. Sırtındaki çocuğu indirdi.  İkisi birlikte yürümeye devam ediyor okyanusa yaklaşıyorlardı, rüzgâr artık eskide kadar güçlü değildi. Kadran uçsuz bucaksız okyanusa baktı. Güneşin batışı yaklaşıyordu.  Uzun yolculuk sonrası Borla istediği yere varmıştı.  Kadran ‘’Yolun sonuna geldik ne yapacağız?’’ diye sordu. Gidecek yer kalmamıştı. Borla ‘’Dediğim gibi dünyanın boynundaki köprüden geçemeyiz bu yüzden okyanusun içinden geçeceğiz’’ diye yanıt verdi.  Borla Kadran’a arkasında biraz uzak durması için işaret etti ve birkaç adım ileriye attı. Kılıcını kınından çıkardığında Kadran düşünmeye başlamıştı, hangi ara ağacı kestikten sonra kılıcı tekrar yerine koyduğunu hatırlayamadı.  Borla omzunun üzerinden Kadran’a baktı ve gülümsedi.  Kılıç kısa sürede siyah renge büründü ve kara duman çıkmaya başladı. Kılıcı havaya kaldırdı, hızlıca yere indirdi. Kılıçtan çıkan karanlık güç Kadran’ı yere düşürdüğü yetmezmiş gibi yerde geriye taklalar atarak Borla’dan uzaklaştırmıştı. Kılıcın keskinliği okyanus üzerinden gözle görülemeyecek kadar ilerledi, ardından büyük gürültü kopmuştu. Kadran tam olarak saldırıyı izleyememişti, kirlenen üzerini temizlerken toprağa bulanmış yüzünü eliyle siliyordu. Okyanus dalgalanmaya başlamıştı, karanın boyutunu aşmıştı.  Borla ona yaklaşması için işaret yaptı. Kadran onun yanına geldi hatta ondan daha ileriye gitti, okyanusun dibi görülmeye başlanıyordu. İki büyük dalga arasındaki sular çekilmeye başlamıştı. Borla kıyıya kadar yürüdü ve Kadran’ı tekrar sırtına aldı.  Kadran şimdi ne yapacaklarını bilmiyordu. Borla onu sırtına aldıktan sonra kara parçasının en ucuna geldi ve arkasını okyanusa verip aşağıya inmeye başladı.  Borla

 

‘’Sıkı tutun aşağıya iniyoruz ve aşağıya bakma bir süre başın dönebilir’’ dedi. Kadran hiçbir şey söylemedi sadece mırıldandı anlamsızca Borla ‘’Okyanus kapanmadan karşıya geçeceğiz’’ dedi.  Borla kayalıklardan aşağıya iniyordu. ‘’Daha sıkı tutun!’’ dedi. Kendini bırakır bırakmaz Kadran bağırmaya başlamıştı. Borla tekrar kayalıklara tutundu. Biraz daha aşağıya indi ve aşağıya atladı. Kadran’ı sırtından indirdi, Kadran ayakta duramayıp diz çöktü, dizlerinin bağı çözülmüştü. Borla yürümeye başladı o yürümeye devam ederken ellerinde kanıyor ve damlalar halinde toprağın üzerine düşüyordu. Kadran ayağa kalktı, iki tarafına baktı. Dev okyanus vardı bastığı toprakta türlü türlü yerde ölü yatan deniz varlıkları vardı. Borla ‘’Benden daha hızlı koşabilirsin evlat. Şimdi buranın sonuna kadar koş ilerideki kapıya ulaştığında onlara Yenilmez efsanenin geldiğini içeriye girmek istediğini izin vermezlerse şehri ikiye böleceğini söyle.’’ Dedi. Kadran ‘’Burada şehir mi var?’’ diye sordu. Borla ‘’Dediğimi yap evlat hadi yoksa senden önce varacağım oraya.’’ Diye söylendi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 14 Bölüm

Kelime Sayısı:920

14 Bölüm

 

Kalmukya Yerinden Oynadı

 

Yenilmez efsane Borla’nın yıllar sonra ortaya çıkışından sonra dünya üzerinde hareketlenme başlamıştı.  Dünyayı yöneten adam masasında dünya üzerinde düzen ve denge için düşünüyordu. Krallıkların birbirleri arasındaki savaşa sesini çıkarmıyordu. Savaşlar ona göre düzen ve denge unsuruydu.  Kapı tıklandı, İçeriye giren adım başını eğmiş öyle girmişti. Kapı fazla uzun değildi kısaydı. İçeriye giren herkes başını indirmek zorundaydı, dünyayı yöneten adam odaya girip çıkmasını başka bir kapıdan yapıyordu. O içeriye başını eğmeden giren tek kişiydi, ellerini birbirine bağladı.

 

‘’Efendim Yenilmez Efsane Bierta geri döndü. Çocuğunu Krimordan kurtarıp şehri yok etmiş. Aldığım habere göre şehirde Başaran da varmış. Şehre gelen savaş konsey üyeleri Bierta tarafından öldürülmüş. ‘’ dedi. Dünyayı yöneten adam tabağın üzerinden uzun tütün çubuklarından bir tanesi aldı ve ateşe tutup yaktı. İçine çekip dumanı dışarıya verdi. İçerideki adama bir şey söylemedi sadece çıkmasını işaret etti. Adam başını eğip dışarıya çıktı. Odada tekrar yalnız kaldığında ‘’Borla’’ diye mırıldanmıştı.  Bugünlere gelmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesiydi. Derslerdeki aldığı başarısızlıktan sonra atılacağı gün okul kurulu ile görüşüyordu.  Atılacağı gün Borla kurt tepesinde aldığı başarı yüzünden dünya çocukların önemini bir kez daha anlamış kurul ona son bir şans vermişti. O son şans hayatını değiştirip bugünlere kadar getirmişti. Çekmecesinden haritaları çıkarmaya başladı. İçinde Krimor’un olduğu haritayı bulana kadar araştırdı. Çok geçmeden haritayı bulmuştu, masaya serdi, Borla’nın nereye gideceğini düşünüyordu. Gözlerini kapattı.

 

‘’Sıra sende Borla gözlerini kapat ve uyu. Uyu ki seni bulayım’’ dedi.

 

 

Borla gözlerini açtığında elleri masaya zincirlenmişti. Han içerisinde iki kişiden başka kimse yoktu. Masanın diğer tarafında Dünyayı yöneten adam vardı. Onu bulabilmek için Borla’nın uykuya dalmasını beklemişti ve bu oldukça zor süreçti. Onu bulması üç gün sürmüş ve sonunda bulabilmişti. Borla masaya sabitlenmiş zincirleri kollarını kaldırarak kırdı. Borla ‘’Konuşurken serbest olmayı severim. ‘’ dedi.  Dünyayı yöneten adam Borla’nın yüzünü görmek istese de rüyasında bile yüzü karanlıktı, bu onun karanlık gücünün ne kadar muazzam olduğunu gösteriyordu. Dünyayı yöneten adam ‘’Sonunda geri döndün bir gün asla saklandığın yerden dışarıya çıkmayacağını zannetmiştim’’ dedi ve ekledi ‘’Senin gibi bir adamla savaşmak bana kıvanç verir’’ diye sözlerine ekledi. Borla

 

‘’Savaşacak mıyız?’’  Diye sordu. Dünyayı kurtaran adam ‘’Gerekirse’’ diye cevap verdi. Borla

‘’Gerekecek ve bu sefer ikimizden birisi ölecek’’ demişti. Dünyayı kurtaran adam gülümsemişti. ‘’Yani sen öleceksin Borla ben daima ayakta kalacağım, kazanacağım ve kazandıracağım. ‘’ dedi ve ekledi ‘’Belki bu sefer birlikte hareket edebiliriz dünyaya ikimiz yön verebiliriz. Seni de kendime ortak edebilirim’’ dedi. Borla kahkaha attı.

 

‘’Dünya iki kişinin yönetebileceği kadar büyük yer değil. Eğer birisi yönetmesi gerekiyorsa o da benimdir. ‘’ dedi. Dünyayı yöneten adam ‘’ Seni bilmem ama benim görecek çok yılım var senin ise zamanın oldukça dar’’ dedi.

 

 

Borla gözlerini açtığında gece olmuştu. Gözleri ilk Kadran’ı aradı, o halen uyuyordu.  Gece serinliği düşmüş ve ateş sönmüştü. Borla yeniden ateş yakması gerektiğine inanıyordu. Ateşi yakması harlaması gündüzden daha uzun sürmüştü karanlığın etkisi büyüktü, gerçi o karanlıkta daha iyi görüşü olmasına rağmen konakladıkları ovada odun ve çubuk bulmak epey zordu.  Kuru otların sayesinde ateşi kısa sürede harmanlamak daha kolaydı.  Ateş yeterince sıcaklığı vermeye başladığı zaman o da yattı, zaman zaman gecenin ilerleyen saatlerinde kalkıp ateşe topladıklarından atıyor ateşin sönmesini engelliyordu. Sabaha kadar ateşi söndürmedi.  Sabah olduğunda yola çıkma vakti gelmişti, Kadranı uyandırdı, Kadran ayağa kalktı toparlandı gözlerini ovuşturdu sapaklarını sildi.  Kadran

 

‘’Şimdi nereye gidiyoruz?’’ diye sordu.  Borla yolumuzun üzerinde eski birkaç dostum var onları göreceğim nerede yaşadıklarına dair fikrin var mı?’’ diye sorduğunda Kadran soruyu yanıtsız bırakmıştı. Borla ‘’Denizin dibinde yaşıyorlar’’ dediğinde Kadran çok şaşırmış nasıl olduğunu sormuştu. Borla sırıttı fakat hiçbir şey söylememeyi onu merakta bırakmayı tercih etti.  Yola koyulmuşlardı, Kadran aklı denizin dibinde kalmıştı ve kendi kendine düşünürken aklına gelen en ufak iyi bir şey yoktu.

 

‘’Beni denize mi atacaksın?’’ diye sordu. Borla ‘’Bunu neden yapayım?’’ diye sordu. Kadran ‘’Belki beni farklı şekilde öldürmek istiyorsun’’ diye cevapladı. Borla ‘’Hep kötü sonucu düşünerek böyle sonuca vardın değil mi?’’ diye sorduğunda Kadran başı ile onayladı. Borla ‘’İşte içindeki karanlık böyle bir şey hep kötüyü düşündüğün için bunu doğuştan yapabildiğin için gelecek vaat ediyorsun’’ dedi. Kadran

 

‘’Ya emeklerin boşuna çıkar istediğin kadar birisi olamazsam’’ dedi. Borla ‘’Benim eğitimimin sonucunda böyle sonuç yok evlat ya eğitimini tamamlayamadan ölürsün ya da benim istediğim kıvama gelirsin. Ortası yok hiçbir zaman olmadı.’’ Dedi ve devam etti. Borla ‘’Çok merak ettiğini biliyorum sana bir ipucu vereyim denizin altında yaşayan birileri var bizim gibi onları göreceğiz. Daha fazla soru sorma daha fazla detay ve ipucu yok gerisi senin hayal dünyana kalmış ama şunu bilmen gerek oraya ulaşmakta oradan çıkmakta kolay olmayacak’’ dedi. Kadran

 

‘’Oraya giderken ya boğulursak ben yüzme bilmem!’’ diye tepkisini gösterdi. ‘’ dedi. Borla ‘’Oraya gitmemizin asıl sebebi başka bir yolumuzun olmaması Krimorda yaptıklarım çok dünyaya yayılmaya başlamıştır ve köprüden geçmemize izin vermeyecekler dünyanın başka bir bölgesine gidebilmenin tek yolu denizin dibinden gitmek’’ dedi. İkisi daha fazla konuşmadan yola koyuldular. Borla uyumayarak iyi yol almıştı. Sabahın erken saatlerinde başlayan yürüyüşlerine gece olana kadar devam edeceklerdi. Gece olduğunda yeniden ateş yakıp dinleneceklerdi.  Kadran uzun süren sessizliği bozmaya kadar verdi.

 

‘’Ne kadar yolumuz var?’’ dedi. Borla ‘’Çok ama at bulursak bir buçuk günde varırız’’ diye yanıtladı.  Kadran heyecanla ‘’At bulalım o halde’’ dedi. Borla gülümsedi.  ‘’Bildiğim kadarı ile bize yakın yerleşim yeri bulunmuyor ve bulunsa dahi at bulacağımızdan emin değilim’’ dedi. Borla ona yerleşim yerlerinden uzak ilerlediğini söylememişti.  Kadran ‘’Yerleşim yerlerine yakın gidelim at bulur kısaca ulaşırız’’ dedi.  Borla ‘’Çocukluğunu yaşadığın şehri yok ettim daha yenilerini yok etmemek için olabildiğince yerleşim yerlerine uzak gidiyoruz.’’ Dedi. Kadran ‘’Çocukluğum iyi değildi yani orada üzüldüğüm tek şey üvey babamın bir mezarı dahi olmayacak oluşudur.’’ Dedi. Borla ‘’Arkadaşların yok muydu?’’ diye sordu. Kadran ‘’Yoktu’’ diye cevap verdi. İkisi konuşmayı bırakmışlardı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 13 Bölüm

Kelime Sayısı:858

13 Bölüm

 

Krimordan Kaçış

 

Kadran onun yanından ayrıldı ve koridorda koşmaya başladı. Askerler daha fazla geliyordu Başaran yoruluyordu, giderek sona yaklaşıyordu. Kadran tünelin sonuna geldiğinde ona bir kez daha baktı. Onun arkasına geçenlerden olmuştu. Dar alanda dövüşme yeteneği muazzam olsa da arkada onlarca askeri güçlükle tutuyordu. Merdivenlerden çıktığında mazgalın kapağının açıldığı görmüştü. İçeriye toz düşerken başını eğmişti, sonra tekrar yukarıya baktı. Kendisini idamdan kurtaran adam oradaydı.  Borla ‘’Başaran nerede?’’ diye sordu.  Kadran ‘’Geride’’ diye cevap verdi.  Başaran ‘’Reis görevimi yaptım’’ diye bağırdı. Borla elini uzatıp Kadran’ı oradan çıkardı. Başaran ‘’Reis buradan gidin’’ dedi. Borla çocuğu ayağa kaldırdı. Borla ‘’Hayatta kal!’’ diye seslendi.  Başaran bir şey söylemedi. Borla tünelin ağzını kapattı ve çocuk ile yürümeye başladı. Çocuk ‘’Onu orada mı bırakacağız?’’ Dedi. Borla ‘’O ve ben gerçekleşecek olanın farkındayız’’ dedi ve gökyüzünü işaret etti. Bu şehir Borla tarafından yok edilecekti ve vakit azalıyordu. Başaran ‘’Hiç denemedim’’ diye mırıldandı, başka seçeneği de yoktu.

700 numaralı adam ‘’Sana vereceğim küreyi en son çare olarak kullan’’ dedi. Sözünü hatırlamıştı. Ellerine aldığı iki küreyi yere attı. Tünelde büyük patlama oldu ve içerisi toz bulutu ile doldu. Borla ve çocuk patlamayı uzaktan duymuş geri dönüp bakmıştı, kapak havaya fırlamıştı ve toz dumanı karanlık dumana karışmıştı.  Borla çocuğu zamanında almıştı, karanlık duman ve hortum gelemeyeceği kadar uzaklaşmışlardı ve etkisi azalıyordu. Kadran ‘’Öldü mü?’’ diye sordu. Borla cevap vermedi ve onu geriye bakmasını engelleyerek önüne dönmesi için zorlamıştı. Borla ‘’Buradan hızlıca uzaklaşmak gerek’’ dedi. Kadran ‘’Beni neden kurtardın adımı daha bilmiyorsun?’’ diye sordu. Borla ‘’Yolumuz da uzun hikayemizde en başından başlayacağım ama adını bilmediğimi nereden çıkardın?’’ diye sordu. Kadran ona adını söyleyip söylemediği bilmiyordu tekrar düşündü emindi adını söylemediğine. Çocuk bir an olduğu yerden koşmaya başladı, boş arazide Borla’dan kaçıyordu.  Borla

 

‘’Bugüne kadar benden kim kaçıp kurtulabildi ki sen de kaçıp kurtulasın çocuk’’ dedi. Çocuk durdu ve arkasına döndü. ‘’En kötüsü ölürüm’’ dediğinde Borla’nın bir anda karşısına dikilmesi çocuğu epey ürkütmüştü.  Çocuk onun karanlık yüzüne baktığında daha çok korkmuş bir adım geriye atmıştı. ‘’Bir gün ölmek için yaşıyoruz evlat gerçek ailen öldürüldü. Bunun intikamını almadan ölecek misin?’’ diye sordu. Çocuk Borla’nın dediklerini anlamamıştı fakat konuştu. ‘’Onlar beni sattılar’’ diye tepki gösterdi. Borla başını aşağıya eğdi ve doğrudan çocuğa baktı.  Çocuk korkudan yere düştü ve düştüğü yerde öylece kalakaldı.  Borla

 

‘’Gerçekler çoğu zaman anlatıldığı gibi değildir evlat’’ dedi. ‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ diye sordu.  Çocuğu ‘’Hayır! Ama güçlü bir ihtiyarsın’’ dedi. Borla ‘’Bilmeyenlere göre sadece ihtiyarım bilenlere göre Yenilmez Efsane Borla’yım sana göre Biertayım’’ dediğinde çocuk kendinden geçerek bayılmıştı. Borla çocuğu yerden kaldırdı ve omzuna aldı.  ‘’Şimdi daha hızlı yol yürüyebilirim’’ diye mırıldandı. Geriye bıraktığı şehir büyük yıkıma maruz kalmıştı, belki de artık kullanılamayacak durumdaydı. Burada gelip basitçe çocuğu alıp gitme niyetindeyken yine bir şehri yok edip ardına bakmadan yola koyulmuştu. Uzun zaman önce kaybettiği çocuğu geri almış birlikte neler yapabileceğine bakmaktı.  Bu çocuk karanlık güçlerle doğan tek çocuk değildi fakat Tarnovalı olan tek çocuktu, diğer çocukların hepsini kaybetmişti, kimisi kaybolmuş kimisi öldürülmüştü, elde kalan son çocuk en iyi şekilde eğitmeliydi.

 

 

Yolculuk son hızla devam ediyordu. Borla çocuğu sırtında taşıyordu, atı olmadığı için yürüyorlardı. Dünyanın Krimorda yaşanan olaylardan haberi olduğunu düşünüyordu. Çocuk henüz ayılmamıştı. Akşam olmasına çocuğu sırtından indirdi ve yere otların üzerine bıraktı. Yiyecek bir şeyler bulmalıydı, geniş otlaklara sahip bu bölgede yakın çevrede herhangi hayvan veya meyve ağacı bulunmuyordu. Araştırmaya ve gezinmeye devam etti, ormanı geriye bırakmıştı belki de o zaman durup dinlenmeliydi o biraz daha yol almayı istiyordu. İlk başta ulaşmak istediği yer çok uzak olmasa da yorgundu birkaç saat dinlenmeli ve bir şeyler yemeliydi.  Yere eğildi ve doğanın sesini dinlemeye başladı, bir şeyin hareket ettiğini duyuyordu otların arasında yavaşça yerinden doğruldu ve belindeki bıçağı hareket eden şeye fırlattı. Hızlı davranmış ve hayvan inlemesini duymuştu. Otları açtığında sadece küçük tavşan avladığını görmüştü.  Önce bıçağını çekti, sonra tavşana aldı, çocuğu bıraktığı yere geldi, etrafta küçük taşlardan etrafı çevirdi.  Çalı çırpı küçük odun parçaları ve kuru ot buldu.  Ateş yaktı yaş çubuk bularak bıçağı ile oydu. Tavşanın derisini yüzdü, kanını dışarıya akıttı.  Tavşanı ateşe tuttu, heybesinden biraz yağ çıkartıp onu pişirirken tavşanı çeviriyordu. ‘’Kadran uyan!’’ diye bağırdı. Çocuk kendi adını duyunca gözlerini araladı. Ateşin başında olduğunu fark etmişti, karnı gurulduyor ve susuzdu. Borla

 

‘’Öyle bir bayıldın ki uyandırmasam açlık ve susuzluktan ölecektin. Borla ona matarasını attı. Kadran matarayı kaptığı gibi suyu içmeye başladı. Tavşanı çeviriyor iyice pişmesini sağlıyordu. Ateşten çekti ve biraz kesip Kadran’a uzattı. Kadran bir parça aldı tadı tuhaftı diğer yediği etlere benzemiyordu. Borla

 

‘’Adını biliyormuşum değil mi? Bir gün bekletilseydi daha tatlı olurdu ama amaç tadı değil karnı doyurmak’’ dedi. Yine de tadına alışınca çok yememek gerek tavşan eti ömür kısaltır’’ dedi. Gülümsedi. Kadran ‘’Ölümden geri geldim bir şey olmaz’’ dedi. ‘’Kaç gündür uyuyordum?’’ dedi. Borla ‘’Üç gündür dedim ya eti ve suyu görünce kafan dağıldı, kendini toparla yolculuğun geri kalanını seni sırtımda taşımayacağım. ‘’ dedi. Kadran ‘’Bana gerçek ailemden bahset’’ dedi. Borla biraz daha atıştırdıktan sonra yere uzandı

 

‘’Baban bir oduncuydu anneni bilmiyorum. Haklarında fazla bilgim yok fakat doğduğun gün onların öldürüldüğü gündü. ‘’ dedi.  Kadran ‘’Sonra?’’ dedi. Borla ‘’Gülümsedi ses tonu cezbedemeyeceği çocuk yoktu ama devamını getirmeyecekti. ‘’Dinlenmem gerek evlat vakit buldukça hikâyenin ana hatlarını hatta istersen detaylarını sana anlatacağım’’ dedi. Kadran bozulmuştu ama elinden bir şey gelmezdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın